|
Dünyamız ciddi bir değişimin eşiğinde. Bunu artık sadece
ezoterizmle ilgisi olanlar değil, bilim adamları da söylüyor.
Küresel ısınmanın dünyamızı felaketlere sürükleyeceği artık
somut verilerle ortada. Gezegendeki yiyecek miktarının giderek
azaldığı, iklimlerin değişmekte olduğu, güneşin artık zarar
verici ışınlar yaydığı gerçeği gibi, suyun da giderek
tükenmekte olduğu artık günlük hayatımızın içindeki bir gerçek
haline geldi.
Ezoterizmde su bilginin sembolü olduğuna
göre dünyada suyun azalmasının, insanın bilgisizliğinin bir
tezahürü olduğu düşünülebilir mi acaba? Eğer etrafımızda somut
olarak gördüğümüz her şey soyut olanın, düşüncelerin
tezahürüyse bugün savaşlarla, katliamlarla, açlıkla, türlü
felaketlerle inleyen dünya da biz insanlığın düşüncelerinin
sonucu olmasın sakın?!
Atlantis Uygarlığı’nı hatırlayacak olursak, bu konuda elde
edilen bilgilerde hep tekrar edilen gerçek özetle şöyle: Hem
teknolojisi, hem de psişik güçleri son derece gelişmiş olan bu
uygarlık “elde ettiği güçleri
kötüye kullanınca” sonu doğal bir
felaketle sulara gömülmek oldu. Bilim adamlarının bugünkü
dünya için işaret ettiği gelecek de aynı nedenleriyle birlikte
aynı sonucu göstermiyor mu? Öyleyse bu gidişatı
hızlandıranlardan olmamak adına ne yapabiliriz?
Tezahürleri
oluşturanın isteklerimiz ve düşüncelerimiz olduğu varsayılırsa
işe önce neyi istediğimize karar verip ardından da
düşüncelerimizi yönlendirerek başlayabiliriz.
“Düşünceyi
yönlendirerek dünyayı kurtarmak” fikri belki ilk bakışta komik
gelebilir. Ama, bazen bir insanın evinin düzenliliğinden,
giyim tarzından bile onun hakkında yorumlar yapabiliyor, yani
onun düşünce tarzını, hayata bakışını, enerjik ve neşeli biri
olup olmadığını yakalayabiliyorsak, dış alemi oluşturmanın
önce düşüncemizde başladığını zaten kabul etmiş olmuyor muyuz?
Öyleyse biz bu bilgiyi hayatımızda zaten kullanıyoruz! Bu
durumda neden dünyayı kurtarmaya önce düşüncelerimizi
kurtararak başlamayalım? Yani karışık ve negatif zihinlerle
karışık ve negatif bir dünya yaratmak yerine “olumluya
yönlendirdiğimiz” zihinlerimizle aydınlık bir dünyayı
yaratanlardan olabiliriz. Bir büyük tufanı kendi içimizde,
kendi düşüncelerimizde yaşayabilsek belki de felaketlere
sürüklenmemize gerek kalmazdı…
Bu
bahsettiğimiz içsel tufanı yaratmak için bütün yapmamız
gereken, yaşadığımız günlük kaosların içindeyken ve sonrasında
bir parça zaman ayırıp kendimize dönmekten, ne yaptığımızı “gerçekten”
görmekten geçiyor. Acaba bizler de eline geçen gücü kötüye
kullananlardan mıyız? “Elbette hayır” diyebiliriz ama bunu
söylerken kendini kandırmak bazen çok kolay olabiliyor.
Kendimize olanca samimiyetimizle eğilmezsek bunu fark etmemiz
zannettiğimiz kadar kolay olmayacaktır.

Aşağıdaki Yunus
Emre’ye ait dizeler, tıpkı Atlantis’teki gibi kendini içsel
olarak da geliştirerek olumluya yönelmeyi değil, teknoloji
geliştirip maddi güç elde etmeyi daha kıymetli sayan günümüz
insanlığına söylenmiş gibidir:
| |
İlim ilim
bilmektir |
| |
İlim kendin
bilmektir |
| |
Sen kendini
bilmezsin |
| |
Ya nice
okumaktır |
| |
|
| |
Okumaktan mana
ne |
| |
Kişi Hakk’ı
bilmektir |
| |
Çün okudun
bilmezsin |
| |
Ha bir kuru
ekmektir |
| |
|
| |
Okudum bildim
deme |
| |
Çok taat kıldım
deme |
| |
Eğer Hakk bilmez
isen |
| |
Abes yere
yelmektir |
| |
|
| |
Dört kitabın
manası |
| |
Bellidir bir
elifte |
| |
Sen elif dersin
dersin hoca |
| |
Ma’nası ne
demektir. |
| |
|
| |
Yunus Emre der
hoca |
| |
Gerekse var bin
hacca |
| |
Hepisinden iyice |
| |
Bir gönüle
girmektir. |
|