Günün Penceresi

WWW.ASTROSET.COM

DİRENÇLERİMİZ

  Hayatın büyük sahnesinde hepimiz kendi rolümüzü oynamaya çalışıyoruz ve elbette her şey gibi bu oyunun da hizmet ettiği bir amaç var. Bizlerse günlük küçük dertlerimizin içine gömülmüş yaşarken bunu pek aklımıza getirmiyoruz. Dünya hayatı olanca ağırlığıyla ve yoğunluğuyla bizi içine çekerken gözümüzde büyüttüğümüz onca küçücük sıkıntının içinde kayboluyor, koca evrende “gerçekten” ne yapmakta olduğumuzu hiç düşünmüyoruz bile. Oysa bir türlü yakamızı bırakmayan o “kocaman” sorunlarımızdan bizi kurtaracak olan da bu “ne yaptığımızı” hatırlama çabasıdır; küçücük ya da kocaman problemlerin, üzüntülerin, düş kırıklıklarının türlü eziyetlerin “üzerine çıkıp” onlara dışarıdan bakmak ve o soruna şu soruyu sormak belki bize yardımcı olabilir: “Beni nereye götürmek istiyorsun?”

  Bütün bu acıların, zorlukların, sıkıntıların bizi yürütmek istediği bir yol, vardırmak istediği bir hedef elbette var. Hepsi bizleri değiştirmek, içinde bulunduğumuz bu çok ama çok sıkıntılı devirde daha hızlı yol aldırmak için; daha ince, daha hoşgörülü, daha anlayışlı, daha esnek, daha “kendini bilen” biri olabilmemizi sağlayabilmek için var.

  Bazen hayatı çok ıstıraplı geçen birisini gördüğümüzde şunu söylediğimiz olur, “acılar onu çok olgunlaştırmış”. O insanda, hal ve hareketlerine de yansıyan bir olgunluk hali vardır; konuşması, gülmesi, davranışları yaşından çok daha büyük biriymiş izlenimi uyandırır. Böyle olmasının nedeni gerçekten de o insanın çektiği sıkıntılardır ama daha çok bu sıkıntıların kendisini götürmek istediği yere götürmesine izin vermesidir. Yoksa sürekli sıkıntı yaşayıp kulaklarımızı ve gözlerimizi tıkayarak hiçbir yere gidememek de mümkün. İnsan ancak ıstırapla gelişebilmekte, rahatı yerindeyken ilerleyememektedir. Bizler rahatken egomuzu kontrol etme ihtiyacı hiç duymuyor, kendimizi dünyanın merkezine koyuyor, her şeyin bize hizmet etmesini istiyoruz. Hedeflerimiz, yaşam gayemiz para kazanmaktan, daha lüks bir yaşam sürmekten, kendi düşündüklerimizi doğru ya da yanlış diğerlerine kabul ettirmeye çalışmaktan ibaret kalıyor.
  İşte hayat bizi bu karanlık, çok kısa süreli hazlardan ibaret bir yaşayıştan kurtarmak için karşımıza türlü mizansenler, acılar çekmemize yol açan çeşitli oyunlar çıkarıyor. Bizlerse bu oyunların içinde sıkılırken birçok zaman soğukkanlılığımızı kaybedip isyan etmeye bile yönelebiliyoruz. Bir etkiyle karşılaştığımızda bunun içimizde bazı tepkiler yaratması en doğalı olurken asıl önemlisi, bizim bu sıkıntı veren etkilere karşı“direnç”gösterip göstermediğimizdir. Çünkü karşılaştığımız olaylara vereceğimiz yanıt bizim tercihimiz olacaktır; ya direneceğiz, ya da acının içimizden geçmesine izin vererek bizde yaratacağı gelişme yolunu açacağız.

  Direnmek bize neler getirir?
  Direnmeyi seçmek de tercihimiz olabilir ama o zaman bunun getireceği sonuçları da baştan kabul ederek bu seçimi yapmak gerekir. Direnmek bize neleri getirir?
  Hayatın bize sunduğu programa direnmek bize daha da büyüyen acılar, hastalıklar, kayıplar getirebilir, çünkü nereye kaçarsak kaçalım görürüz ki aynı sorun her yerde karşımıza belki de büyümüş olarak yeniden çıkacaktır. Yeni olanın getirdiğine direnmenin sonu birçok zaman çeşitli fiziksel ya da ruhsal hastalıklar, depresyon, psikolojik bozukluklar, hatta intiharlar olabilmektedir. Bunlara bireysel olarak baktığımızda direnmenin sonuçları olurken dünyanın ya da ülkemizin bugünkü durumu da değişime direnmenin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Günümüzde son derece artan kanser vakalarında stres, olumsuz düşünme gibi negatif ruh hallerinin etkisinin büyük olduğunu doktorlar da kabul ediyor. Bu negatif ruh hallerine girmemenin yolu da acı ve sıkıntılardan kaçmayıp ya da onlara direnmeyip içimizden geçmelerine izin vererek bizde yaratacakları değişimin akışına kapıyı açmaktan geçiyor.

  Çok basit bir örnek verecek olursak, kardeşi olanlar çocukken böyle bir deneyim yaşarlar. Tek çocukken ailenin gözbebeği, odak noktası olurlar ama yeni bir bebek aileye katıldığında bütün dikkatlerin küçük kardeşe odaklanması bu çocukların yeni bebeği yadırgamalarına neden olur. Bu yadırgamayı çocuk kendi doğasına uygun çeşitli şekillerde yeni bebeğe yansıtacaktır ama zaman içinde çok büyük bir ihtimalle yadırgama hissi yerini sevgiye bırakacaktır. Burada direncin zamanla dönüşmesini, pozitife dönmesini görmekteyiz. Bu belki de dönüştürmesi en kolay direnç biçimlerinden biri ve bizler bundan çok daha zorlu değişimlerin içine girmek durumunda kalıyor, çok daha zorlu değişim sınavlarıyla karşılaşıyoruz. Bütün bu zorlanmalarda önemli olan ilk andaki direncimizi sürdürmemek, onu fark ettiğimiz anda esnemek gerektiğini kabul etmek ve buna gayret göstermektir. Esneklik ve uyum kabiliyeti zor kazanılan ama kazanıldığında da çok yeni perdeleri önümüzde açabilecek, değerli bir ruhsal kazanımdır.

Yayın Tarihi: 17.Temmuz.2008

 
 

© Astroset 2004-2008