Aktüel & Gündem

WWW.ASTROSET.COM

2007 UNESCO MEVLANA VE HOŞGÖRÜ YILI

  UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim Kurumu) 2007 Yılını hoşgörü, sevgi ve toleransın, 800 yıllık gönüller sultanı olan Mevlana’yı anma yılı ilan etti.
 
Tüm dünyanın uluslar arası sevgi, hümanizm ve küresellik sloganı olarak kabul ettiği, "Gel, Gel, ne olursan ol, gel!  İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!  Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"  çağrısıyla dil, din, ırk, milliyet ayırmadan insanoğluna seslenmeyi başaran Mevlana; gözlerini dış dünyadan biraz da kendi içlerine çevirmek, kendi ruhunda yolculuk yapmak, kendini bilmek ve tanımak isteyenlerin gönül rehberi olarak, sekiz yüz yıldır her türlü karanlığı aydınlatmaya çalışan bir ışık yolcusu ve ışığını bu karanlık günlerde bizlere bir yol haritası olarak sunuyor yeniden!

  Sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük açısından kritik günler yaşayan gezegenimize küresellik, birlik, bütünlük, sevgi ve hoşgörü mesajlarını yüzlerce yıl öncesinden bugünlere uzanarak vermeye devam ediyor. Unesco’nun bu yıl için Mevlana’yı seçmiş olması aslında görünenin ardında görünmeyen bir mesaj taşıyor, sevgiyi unutmuş, çatlamış, kurumuş topraklara dönen yüreklerimize, “içine dön, insan olduğunu ve insanın şerefli bir mahluk olduğunu ve sevmeyi asla unutma” diyor, gönüller sultanı…

  2007 yılında doğal olarak dünyanın her yanında yapılacak olan Mevlana’yı anma günlerinde ve çeşitli organizasyonlarda, onun hangi yıllar arasında yaşayıp hangi eserleri verdiği anlatılacak, Mevlana şiirleri beste yarışmaları düzenlenecek, film festivalleri, şiir dinletileri hazırlanacaktır ama O asıl mistik kimliğiyle başka mesajlar göndermektedir günümüze…
  Daha hiç konuşulmaz iken küresel ve holistik bir anlayışı sevgi, varlık saygısı, hoşgörü potasında eriterek, günümüze taşıyan Mevlana’nın felsefesinde; günümüz ruhsal araştırmacılarının en çok ilgilendiği konu olan kuantum kuramının izlerine de rastlamak mümkündür.
Klasik mantığa göre bir nesne ya dalgadır veya parçacık, hem dalga hem parçacık olmaz. Mutlaka iki şeyden biri olmak zorundadır. Oysa ki Kuantum kuramına göre her nesne hem dalgadır hem parçacık. Mesnevi’deki pek çok şiirinde bu kuramı anımsatan dizeler vardır. Metafizik ve felsefenin binlerce yıldır söylemeye çalıştığı ikinin bir edilmesi olgusunu ve buradaki saklı bütünlüğü yüreği ile sezmiş, hissetmiş olan Mevlana ise 800 yıl öncesinden bugünlere uzanan bir şiirinde bizlere şöyle sesleniyor:

  Olduğum gibi kim görebilir beni,
  Ne rengim var benim ne nişanım
  Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin
  Ama
  Hem o sırlarım ben
  Hem o sırları saklayan
  Bu gönül ne vakit durulacak, bilmem.
  Ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim
  Yürüyüp giden de ben
  Ben bir denizim
  Kendi varlığı içinde taşan
  Uçsuz bucaksız
  Alabildiğine geniş  
  Kıyısız, hür bir deniz.
  İki dünya da yok oldu gitti benden ,
  Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni
  Ne o dünyadan

  Tasavvuf felsefesinin özünde ve bütüncül bir karakter taşıyan Mevlana’nın Mesnevi’sinde bu anlayış var. Mevlana bu düşüncelerini bilim adamlarından 750 yıl önce bizlere aktardı. Fizikçiler ve bilim adamları ise laboratuar araştırmalarıyla son 20-30 yıldır ezoterik ve ruhsal öğretilerin yüzlerce hatta binlerce yıl önce söylediklerini keşfetmeye başladılar. Metafizik ile Fizik arasında kurulmakta olan köprüler Yeni Çağın veya diğer adıyla Kova çağının, birleştirici, bütünleyici, yepyeni bir anlayışın yaklaşmakta olduğunun en inandırıcı göstergesi değil mi? Mevlana hoşgörü yılını ve O’nun Mesnevisini bu bütünsel anlayış içinde yeniden ele almak, binlerce yıl önceki mesajlarına daha derin bir anlam katmak olmaz mı?
  Kuantum kuramına göre karşıtlar mevcut değildir. Yani, bir kavram hem kendisidir hem de karşıtı. Arada kesin bir ayırım yoktur. Aynı and
a, aynı bütünlük içinde var olurlar ve gözleyenin seçimine göre dalga veya parçacık haline dönüşürler.

  İnci de nedir, bir katre ki içinde deniz gizli, bir güneş ki zerrede gizlenmiş,
  Bir güneş fakat zerre gösterdi kendini, derken de yavaş yavaş yüzünü açtı.
  Ademoğlu değersiz topraktan doğmuştur, toprağın oğludur, fakat bu oğlun babasıyla ilgisi nereden, nasıl?
  Bir ilgisi varsa bile akıldan gizli, niteliksiz, akıl nereden izini bulacak?

  Kendini Bilmek
  Mevlana, Anadolu topraklarının bağrından çıkarttığı bir başka bilge Nasreddin Hoca gibi ikilemlerden kurtularak, her şeyde birlik ve teklik olduğunu, her çokluğun tekliğe gittiğini işaret eden bir İslam Mistiği  ve gerçek bir sufidir. Onun “farkındalık ve kendini bilme” yolunda bir ezoterik okul gibi tüm insanlığa yüzlerce yıldır hizmet ettiğini yeniden anımsama fırsatı bulmuşken, eserlerini ve mistik kimliğini araştırma yöntemlerimizde bir değişiklik yapabilir, yeni bilgiler ışığında ona bir kez daha bakmayı bir gözlemci olarak seçebiliriz. Kim bilir belki bu seçimle de, dalga yönümüzü harekete geçirerek bize yeni şeyler fısıldamasına neden olabiliriz!…
 
Mevlana’nın insanlığa mesajında birlik, teklik, vahdet düşüncesi, sevgi ve hoşgörü vardır. Hoşgörü, teker teker insanların veya toplumların içinde barındırdığı farklılıklara rağmen, onları bütünlük içinde değerlendirmenin ve kucaklamanın en sağlam yoludur.

  Beri gel, daha beri, daha beri.
  Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
  Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
  Sen bensin işte, ben senim işte.
  Ne diye bu direnme böyle, ne diye?

  Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
  Tapumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek.
  Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
  Zengin yoksulu hor görür, ne diye?

  Sağ soluna yan bakar, ne diye?
  İkisi de senin elin, ikisi de.
  Pekiyi, kutlu ne, kutsuz ne?
  Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
  Başımız da tek, aklımız da tek.
  Ne diye iki görür olup kalmışız?

  İki büklüm gök kubbenin altında, ne diye?
  Sen habire gevele dur bakalım.
  Habire “Usul boylu birlik çam ağacı”de.
  Sonu nereye varır bunun, nereye?

  Şu beş duyudan, altı yönden
  Varını yoğunu bilgiye çek, birliğe
  Kendine gel, benlikten çık, uzak dur
  İnsanlara katıl, insanlara
  İnsanlarla birlik ol.
  İnsanlarla bir oldun mu bir madensin
  Bir ulu deniz
  Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane
  Dünyada nice diller var, nice diller
  Ama hepsinde de anlam bir
  Sen kapları, testileri hele bir kır
  Sular nasıl bir yol tutar gider
  Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak
  Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

  Mevlana’nın öğretisi İslami bir kökene sahiptir ve en bozulmamış en temel nitelikleriyle tam anlamıyla Tanrı’ya teslim olma felsefesinin derinliğini taşır. Tanrı’ya gerçek manada teslim olmanın da nefis denetimi ve farkındalık olduğunu iyi bilir.

      MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM      (Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım)
      MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
      (Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım)
       EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
  (Benden başkaca bir söz nakledenler olursa)
           BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM
         (Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım)

  Ben Kimim?
  Mevlana Mesnevi’sinde insanlık tarihinin binlerce yıldan beri sorduğu en temel soruya yanıt arar; “Ben kimim ve neden buradayım?”.  Ve bu soruların karşılığında da bize sunduğu gerçeklik sevgi yolundan geçer. Günümüz insanının en yoksun  olduğu  şey, düşünmek değil, sevgi ve anlayışı yaşama geçirememektir! Yaradılmış olan her şeyi sevmek insanlık ailesinin temel yol haritasıdır, elimizde tuttuğumuz fener ve hatta yolun kendisi sevgi yani onun deyimiyle aşktır. Mevlana öğretisinde insan ve Tanrı sevgisi  “aşk”  olarak tanımlanır. Onun felsefesinde Tanrı  "Ben gizli bir hazine idim; sevdim (istedim) ki bilineyim” der. Mevlana felsefesinin ve Mevleviliğin   temeli    “affetmek” üzerine temellendirilir.  Mevlana dünya üzerindeki her varlığa, nefsinin karanlık yanına esir düşmüş, ayıpların en büyüğüne sebep olmuş hatta karanlığın en dibine inmiş, her insana   kucak açar ve onu “Ne olursan ol yine de gel” diyerek herkesi birliğe çağırır. İnsan vicdanının ve ahlakının tekamülüne inandığı için affedici bir felsefesi vardır. “Kötü”nün, “iyi”nin   idrak edilmesinde, insanda açılmayı ve bilinmeyi bekleyen tüm yüceliklerin var olduğuna ama bunun doğal bir   farkındalık sürecine tabi olduğu gerçeğine bizzat kendisi varmıştır.

  Mesnevisinde yer alan bir cümlesinde, bu olgunlaşma sürecinde her birimizin vicdani farkındalığının farklı seviyelerini renklere benzetir: “Ne vakit renksizlik mertebesine ulaşırsan, orada Musa ile Firavun bir olur.” Der. O, yeryüzünde de gökyüzünde de basamak basamak yükselen gizli merdivenleri çıkmaya çalışan ve bocalayan, sendeleyen her insana kayıtsız ve şartsız kucak açmıştır. Asıl O’nun bu hoşgörüsüne ve birlik anlayışına ulaşabilmek için bu toprakların çocukları olarak yapacak daha çok işimiz var demek en doğrusudur.

  Dostlar, dostlar
  Birbirinizden ayrılmayın
  Başınızdan kaçamak hevesleri atın
  Madem ki hepiniz birsiniz, ikilik havası çalmayın
  Vefa sultanı emrediyor;
  Vefasızlık etmeyin.

 

© Astroset 2004-2008