|
Sözler,
genelde pek farkına varamasak da hepimizin hayatını doğrudan
etkileyen yaratıcı bir güce sahiptir. Bu etkinin
yarattıklarının bazen olumlu, bazen, hatta birçok zaman
olumsuz olabildiğini görüyoruz. Tek bir sözle birilerini
aydınlıklara sürüklemek de mümkün olabilir, karanlıklara da.
İşte şu atasözümüz de bize bunu açıkça göstermiyor mu:
"Söz
var, iş bitirir; söz var, baş yitirir."
Sözlerin yaratıcı gücüyle ilgili olarak
açıklanması gereken bir kavram da “tezahür”
kavramıdır. Tezahür kavramının neyi ifade ettiği, David
Spangler’a ait “Tezahür
Kanunları” isimli kitapta şöyle açıklanıyor:

Tezahür, enerjiyi bir gerçeklik seviyesinden bir diğer
gerçeklik seviyesine aktarmak üzere, doğayı yöneten ilkeler ve
kanunlarla işbirliği yapma sürecidir.
Spangler tezahür kavramıyla ilgili açıklamalarını şöyle
sürdürüyor;
… çoğu
zaman tezahür olayını var olan şeyleri aşağı indirmek (kendi
bilincimizde fark edilebilir hale getirmek) şeklinde
düşünüyoruz, yani soyut niteliklere bir şekil ve maddi hüviyet
vermek, görünmez olanı görünür ve somut hale getirme süreci
tarzında anlıyoruz. Fakat tezahür süreci fiziksel olanı
yükseltme, inceltme ve ruhsallaştırma vasıtası olarak da aynı
kolaylıkla iş görebilir.
Spangler’ın bu ifadelerle anlatmak istediği, bizlerin düşünce
ve eylemlerimizle (ki sözlerimiz de bu eylemlerin çok önemli
aktörleridir) soyut olan bir şeyleri yaşantımızda karşımıza
çıkan olumlu ya da olumsuz, somut olaylara dönüştürdüğümüzdür.
Dolayısıyla potansiyel haldeki bu gücü, bulunduğumuz fizik
ortamın seviyesini yükseltecek şekilde kullanmak mümkündür ve
konuşurken sözlerimizi özenle seçmek de bu amaca yönelik bir
çalışma olacaktır. Sözlerin tezahür eylemini hayata geçirici
etkisine örnek olarak halk arasında yaygın olan şu söz son
derece uygundur:
"Bir şeyi kırk kere söylersen olur."
Atasözlerimizin kimi, sözün yaratıcı potansiyeline dikkati
çekerken kimi de onu dikkatli kullanmanın önemine değinmiştir.
Örneğin hepimizin iyi bildiği
“Söz
gümüşse sükut
altındır”
diyen
atasözümüze dikkat edelim. Kimbilir kaç kez duyup hiç dikkat
etmediğimiz bu sözde, dikkatli konuşmaya yönelik bir uyarı
vardır, böyle bir uyarının Anadolu halkı arasında nasıl olup
da bu kadar yer ettiğini düşündüğümüzde de ortaya “sözün
önemi”
çıkar. Her ne kadar günlük yaşamda sözlerin son derece
dejenere edilerek kullanıldığına şahit olsak da, Bilge Anadolu
Halkı’nın, sözlerin tezahür gücünü hissetmiş olduğunu bu
kısacık atasözlerinden anlayabiliyoruz.
Ne var ki günlük yaşamda konuşma biçimimize dikkat ettiğimizde
hayatımızda bu kadar etkili bir gücü ne kadar gelişi güzel ve
olumsuz kullandığımızı görüyoruz. Çünkü çevremizde duyduğumuz
pek çok kaba, inciticilik potansiyeli taşıyan, olumsuzu
yaratmaya dönük sözler;bulunduğumuz ortamlarda sık sık
duyduğumuz türden ve bu aşinalık yüzünden taşıdığı tüm olumsuz
nitelikleri yok farzedilerek hayatımızın içinde varlığını
sürdürüyor, ne var ki bizler bunun sonuçlarının farkına bile
varamıyoruz. Örneğin bazen arkadaşlarımızla
konuşurken normalde “küçük
düşürmek” için
kullanılan bazı sözleri bir araya getirerek insanları
güldürmeye çalıştığımız bile olur (ve çoğu zaman güldürmeyi
başarırız da!) ve karşımızdakinin de buna gülmesini “espri
anlayışının gelişkin olması”
olarak değerlendiririz. Oysa biz her karşımızdaki insanın
üzülmediğini, bunun eğlenmekten başka bir şeye hizmet
etmediğini iddia etsek de, kullandığımız sözcükler içerdikleri
o olumsuz tesirleri karşımızdaki insana (ayrıca kelebek
etkisiyle bütün evrene) naklediyor, onun şuuraltına bütün o
olumsuzluğu yerleştiriyor ve sonradan o insanın hayatında
kimbilir ne şekilde, başka olumsuzluklarla da birleşip soruna
dönüşerek yeniden ortaya çıkabiliyor.
Sözler
düşüncelerimizin eseridir ve tıpkı düşüncelerimizi kontrol
etmemiz gerektiği gibi sözlerimizi de kontrol etmemiz, her
yaptığımızla yeniden yaratmakta olduğumuz hayatımızın bilinçli
bir yönlendiricisi olabilmek adına önemlidir. Sözlerin
yaşantımızdaki tezahürleriyle ya da ortaya çıkardığı somut
sonuçlarla, düşüncelere nazaran daha çabuk karşılaşırız. Bu
sonuç bazen karşımızdaki insanın yüzündeki bir gülümseme
olabildiği gibi bazen bir hayal kırıklığı ifadesi, ya da ardı
ardına açılan kapılar veya kaybedilen fırsatlar dizisi, hatta
kaybedilen koskoca bir hayat bile olabilir.
Eğer
hayatımızda pozitif bir gidişat, pozitif sonuçlar istiyorsak
sözlerin yaratıcısı enerjisini hayatımızda bilinçli olarak
olumlu olana
yönlendirmeyi, yıkıcı değil yapıcı olmaya dönük bir çalışmayı
günlük hayatımıza sokabiliriz. Kendimize bu bilinçliliği
öğretmek gibi bir eylemi amaç edinmenin ve bunun için bir süre
çabalamanın hayatımıza ne kadar yenilik getirdiğini somut
olarak görebiliriz.
Böyle bir
çalışmayı günlük yaşantımızın içine nasıl adapte edebiliriz
diye düşünebiliriz, bunun için her uygulamada olduğu gibi
kendimize dönmemiz, günlük etkileşimlerimizdeki eylemlerimizi
dışarıdan, tarafsız bir gözle gözlemlememiz, kendimizi an içinde yakalamamız gerekir. Bildiğimiz gibi başkalarının da değişmesini
sağlayabilecek olan bizim kendimizi değiştirmemizdir.
Dolayısıyla bu uygulama için önce kendimizi gözleyelim, gün
boyunca ne gibi sözler sarfediyoruz?
Örneğin son yıllarda bir
şeyin güzel olduğunu ifade etmek için bile “korkunç”
sözcüğü kullanılır oldu. Bir film izliyoruz ve “korkunç
güzel bir film!”
diyoruz. Oysa korkunç kelimesinin neyi ifade ettiğini
düşündüğümüzde “korkutucu olanla” karşılaşıyoruz ki korku
negatif bir kavram olduğuna göre güzel olanla
bağdaştırılamayacak bir niteliğe sahip. Neden güzelliğin
boyutunu belirlemek için negatif bir kavram kullanalım ki?
Bunun yerine “çok güzel bir film!” diyebiliriz.
Günlük yaşamda kulağımız bu gibi konuşmalara çok aşina
olduğumuz için bizler önemini fark etsek de sözlerin bu tür
kullanımlarından kendimizi hemen vazgeçiremeyebiliriz. Ama
bunun üzerinde şöyle çalışabiliriz; bahsettiğimiz gibi kaba
ifadeleri olan sözlerle bize yaklaşıldığında ve bir yanıt
vermemiz gerektiğinde biz o kaba ifadelerin yerine
olumlularını yerleştirerek karşılık verebiliriz. Bu konuda
başka bir uygulama da aklımıza her geleni olduğu gibi dışarıya
aksettirmek yerine konuşmadan önce durup derin bir nefes almak
ve bir an için de olsa söyleyeceğimiz sözün nelere yol
açacağını düşünmek olabilir. Bunu uygulamaya kalktığımızda
söylemeye kalktığımız pek çok şeyi ifade etmekten
vazgeçtiğimizi görürüz, çünkü şuursuzca sarfettiğimiz sözlerin
pek
çoğu bizi yanlış ifade etmekle kalmayıp aslında hiç
istemeyeceğimiz zincirleme etkilere neden olmaktadır.
Sözleri doğru
kullanma üzerinde bir farkındalık geliştirebildiğimizde
zamanla uygulamanın da kolaylaştığını ve hayatımıza pozitif
yenilikler getirmeye hizmet ettiğini görebiliriz. Bunun bize
sağladığı ilk fayda öncelikle kendi enerjimizi yükseltmek ve
dolayısıyla daha sağlıklı bir psikoloji olduğu gibi, kendimizi
daha doğru ifade edebilmenin bize getirdiği pek çok somut
yararın yanı sıra daha hafiflemiş bir zihinle gelen huzur
hissi olacaktır. |