Doğal Yaşam

WWW.ASTROSET.COM

ZOR ZAMANLARDA AYAKTA KALABİLMEK

David Spangler
Çeviren: Işık UÇKUN
Yayın Tarihi:04.Mart.2009

  Bir zamanlar zengin bir teyzem vardı. Eşi işinde çok başarılıydı ve ölümüyle birlikte ona büyük bir miras bırakmıştı. Bu teyzem, annemin kızkardeşleri içinde en yaşlı olanıydı ve sevgi dolu, cana yakın biriydi. Onu ziyaret etmeye her zaman bayılırdım. Ne var ki, zengin bir kadın olarak beni şaşırtan alışkanları vardı. Cömert bir kadındı, ama aynı zamanda da kıtlık içindeymiş gibi davranışları vardı. Örneğin ne zaman onunla yemeğe çıksak, kalkmamıza yakın masadaki bütün şeker paketlerini alıp çantasına koyardı. Bir keresinde ona bunu sordum, bana restoran masaya koyarak bunu bize verdiyse onları alacağını söyledi. Evine sürekli şeker aldığı halde bana “Ne zaman şekere ihtiyacın olacağını asla bilemezsin” derdi.
  Aynı davranışı ketçap paketleri, hardal ve diğer baharatlar için de sürdürürdü. Nasıl olup da bu kadar zengin olup yine de restoranların insanların kullanmaları için ortaya koyduğu her tür küçük şeyi yürüttüğünü anlayamıyordum. Annem bana bunun açıklamasını şöyle yaptı, teyzem ilk gençlik yıllarındayken büyük bir depresyona girmiş ve ailelerinin yaşadığı çok büyük zorluklara katlanmak durumunda kalmıştı. O dönemlerde eğer bir şey bedavaysa veya alınmasında bir sakınca yoksa teyzem onu, bir sincapın fıstıkları kış için evine götürdüğü gibi alıyordu.
  Annem de o dönemlerde yaşamıştı ama o daha küçük olduğu için daha az etkilenmişti. En büyük ablasıysa fakirlik korkuları içinde depresyona girmişti ve bir kurtarıcının gelip onu bu durumdan kurtarmasına ihtiyaç duyuyordu. Sonraki yıllarda son derece verici birine dönüşmesiyse onun karakterinin büyüklüğünü gösteriyordu ama o yıllardan kalma bir korkunun içinde yerleştiğini ve yıllardır varolmaya devam ettiğini fark etmiştim, ayrıca sonrasında pek çok dolu banka hesabının olduğunu da öğrenmiştim.

  Şimdi yine zor zamanların eşiğindeyiz. Pek çok insan mevcut para kaynakları serbest düşüş halinde azalmayı sürdürürken, bu eşikte olmayı onun içine yuvarlanmaya tercih ediyor. Şu anda 1930’lardan beri yaşadığımız en kötü ekonomik krizin içindeyiz, belki de başka bir ekonomik krizin içine doğru yuvarlanıyoruz ve bu, ikinci dünya savaşı sonrası doğmuş ve her zaman göreceli bir bolluk içinde yaşamış olup birkaç sürekliliği olan önemli krize şahit olmuş bir nesil için korkutucu bir bir düşünce. Yakında hepimiz şeker paketi yürütmeye başlayabiliriz! Zaten kronik olan bu durum, yaratılan korku atmosferiyle toplum içinde daha da kötü bir hale sokuluyor. Korku; ticarette, siyasette ve ne yazık ki spitüalizmde bile bir taktik olarak kullanılıyor. Korku dramatik ve tetikleyicidir ve en az cinsellik kadar etkilidir. Korku bir güç kaynağı olabilir. Şüphesiz, zihinleri manipüle edilen kişiler ve birtakım organizasyonlar için korkunun ayrı bir çekiciliği var. Kolektif enerji alanında çok fazla korku tesiri biriktiğinde bundan etkilenmeden kalabilmek de zorlaşıyor. Korku, zor zamanları daha da zorlaştırıyor.

  Keşke sizi ve bütün kayıplarınızı kurtarabilecek ekonomik kaynaklara sahip olsaydım ama böyle bir gücüm yok ne yazık ki. Bununla beraber enerjilerle ilgili olarak, zor zamanlarda ayakta kalmakla ilgili bazı düşüncelerim var. İşte oniki maddelik planım!

  Açık ve Akışkan Kalmak
 
Kızgınlık veya korku hissettiğimizde beynimizde akan kanın, damarların büzüşmesiyle, yaratıcı düşüncenin üretildiği ön loblardan saldırmayı veya kaçmayı yöneten beyin merkezlerine doğru yönelmesi bir fizyoloji gerçeğidir. Acil bir durumda, ani bir içgüdüsel harekette bulunmak yararlı olabilir ama bu olduğunda aslında kendimize bir tür *lobotomi (*beynin bir kısmının cerrahi müdahale ile tahrip edilmesi) uygulamış oluyoruz. Bugün karşılaştığımız olayların pek çoğu acil bir saldırıyı veya kaçmayı gerektirmiyor ki bir ekonomik krizden kurtulmak için buna gerçekten hiç gerek yok. Oysa beyin merkezlerimize yeterince kan akımının ulaşabilmesine çok ihtiyacımız var ve bunun için de gevşeyebilmek gerekli.

  Enerji alanımız için de bu gerekli. Sağlıklı enerji, açık ve akışkan olan enerjidir. Korku hissettiğimizde enerjimiz sıkışır, geriliriz ve bu da daha geniş bir dünyayla ve de ruhsal dünyalarla olan bağlantılarımızın azalmasına veya kapanmasına neden olur. Tam da onlara en çok ihtiyacımızın olduğu bir anda ruhsallık, yaratıcılık ve enerji kaynaklarımızla bağlantılarımızı kaybederiz. Zor zamanlarda ayakta kalabilmek ve gelişmeyi sürdürebilmek için enerjimizin açık, temiz, berrak ve akışkan kalmasına ihtiyacımız var. Bunu nasıl yaptığınız tamamen sizin durumunuza, içsel kapasitenize ve karakterinize bağlı. İşte size bu durumlarla başa çıkabilmek için oniki basit öneri.

  1. Fiziksel Aktiviteler
 
Hiçbirşey enerjinizi fiziksel aktivite gibi akışkanlaştıramaz ve bu aktivite nefes almak kadar basit olabilir. Paniklemek üzere olduğunuz kimbilir kaç kez derin nefes almanız söylenmiştir size! Bunun bir yolu ritmik olarak nefes almaktır. Nefesinizi verirken onu önce ayaklarınıza, sonra da toprağa indirin. Nefes alırken de onu önce başınıza kadar çekin, sonra da gökyüzüne çıkartın. Nefesinizi verirken onu önce kollarınıza, ardından da doğanın canlılığına ve dünyaya aktarın. Nefesinizi içinize çekerken enerjiyi ilişkilerinize ve bütünselliğinize doldurun ve bu bütünselliği tekrar kalbinize ve zihninize aktarın. Yürümek, enerji akışını yenilemek için bir diğer harika ve kolay yoldur. Kalbinizin kan pompalamasını sağlayacak, kanınızın akmasını ve bedeninizin, korkunun üretmiş olabileceği kimyasal toksinleri atmasını sağlayacak bir şey yapın.

  2. Korkuyla Arkadaş Olun!
 
Ben soğuk havadan hoşlanmayan biriyim. Hava soğuk olduğunda gerildiğimi hissederim. Bunun bir nedeni de çocukluğumdan beri kronik astım hastası olduğum için ciğerlerimin zayıf olması; soğuk hava ciğerlerimin incinmesine yol açıyor ve nefes almamı zorlaştırıyor. Ama eşim Julie daha soğuk bir iklimde yetişmiş biri ve bana hep şunu söyler; “Soğukla arkadaş ol”. Bunu yaptığım zaman, bunu kabul ettiğim ve direnmemeye çalıştığım zaman bedenimin gevşemeye başladığını hissediyorum ve daha çok ısınıyorum.

  Kısa bir süre öncesi eşim bankaya gitti ve banka müdürüyle bir görüşme yaptı. “Zor zamanlar yaşıyoruz” dedi müdür. “Evet” diye yanıtladı Julie, “ama unutmayın, tek korkmamız gereken korkunun kendisi”. Adam güldü ve şöyle yanıtladı,” Evet, ama korku korkutucu bir şey!”.

  Korku korkutucu. Tıpkı soğuk gibi. Bizim gerilmemizi bu halimizi korumamızı istiyor, hatta açık oluş halimizi ve enerji akışımızı kaybettiğimizde bile. Bizi korkutan şeyden kaçmamızı, ondan korunmamızı istiyor. Enerjetik olarak yapılması gereken en iyi şey bununla yüzleşmek ve korku yüklü enerjiyi kabul etmek olmalı. Bu cesaret isteyecektir ama korkuyla yüzleşmek bizi güçlendirir.
  Bazen korku duymakta haklı da olabiliriz. Korku da tıpkı acı gibi bize yanlış olan ve dikkat etmemiz gereken bir şeyleri gösterebilir. Bizi bir durumu düzeltmek için eylemde bulunmaya çağırıyor olabilir. Ya da bu bilinmeyene duyulan bir korku olabilir, adlandıramadığımız ya da göremediğimiz bir şeye duyulan bir korku. Aslında bazı değişimler iyi olduğu gibi bizi eskisinden daha güçlü yapmayı hedefliyor da olabilir ama o an içinde bunu bilmediğimiz ve emin olamadığımız için korku duyuyor olmamız mümkün.

  Korkularınızı derinlemesine dinlemek üzerlerindeki yükü azaltabilir ve sizi hayatınızda önemli değişimler yapmaya yönlendirebilir. Bu dinleme sırasında korku duygusunun ya da enerjisinin onu üreten olayla aynı oranda olmayabileceğini fark etmek istersiniz, tıpkı bir insanın gölgesinin tam olarak kendi bedeninin ölçülerinde oluşu gibi. Bazen önemsiz şeyler bile paniklememize neden olabilir, özellikle de diğerleri de bu korkuyu hissediyor ve onu abartıyorsa. “Ben korkunun içeriğini dinlemek istiyorum, yani olayın gerçek halini ve potansiyel sorunlarını dinlemek istiyorum, bunun yansıtabildiği sırf duygusal ve imajine edilmiş bir dram enerjisini değil” diyebiliriz. “Eğer bu bilinmeyene duyulan bir korkuysa, olasılıklara ve pozitif sonuçlara olduğu kadar potansiyel olarak negatif olanlara da dikkatimi yöneltmek istiyorum” diyebiliriz.

  3. Suçlamayın
 
Zor zamanlar geçiriyorken ve korku kolektif enerjimizden üzerimize son sürat koşuyorken, sorunlardan dolayı suçlayacak birilerini aramak kolaydır. Yanlış eylemleri ve planlamaları tanımlamak, neyin kırık dökük olduğunu tespit etmek kolaydır, bundan sorumlu olanı bulmak ve onarmak için uygun yolları ortaya koymak da kolaydır. Sorumluluğun olduğu yerde sonuçlar da olmalıdır. Ama suçlama oyununu oynamak enerjetik olarak her zaman zehirlidir. Suçlama korkudan ve kızgınlıktan kaynaklanır, enerji alanımızı sıkıştıran ya da oluşturan duygular çalkantılı ve inciticidir, suçlama, bir insana saldırıda bulunmaktır, cezalandırmak için duyulan isteği açıkça veya dolaylı olarak ifade etmektir. Bu, açık oluşa, akışkan ve bağlantıda oluşumuza karşı çalışan enerji alanımızı canlı tutmaya neden olur. Sorumluluğu tanımlasanız bile kurbanlar bulmak ve suçlama yapmak için kışkırtıcılığa karşı direnin. Çünkü sizler bir şeyleri onarmak ve iyileştirmek istiyorsunuz, insanlara zarar vermeyi değil. Zamanınızı insanları suçlamaya ve kızgınlığınızı dışa vurmaya harcamak o an için iyi hissettirebilir, tıpkı kanınızda yükselen şeker oranı gibi, ama bu ruhunuzun diyabete uğramasına neden olur ki bu da körlükle ve başkalarını sevmek ve kucaklamak için ihtiyacımız olan ruhsal kollarımızın kesilmesiyle sonuçlanabilir. Hepimiz affedilmişizdir. Affetmek için çalışmak suçlamanın yıkımlarını önleyen insülindir.

  4. Her şey dağılmıyor- Olumlu Bakış Açısını Korumak
 
Bütün emeklilik birikiminiz gözlerinizin önünde erirken “her şey dağılıyor” hissine kapılmak hiç de şaşırtıcı değil. Her şey dağılmıyor, ya da en azından bir asteroidin dünyaya çarpıp tüm hayatı silip süpürmek üzere olduğu bir durumda değiliz. Sadece bazı şeyler dağılıyor! Diğerleri büyük ihtimalle güzelce birbirlerine tutunmuş, duruyor, hatta birbirlerini geliştiriyor. Korku, dikkatinizi sizi dehşete düşüren şeye odaklıyor ve daha geniş, daha holistik (bütünsel) bir farkındalığı kaçırmanıza neden oluyor.
  Bu durumdayken enerjinizin sıkıştığına şüphe yok. Bu durumda bakış açınızı yeniden genişletmeniz ve yenilemeniz gerekiyor. Evet, bazı şeyler kötü gidiyor, siz bununla ilgili dürüstçe tahminde bulunmak ve istiyorsunuz ve gerekli eylem neyse onu yapmak istiyorsunuz. Ama iyi giden ne var ki? Durup etrafınıza bir bakın ve görmeye çalışın. Korkunuzun bir felaket balonu gibi dünyanıza inmesine izin vermeyin. İşlerin yürüdüğü ve iyi gittiği daha büyük bir dünyanın bir parçası olan bir kentli olduğunuzu yeniden hissedin.

  Mücadelemiz, bir dramın içine düşmekten korunmak adına. Bazı dramlar eğlencelidir, hepimiz iyi hikayelerden hoşlanırız. Ama özelliği olmayan dramlar sadece enerjimizi karıştırmaya yarar, onu akışkanlaştırmaya değil. Hayat ihtiyaçlarımızı varlığımızın temiz, berrak bir havuzunun içinde okuyabilir, ama eğer suyun yüzeyi sürekli çalkantılıysa bunu yapamaz.

  5. Pozitif Düşünceler Üretmek
 
Korku ve panik anlarında bize pozitif düşünmemiz ve yüksek iyiliğimizin ve tezahür gücümüzün ancak pozitif düşünceleri ve duyguları tutmakla sağlanabileceği söylenmiştir. Bu, negatif düşünce ve duygular içimize sızdığında bize geri dönecek olan tuhaf bir kızgınlık ve korku yaratabilir; çünkü bunlar birbirlerine bağlı enerjilerdir ve kolektif şuurdan sızıntıya neden olacak en küçük bir çatlaktan birlikte içeri giriverirler. Bu şekilde önce negatif bir düşünceye sahip olup ardından da bundan dolayı kendimizle ilgili negatif hissetmek enerjimizi kesinlikle bloke edebilir.
  Pozitif düşünce, başımızın üzerinde tutacağımız bir sopa değildir. Gevşemiş olmak ve açık düşünmek olarak daha iyi tanımlanabilir belki pozitif düşünmek, ya da bağlantıda kalmamızı sağlayan, geniş ve akışkan kalabilmemize izin veren düşünce biçimi olarak tarif edilebilir. Hayatımızda ve dünyamızda neyin iyi gittiğine dikkatimizi vermek denge ve pozitiflik duygumuzu yenileyebilir. Sık sık eğlenceli hatıraları, deneyimleri, düşünceleri ve bunun gibi şeyleri düşünmek ruh halimizi değiştirebilir. İnsanların enerji alanlarını kontrol etmeleri alanında tanıdığım en iyi öğretmenlerden biri olan Doktor William Bloom’un Endhorphin Effect (Endorfin Etkisi) adlı kitabında söylediği gibi, bu tür düşünceler beynin mutluluk kimyasallarının akışını tetikleyebilir ve endorfin hormonu beden kimyamız üzerinde ani ve pozitif etkiler meydana getirebilir. Mutlu bir beden ise daha temiz ve akışkan bir enerji alanı yaratacaktır.

  Pozitif düşünce ve duyguları tutmak bizim için avantajlı olurken burada kastettiğimiz bazı kartpostallarda yazan “pozitif düşünüyorum” cümlesini benimsemekten daha öte bir eylem. Bu; dünyayla ilgili, hayatla ve kendimizle ilgili her şeyin gerçekten iyi olduğuna dair, işleyişini sürdüren gerçek bir farkındalık hali. Bu aynı zamanda şuursuzca korkulara kapılmayıp insanların hayatlarına pozitif enerji, pozitif imajlar, düşünce ve duygular aktarmak ve böylelikle dünyanın kalbindeki güzelliğe uyumlanmalarına yardımcı olmak demek.

  Eğer korku şimdiki zamanımızın *Balrog’uysa (*Yüzüklerin Efendisi isimli eserdeki Gandalf karakteriyle Khazad-Dum Köprüsünde bir karşılaşma yaşayan şeytan) pozitif düşünce de köprünün üzerinde cesurca durarak, “Geçemezsin!” diyen Gandalf’tır.

  6. Bağlantı Halini Korumak
 
Enerjilerimiz sıkıştığı zaman izole oluruz. Tezahür Kanunları ve kutsanma, bütünsellik ve bağlantı halinde olunduğunda gerçekleşebilir. Eğer korktuğumuz için bağlantımızı koparırsak bize yardımların gelebileceği daha geniş bir dünyayla olan iletişimimizi ve bağlantımızı koparmış oluruz. Aynı zamanda yardım etme, başkaları için orada olabilme kapasitemizi sınırlamış oluruz. Enerji bağlantılarımızı yenilemek için mantıklı ve uygun bir şekilde başkalarına ve doğaya uzanırız. Bunun için en basit adım, korkularımızı bir başkasına anlatmaktır, ama bu muhtaç bir durumdaymışız gibi yapılmamalı ya da korkularımızı bir başkasına aktarıp onu da korkutmak şeklinde olmamalıdır. Olabildiğince sakin ve açık olmalı ve karşımızdaki kişi de kendi korkularını bizimle paylaşırsa onu da açık ve sessiz bir biçimde dinlemelidir.

  Bir başkasına nasıl yardım edebileceğimizi ve etrafımızda ne tür toplu bağlantılar ve paylaşım kaynakları olabileceğini keşfetmek enerjinizi açmak ve yeniden akar hale getirmek için hayati öneme sahiptir. Bolluk, bütünlük ve bağlantılı oluş halinde akar, bu, izole ve muhtaç bir durum içindeyken bize verilmiş özel bir mucize değildir. Enerjinizin genişlemesini ve dünyanın iyiliğine katılımda bulunmasını istiyorsunuz ki dünya da size her zaman sizin için hazır bekleyen hediyelerini, kutsamalarını sunsun.

  7. Cömertlik
 
Zor zamanlar yaşıyorken zorluklar bize vericiliği hatırlatır. İster zamanımızı verelim, ister enerjimizi ya da paramızı; cömert olmak kalplerimizi, zihinlerimizi açmanın; bir akışı yenilemenin en hızlı ve emin yollarından biridir. Size bununla ilgili bir sır vermek istiyorum. Vermek hediye etmektir. Karşılık gerektirmez. Cömertliğin doğası, kendinden gerçekten bir şeyler verip karşılığında bir şey beklememektir. Eğer karşılık olarak bir şey beklersek, beklenti kendiliğinden bir sıkıştırmaya dönüşür, enerji alanımızda baskılayıcı bir güç halini almaya başlar, özellikle de cömertliğimizin kabul görmeyeceği ya da en azından tahmin ettiğimiz şekliyle karşılığını bulamayacağı hayal kırıklığına, kızgınlığa dönüşürse. Bir hediye hem vereni hem de alanı özgürleştirir, onları bir zorunluluk ve beklenti zincirleriyle birbirlerine bağlamaz.

  8. Şükretmek
 
Bir ekonomik krizin doğası, kıtlığa; sahip olmadıklarımıza ya da kaybetmekte olduklarımıza odaklanmaktır. Sonuç olarak korku, kızgınlık ve hayal kırıklığı getirebilir. Bu dinamiği değiştirmek için sahip olduklarımıza odaklanmak ve onun için şükür duymak isteriz. Sadece akılda kalır bir şarkı sözü olmaktan öte, “şükürlerimizi saymak” iyi bir enerji hijyeni sağlar çünkü bu kalplerimizi minnet duymaya açar.
  Minnet duymak bir bağımlılık tutumu değildir, karşılıklı bağımlılığın farkına varma hali ve sahip olduklarımızın ve hoşlandıklarımızın, hatta özel hayatlarımızın bile çoğunun başka birinden veya başka bir şeyden geldiğini fark etmektir. Minnet duymak sadece takdir etmek değildir. Bu bir hayatın içten bağlantılı halinin ve büyük bir varoluş birliğinin farkındalığı demektir. Farkındalık kalplerimizi açar ve katılım ve akış hissimizi yeniler. Hayata, Kutsal olana “teşekkür ederim” demek ve özellikle de kendi insanlarımıza bunu söylemek bağlantılı olduğumuz herkese sunduğumuz bir minnet haline gelir ve bizi kıtlık ve kayıp hislerinin üzerine çıkartır, aksi takdir de onlar bizi aşağı çekecektir.

  9. Zamana Minnet Duymak
 
İçinde bulunduğumuz zamana ve bize sunduğu mücadelelere; ekonomik krize, küresel iklim değişikliğine, terörizme, savaşlara, enerji kıtlığına ve ufukta beliren diğer tüm felaketlere minnet ve takdir duymak zor gelebilir. İnsana kendini iyi hissettiren, barış ve sürekli sakinlik sunan bir çağa minnet duymak çok daha kolay olurdu. Ama şunu unutmayalım ki zor zamanlar aynı zamanda büyüme zamanlarıdır. Yeni içsel kavrayışların ve fırsatların, yaratıcılığın ve yeni oluşların zamanlarıdır. Eğer bir programla savaşamıyorsam, ona uymalıyım. Zamanın getirdiği akışa direnmek boşuna, bizler bütün bu mücadelelerle yüzyüze gelinen şimdiki zamanda yaşıyoruz. Gelecek ise şimdiki kararlarımıza ve eylemlerimize bağlı olarak ortaya çıkacak. Bu elbette korkutucu! Ama eğer bundan kaçarsak enerjimiz sıkışacak, yaratıcı potansiyelimiz kaybolacak ve gelecek de her halikarda gelecek ve hatta hoşlanmadığımız bir biçimde gelecek. Yaşadığımız zaman mücadeleyi gerektiriyor ama aynı zamanda yaratıcılığa ve yeni doğumlara, yeni potansiyellere ve yeni olasılıklara açık zamanlar. Olanlara bu yönünden bakmak enerjimizi yeniden akışkanlaştıracak ve açacaktır.

  10. Bağımsızlığınızı Koruyun
 
Enkarnasyon ruhsallığında bağımsızlık, kendimizi yönetmemizi mümkün kılan; bize seçimler yapabilme, maksadımızı ifade etme ve bireysel kimliğimizi açığa çıkarma gücü veren ruh ile kişilik arasındaki bütünselliktir. Bu, yalnızca bizim hayata katabileceğimiz eşsiz hediyelerin kaynağıdır. Bağımsızlığımızı korumak bu içsel bütünselliğe akort olmak ve kimliğimizi onurlandırmak (kendimizi onurlandırmak) ve hayatla birlikte oluşturduğumuz bağlantıları onurlandırmaktır.
  Ruhsal varlıklar olarak holistik doğamız her zaman bizi kuşatan koşullardan daha fazla genişleme potansiyeline sahip ve güçlü. Bu genişlemeyi istediğimiz zaman kalplerimizi ve zihinlerimizi gerçekten daha geniş bir kişilik boyutuna açarız ve enerjimiz, bununla buluşabilmek için yükselir. Kimlik duygumuzu ve kendimizi zayıflatırsak, onurunu korumazsak, kendimizi küçültürsek zor zamanların ya da herhangi bir zamanın gerektirdiği mücadeleleri nasıl karşılayabiliriz? Üretken olma yeteneğimizden şüphe ettiğimiz sürece nasıl yaratıcı olabiliriz ki? Kendi kimliklerimizin, düşüncelerimizin ve duygularımızın başkalarının korkularıyla şekillenmesine izin verdiğimiz sürece korku nerede duracaktır, özellikle de bizim korku duymamızdan yararlanabilecek olanlar nerede duracaktır? Büyük mücadeleler büyük insanlara gelir ve her birimizin içindeki ruhun ve hayatın büyüklüğü çoğumuzun umduğundan daha büyüktür. Bağımsızlığımızı korumak kapıları içimizdeki genişliğe ve etrafımızdaki hayatla daha güçlü bir ilişki kurmamıza açar.

  11. Sevecen Olun
 
Yukarıda bahsettiğimiz on öneri üç kelimeyle özetlenebilir: Sevgi dolu olun. Sevgi gerçekten de insani problemlere yanıttır; kendini sevmek, başkalarını sevmek, bulunduğu yeri sevmek, yaptığı işi sevmek, doğayı sevmek, hayatı sevmek, dünyayı sevmek, tüm harikalığı ve ihtişamı içinde ruhu sevmek. Sevgi enerjimizi özgürleştirir. Bizi açar ve pek çok düzeydeki ruh ve hayat akışının içine bırakır. Sevgi tezahürün ardındaki gerçek sırdır. Sevginin pek çok yüzü vardır; koruyuculuk, şefkat, farkındalık, cesaret, yaratıcılık gibi; ama o anda hangi yüzünü gösteriyor olursa olsun sevgi her zaman zor ve mücadele gerektiren zamanlara bizim en güçlü yanıtımızdır.

  Sevgi sihirlidir. Shakespeare’in söylediği gibi, ne kadarını verirsek o kadarını alırız. Sevgi adeta bir verme ekonomisinde çalışır ve bu sadece bolluğu tanıyan bir ekonomidir. Dünyanın bize korkmamızı söylediği ve her şeyi kaybettiğimiz bir devirde sevgi bize güvende olduğumuzu, kendimiz ve başkaları için zenginlik yaratıcı kaynaklar olduğumuzu söyler. Sevgi, ekmek somunları ve balıkların mucizelerinin arkasındaki güçtür. Cüzdanları açan, dolapları, buzdolaplarını, kilerleri ve hepsinden öte kalpleri açan ve böylelikle bize birbirimizi koruyabileceğimizi hatırlatan bir paylaşım akışına izin veren bir güçtür. Sevginin olduğu yerde birbirimize yardımcı olabiliriz. Sevginin olduğu yerde ayrılığın üstesinden gelme ve ayrılığın getireceği korkuyu altetme isteği vardır. Birbirimiz için birer yürek, zihin ve istek gücü olabiliriz. İçinde bulunduğumuz zor bir zaman olabilir, ama sevgi sayesinde zor insanlar olmaktan kurtulabiliriz.

  12. “Tanrı Dolu” Olun
 
Bu son maddeyi özellikle vurgulamak için koydum, ama rahatlıkla ilk adım da olabilirdi. Tanrı’nın önemi hayatidir. Tanrı aynı zamanda bir gizemdir. Benim dilimde Yaratıcı Gizemdir. Tarih boyunca insanlar bu nihai veya zemin niteliğindeki gerçekliğe pek çok isim verdiler ve onu pek çok yönden gördüler. Ama ona ne isim verdiğimiz ya da nasıl gördüğümüz onun içimizdeki varlığının ne olduğunu anlamaktan daha az önemlidir. O bize gerçekten de evrende bir ev sağlamaktadır. Eğer açık ve akışkansak bunun nedeni nihai varlığın açık ve akışkan olmasıdır. Sevgi duyduğumuzda sevgimiz bu nihai varlığın sevgi duyuşuyla yüzlerce, binlerce, milyonlarca kat artar.

  Findhorn Derneği çok basit bir önerme üzerine kuruldu: “Önce Tanrıyı hayatınıza alın, ardından ihtiyacınız olan her şey size gelecek.” Findhorn’un Kurucuları bunu ispatladılar ve Findhorn tezahürün bu basit prensibinin sonucu olarak başarılı oldu.

  Benim için, Tanrıyı en başa koymak “Tanrı Dolu Olmak” demek; sınırlı bir varlık olarak benim kendi kapasitem ölçüsünde, bu yaratıcı, sevgi dolu varlığın niteliklerini içimde barındırmak demek. Kalbimi açmadan önce izin verin kalbim Tanrıyla dolu olsun. Düşünmeden önce izin verin zihnim Tanrıyla dolu olsun. Konuşmadan önce izin verin ağzım Tanrıyla dolu olsun. Bir şey yapmadan önce izin verin kollarım Tanrı’yla dolu olsun. İzin verin kişisel dünyam önce Tanrı’nın dünyası olsun, Tanrı dolu bir dünyam olduğunda biliyorum ki diğer her şey sonradan eklenecektir.

  Tanrı dolu olmak basitçe sevginin varlığının öncelikli oluşunu, genişliğini, ihtişamını, yaratıcılığını, koruyuculuğunu kendi dünyamda ve kendi içimde fark etmek demek. Basit bir ekonomik kriz nasıl olur da bununla kıyaslanabilir ki? Yaratıcı gizem iflas edemez. O, kıtlığa konu olamaz. Tanrı asla bitmez.

  Gerçek Soru
  Bazen ruhsal bir öğretmen için çeşitli şeyler yapmak adına bir dizi adım atmak bir zorunluluk oluyor: bunun için on adım, şunun için oniki adım, diğer bir şey için yedi adım ve bunun gibi. Ben hiçbir zaman işlerimi o kadar çok adımlara bölmedim, benim ruh algım bir adımlar dizisinden çok bir rampaya benzer, tırmandığımız bir merdivenden çok sürekliliği olan bir yüzey gibi.

  Ne var ki zor zamanlar yeni olasılıklar da yaratıyor ve hatta yaşlı kurtlar bile yeni oyunlar öğrenebiliyor! Dolayısıyla ben de size zor zamanlarda ayakta kalmak adına oniki adımlık bir program oluşturdum. İşe yarayacak mı? Bunlar üzerinde çalıştığımızda hayatlarımız daha iyi olacak mı? Gerçek soruysa; eğer işe yaramazsa bize ve dünyamıza neler olacağıdır.

 

© Astroset 2004-2010