Parapsikoloji / Spiritüalizm

WWW.ASTROSET.COM

Psişik Yetenek Ruhsal Gelişmişliğin Ölçüsü müdür?

  Parapsikoloji’deki psişik yetenek ile ruhaniyeti (spiritualite) birbirine karıştırma olgusu, çağımızda pek sık görülen bir şeydir. Psişik anlamda gelişim sağlayınca spiritüel anlamda da gelişim kaydetmiş olacağını içtenlikle düşünen insanların sayısı bugün bile bir hayli kabarıktır. Diğer yandan, psişik seviyenin ötesine geçemedikleri halde kendilerini spiritüel seviyeli olarak göstermeye çalışan inisiyasyonların sayısı da bir hayli kabarıktır.
  Bazı kimseler, psişik anlamdaki gelişimin spiritüel anlamdaki gelişimi sağlayabileceğinden söz etmektedirler. Fizik olanın da, psişik olanın da ötelerinde yer alan ruhaniyet, fizik veya psişik anlam içeren çalışmalar yapmakla değil, ancak bu iki alanın ötelerine geçilerek elde edilebilecek bir şeydir ki bunu, sağduyu sahibi bir insan birazcık düşünerek bile bulabilir.

  Psişik anlamlı gelişim, majiye veya parapsikolojiye ilişkin her şeyi içeren bir gelişim biçimidir. Kişinin, falan yeteneğini veya filan gücünü geliştirmek suretiyle spiritüel gelişimini gerçekleştirebileceğini sanması yanlış bir anlayıştır. Böyle bir görüşün yetersizliğini ortaya koymak üzere, psişik güçlere sahip olup onları bencilce maksatları yolunda kullanan bir sürü insan örneğini gözler önüne sermek yeterlidir sanırız!

  Telepatiyi, duru görüyü veya medyomluğu meslek edinmek, astral seyahat yapmak, görünmeyen varlıklara hükmetmek veya okült güçlere sahip olmak, bir kimseyi hiçbir zaman iyi bir insan haline getirmemiştir. Psişik gelişim, aksine benliğin, her türlü gerçek spiritüel gelişim yoluna ters düşen özelliğe sahip bir yola girmesine de zemin hazırlamaktadır. Kudret sahibi olma arzusu, fizik veya psişik dünyada geçerli olan bir arzudur: Fizik seviyede, siyasi, mali, askeri veya adli güç arayışına girme görünümü altında; psikolojik seviyede ise entelektüel üstünlük, majik güç veyahut da duyular ötesi algılama ya da etkileme yeteneklerini geliştirme hasretiyle yanıp tutuşma görünümü altında ortaya çıkmaktadır.
  Psikoloğa soracak olursanız o, size “içe dönük mizaç sahibi kimselerin tutkuları psişik bir tarzda belirir, buna karşılık dışa dönük mizaç sahiplerininkiler ise fizik alanda baş gösterir.’ diyecektir.

  Görüldüğü üzere, parapsişik gelişimin fizik gelişimden bir farkı yoktur; bu süreç, alıp genleşme ve şişme ile sonuçlanan bir süreçtir. İşte bu yüzden de insan tabiatının doymak bilmezliğini teşvik etmektedir.

  Gerçek Spiritüel Gelişim
 
Buna karşılık, spiritüel gelişim ise gerçek anlamda "terk" ile sonuçlanan bir süreçtir. Bu süreçte kişi, fizik dünya ile psişik dünyanın ötelerinde bulunmaktadır. Demek ki insan, ruhaniyete, ancak bedeni ve zihni aşıp geçtiği takdirde ulaşabilmektedir.

  Buna göre, psişik gelişim ile spiritüel gelişim, birbirine zıt iki hareketi oluşturmaktadırlar. Parapsişik gelişim vasıtasıyla, insan, bireysel kişiliğini geliştirmekte, güç ve kudretini artırmaktadır. Spiritüel gelişim vasıtasıyla ise bireysel kişiliğinden ve dünyadan özgürleşmektedir. Onun için, belli bir aşamada terk edilmesi gereken bir aracın bireyi ruhsal olarak geliştireceğini sanmak safdillik olur!  

  Psişik yeteneğin pek çok insanı yolun oyuncağı haline getirdiğini bilen gerçek ruhsal yol sahibi kişi, asıl gelişimin spiritüel yani ruhsal olduğunu ve sürekli kendini bilme, egoyu denetleme uygulamaları yapması gerektiğini iyi bilir.
  İnsan, spiritüel anlamda gelişim kaydederek, insana ve dünyaya ilişkin olan; fizik ve psişik diye anılan ve iki ayrı görünüm arz eden her türlü aç gözlülüğü terk etmiş olmaktadır. Buna karşılık, tam bir içsel sadeleşmeyi gerçekleştirmiş biri ise; sadeleşmeyi de terk haline ulaşabilir yani "terki de terk" halinde Evrensel bir kimliğe kavuşmaktadır. Tasavvuf eğitiminde terkin terki oldukça önemli bir makamı işaret eder ve herkesin ulaşması da mümkün olmayan bir noktadır.

  Spiritüellik Zihnin Ötesindedir
  Spiritüel olan şey (ruhaniyet), zihnin ötelerinde bulunan şeydir. Bundan da şu sonuç çıkmaktadır ki, zihin, ruhaniyet konusunda çok bilgi sahibi değildir. Ruhaniyet denilen şey, hepimizde mevcut bulunan, şu söze dile gelmez boyuttur. 0, her türlü nesnelleştirmenin veya her türlü somut vizyonun ötelerine taşan, şu sınır tanımaz ve tasvire gelmez gerçekliğin ta kendisidir. 0, sinesinde en yüce huzuru barındıran zaman ötesi sükunetin ta kendisidir. Her türlü gerçek inisiyasyon bizi o huzura ulaştırmakta, harika güçlere sahip olma arzusunu ise çocuksu yapıdaki kimselere bırakmaktadır.

  Evrensel Kimliğe (İnsan-ı Kamil/ Kozmik İnsan) kavuşmuş olan kişinin majik veya doğaüstü nitelikli hiçbir güce ihtiyacı olmaz, çünkü kavuşmuşluk halinden sonuç olarak ortaya çıkmış olan büyük mutluluk ve gına (tamlık) hali, insana en yüksek seviyeli parapsikolojik güçleri kazandırabilen şeyin de ötelerine geçmektedir.
  Gerçek inisiyasyonun konusu, iç varlığımızda mevcut bulunan Kozmik ve İlahi Hayatı bulmak üzere bedeni ve zihni aşıp geçerek Evrensel Enerjiler ve Evrensel Yasalar ile birleşmektir. Bu konu da sık sık Tanrı’yla birleşmek; Tanrı’ya kavuşmak ya da bizzat yaşayan Tanrı olmak şeklinde yanlış anlaşılmakta ve bu bilgi yanlış kullanılmaktadır.

  Birey, terk olgusunu başarıp aşkınlığa ulaşma amacına sıkı sı kıya sarıldığı takdirde, gerçek inisiyasyona, sandığından da kısa bir zaman içinde ulaşabilir. Ama yine de bu sonuç, ciddiye alınmamaktan özellikle hoşlanmayan ve spiritüel uyanışta önemli bir rol oynadığına sizi sürekli inandırmaya çalışan zihnin; kurduğu sayısız kurt kapanlarını dikkate almadan, zihinsel sınavları vermeden, aklın aldatmasına kanmaktan kurtulmadan ortaya çıkacak bir sonuç değildir.
  Bundan da anlaşılacağı üzere, sizi ayartmak ve gerçek amacınızdan saptırmak için zihin, gözler önüne bir sürü delil sürebilir.

  İnsan ancak arınmışlık ve sadelik derecesinin elverdiği ölçüde hizmet verebilir
 
Spiritüel ve ezoterik alana ilişkin yayınlar vasıtasıyla bir şeyler öğrenmiş olan bazı kimseler, bu Aumik (Aum’a, Om’a ilişkin) öğreti parçalarının (fragment) karşısında, terk çabalarının ardından gelen gerçek bir spiritüel gelişimin ilk şartının, ateşli bir hizmet etme arzusu olduğunu söyleyerek kendilerini savunmakta ve kişisel kaderlerinin kendilerine sunduğu, kişisel özel psişik alana, rahatlıkla hizmet arzusudur diyebilmektedirler.

  Hizmet etme düşüncesi, soylu ve yüce bir düşüncedir. Ama bu ateşli hizmet arzusu, içsel arınma, terk ve sadeleşme olgusu gerçekleşmeden nasıl somutlaşabilir ki? Bu arzu, beşeri kişilik tarafından üretilmiş veya benimsenmiş olan her türlü kuruntu, inanç, tutku ve ideolojilerin ifadesi vasıtasıyla somutlaşmaktadır. Şurası muhakkaktır ki, bazı kimseler, insanlık için filan şeyin, buna karşılık diğer bazıları da falan şeyin hayırlı olduğunu öne süreceklerdir, yani birilerinin önerileri diğerlerinin önerilerine ters düşecektir. Hizmete aşık egolar tarafından harekete geçirilen bütün bu güzel arzuların sonucu şudur: “Çevremizde oluşumuna her gün tanık olduğumuz kaos ve kargaşa”. Cehenneme giden yolların iyi niyet taşlarıyla döşenmiş olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur sanırız. Kozmik iradenin yankısı olmadıktan sonra iyi niyetin ne değeri olabilir ki?

  Samimi insanlar, insanlığa hizmet edeceğim diye, binlerce yıldan beri birbirlerini paralamakta ve öldürüp durmaktadırlar. Bu, kaçınılmaz bir şeydir; çünkü bu insanlar, bu işi, kişiliklerinin, farklı dürtüler ve anlayışlar tarafından harekete geçirilmekte olan bakış açıları uyarınca yapmaktadırlar.

  “İnsan ancak arınmışlık ve sadelik derecesinin elverdiği ölçüde hizmet verebilir” şeklindeki ifademizin temelinde işte bu yatmaktadır. Terk ve sadeleşme olgusunu gerçekleştiremediğimiz sürece, hep kişiliğimizin o uzlaşma nedir bilmez keyfiliğinin egemenliği altında kıvranır dururuz. Terk ve sadeleşme olgu-sunu gerçekleştirdiğimiz zaman ise, uluhiyetin akışını tezahür ettiren, kişilikten arınmış bir vasıta haline geliriz. Ancak ne var ki, Evrensel kimliğe sahip bir insan olmak demek, birçok kimsenin sandığı gibi, eylemi terk etmek demek değildir. Aksine bu, şuurlu, etkili ve gerçek anlamda mutluluk sunucu eylemler; topluma mal edilmesi kaçınılmaz şart olan uygulamalar bütünüdür.
  Egonun hayat verdiği eylem karanlık, şüpheli ve sınırlı olmaktadır. Ama bu durum ancak, ego saf dışı edilip "Evrensel Yasalar" ile birleşildiği zaman ortadan kalkmaktadır. Kısaca belirtecek olursak Evrensel İnsan tanımından; Enerjilerini ve kimliğini Evrensel Yasalara Uygun hale getiren ve öyle yaşamayı da başaran insan modelini anlamak mümkündür.

  Bazı kimseler, terk ve sadeleşme olgusunu reddetmektedirler; bu suretle bu zorluktan yakalarını kurtarmaktadırlar. Terk etmeyi bencilce bir arayış diye nitelendirmektedirler. Ne akıl almaz şey! Egodan yayılan şeyleri eritip dağıtmaktan ibaret bir şey olan bu olguyu, bencilce bir arayış diye nitelendirmek olacak şey midir?

  Spiritüel Gelişimde Yardım
  Ne kadar derinlemesine sadeleşmiş isek, başkalarına spiritüel gelişim uğraşlarında yardım etme imkanımız da o derecede artmış demektir. Bizler, içine tıkılmış bulunduğu hücreden çıkmak zorunda olan - ‘hücre sözcüğü, fizik ve psişik anlamdaki bağımlılıklarımızı ve alışkanlıklarımızı simgelemektedir- ve bu hücreden kurtulduktan sonra arkadaşlarının hücrelerini de açabilecek konuma ulaşmış bulunan bir mahpusu andırmaktayız. İşte bu bakımdan, terk ve sadeleşme olgusu, her türlü spiritüel oluşumun köşe taşı hükmündeki bir olgudur.

  Kimileri, ‘Psişik gelişim imkanları, bizim diğer insanlara hizmet etmek gücümüzü arttırır' demektedirler. Bu ifade, psişik yetenekler birer etkileme aracı konumuna getirilmediğinde ve bu araç da başkasına fiilen yardım amacıyla kullanıldığı takdirde doğru olmaktadır. Fakat aynı ifade tarzı, "psi yetenekleri spiritüel gelişimin hizmetinde kullanılacak türden araçlardır" şeklinde bir sonuca varmak için kullanılan bir teminat veya yetki belgesi gibi anlaşılmamalıdır. Bu türden saptırmaların oluşumuna, özellikle, bünyelerinde psişik yeteneklerin önemine ve erk üstünlüğüne öncelik tanıyan bazı kuruluş ve öğretilerde maalesef pek sık tanık olmaktayız. Sözde mistik nitelikliymiş gibi addedilen bu doktrinler veya öğretiler, kendilerine hitap ettikleri insanları kandırmaktadırlar. Bunun için de, önerdikleri psişik çalışma ve deneylerin, onlara spiritüel gelişimlerinde büyük bir destek sağlayacağını iddia etmektedirler.

  Şunu daima hatırda tutmak gerekir ki, fizik anlamdaki bir etki sadece fizik bir sonuç, psişik anlamdaki bir etki de sadece psişik bir sonuç meydana getirmektedir.

  Ruhaniyete terk ve sadeleşme yoluyla ulaşılır
 
Hiç kimse, psişik yetenek, psişik güç, eline ayağına çabukluk veya her ortama uyumlanmak gibi benzeri bazı fizik özelliklerini geliştirmekle spiritüel anlamlı bir sonuca ulaşacağını sanmamalıdır. Ama bu açıkalama yine de, gelişmek gereksiz bir şeydir anlamını taşımamaktadır. Bu türden özellikler, bazı durumlarda bize, başkalarını tehlikeden kurtarma imkanlarını da pekala sunabilir.

  Başkalarına yardım etmede pisişik yetenekler de hizmet etmektedir. Ancak ne var ki, bütün bunlar hep fiil alanına ait şeylerdir. Fizik açıdan ve psişik açıdan ne kadar gelişmiş isek, kişiliğimiz diye nitelendirebileceğimiz etkileme aracını da o kadar güçlü ve etkili hale getirebiliriz. Bu durum, kınanacak bir şey olmadığı gibi, üstelik yararlı bir şeydir de. Ama bunlar, ruhaniyet ile ortak yanı olmayan şeylerdir; ruhaniyet, gelişim yoluyla değil, fakat ancak terk ve sadeleşme yoluyla ulaşılabilen bir şeydir. Beşeri kişilik denilen araç, egonun hizmetinden çıkıp Tanrı’nın hizmetine ancak terk ve sadeleşme yoluyla girebilmektedir.

  Buna göre şu söylenebilir ki; benliğin spiritüel anlamda sadeleşme olgusu ile beşeri aracın fizik, psikolojik, duygusal, entelektüel ve psişik anlamda gelişim kaydetme olgusu hiç de birbirlerine ters düşen türden şeyler değildirler. Ama önemli olan nokta, bunların birbirine karıştırılmamasıdır. Aracın gelişmesi, yetkinleşmesi ve zenginleşmesi diye anılan olgu gerçekleşebildiği gibi, buna paralel olmak üzere, aynı zamanda; egonun bu araç üzerindeki egemenliğine son veren ve içsel sadeleşme diye anılan olgu da pekala gerçekleşebilmelidir. Ama gelişim olgusu sadeleşme olgusunun yerini almışsa veya aldığını iddia etmekteyse, o takdirde ruhaniyet yolu tıkanmakta ve kişi, sonu meçhul bir yola sürüklenmektedir.

  Hayatlarında ilk kez olmak üzere spiritüel öğretiyle yüz yüze gelmiş olan bazı kimseler, hemen ruhaniyete çabucacık ulaştıran bir yolun mevcut olabileceğinden emin olamadıklarını dile getirerek sürekli şikayet ederler ve uygulama yapmaktan kaçınırlar. Bu insanlar, gerçek spiritüelliğin, yıllarca süren çile temrinleri uygulanmasıyla mümkün olabileceğini düşünmemektedirler. Niçin emin olamamaktadırlar acaba? Bunun cevabı pek basittir: Ruhaniyet yoluna yeni yeni girmekte olanların çoğu, inisiyatik yolun son hedefini, bireyselliğin gelişim bileşkesi gibi kabul etmektedirler ve aceleleri vardır. Oysa şurası muhakkaktır ki; kişi, bireyselliğin çeşitli görünümlerini geliştirme çabasını belli bir menzilde durduramaz. Gelişim ve sadeleşme paradoksunu kendi bünyesinde bir dengeye ulaştırmanın yollarını bulmalıdır.

  ‘Ruhsal benlik, sonsuzluklar boyunca gelişimini sürdürmek sorumluluğu içindedir’ deyişi de dünyasal verilere göre yanlış anlaşılmakta ve tembelliğe de yol açabilmektedir. Gerçekten de ruhaniyet, bu gelişim çabalarının en uç hatlarında bile ancak bir gölge gibi belirebilen bir şey olarak da anlaşılabilir. Bu açıklamaya göre, ruhaniyet, erişilemez nitelikli bir idealdir, tıpkı kaptanın erişmeyi bir türlü başaramadığı bir ufuk gibi gösterilerek insanlar uygulamadan soğutulmaktadır. Ama durum, hiç de öyle değildir; kişi, ruhaniyete, fizik dünya ile psişik dünyayı aşıp geçtiği takdirde pekala erişebilmekte, şimdiki ve gelecekteki yaşamlarına; doğal gelişim süreçlerine uygun şekilde ruhsal bir kimlik olarak da devam edebilmektedir.

  Aşıp geçme olgusu, zamana bağımlı bir süreç değildir, onun için, ilahi ilhama şu anda nail olmak bile mümkündür. Aşıp geçme olgusu; açgözlülük, arzu, şiddet yanlılığı, öfke, tutku gibi içsel yüklerimizi terk etmekten başka bir şey değildir. Bu, sinesinde egoyu eritip toz duman edenin ruhsallığa özgü huzura, sükunete ve mutluluğa gark oluşudur. 0 noktadan sonra da her türlü eylem mümkün hale gelmektedir ve bu eylemler şüphesiz Yasalar’a uygun bir yaşamı, kendine ve başkalarına yardımı hedefler bir görünüm altında tezahür etmekte, aydınlanma ve aydınlatma amacı taşımaktadır...

Kaynak: Ruh ve Madde Dergisi

 

© Astroset 2004-2010