|
Tezah�rat ortam�ndaki
(ve dolay�s�yla do�adaki) t�m olaylar aras�nda s�k� bir
nedensellik ba��n�n mevcut oldu�u fikri, g�n�m�z modern
bilimine egemendir. Determinizmin evrenselli�inin s�z konusu
oldu�u bu u�suz bucaks�z tezah�rat ortam�nda tesad�fe elbette
ki yer yoktur. Kad�m �a�larda Yunanl�lar, g�ksel cisimlerin
hareketlerinde matematik bir d�zenin varl���n� savunduklar�
halde; ba�ka fizik olaylar�n ancak k�smen Nedensellik Yasas�
taraf�ndan d�zenlendi�ini d���nm��lerdi. Yunan d���n�rlerinden
hi�birisi determinizmden ne anlad���n� a��k�a belirtmi�
de�ildir.
G�n�m�z determinizm
anlay���na g�re, t�m olaylar birbirine ba�l�d�r. Olaylar�n
birbirini belli etmesi, birbirinin neden ve sonucu olmas�
d���ncesinin temel ilkesidir. Her olay, nedenleriyle a��klan�r
ve anla��l�r. Olaylar aras�ndaki s�rekli nedensellik ba��n�
bozabilecek hi�bir g�� yoktur.
�nsan�n sadece
kararlar� de�il, hareketleri de birer olay/olgu oldu�u i�in,
kendilerinden �nceki maddi ve manevi olaylar�n sonucu say�lmak
gerekir. Ba�ka t�rl� ifadesiyle, insanlar�n kararlar� ve
hareketleri de �e�itli nedenlerin birer sonucudur. �nsan�n
iradesi ve ir�di fiilleri, �teki olaylar gibi; do�al,
toplumsal ve psikolojik etkenlerle ba�lant�l�d�r. Olaylar�n,
daha �nceki ba�ka olaylar�n sonucu oldu�una inanmak hususunda
belli nedenlere sahip bulunmaktad�r ve gelece�in nas�l
olaca��n�(kabataslak da olsa) kestirmek olana��ndan yoksun
de�ildir. Determinizm bir mant�k ilkesi oldu�una g�re, s�resiz
do�rulu�a sahip oldu�u kabul edilebilir. Bug�n sonu� yaratan
bir nedenin, yar�n sonu� olu�turmayaca��n� s�ylemek, iki kere
ikinin d�rt etti�ini, bug�n ise 4,5 edebilece�ini s�ylemek
kadar anlams�zd�r.
Tam bu noktada,
�Atomdaki belirsizlik ne olacak?� diyenler olabilir.
Bu soruya ��yle bir yan�t ile kar��l�k verilebilir. Atomlar
d�zeyindeki fizik olaylar�n, ancak ihtimale dayanan istatistik
yasalarla a��klanmas�n�, hen�z bilimsel �al��man�n yeteri
kadar geli�memi� olmas�yla a��klayabiliriz. Bilimin kesin
yasalar� bulacak kadar ilerlemedi�i d�nemde istatistiksel
yasalar b�y�k yarar sa�lamakta ve daha sonra bu d�nem
a��larak, olaylar� d�zenleyen kesin yasalara eri�ilmektedir.
Atom alt� alanla ilgili problemler bak�m�ndan da ayn�
olas�l���n do�rulu�u kabul edilebilir.
Louis de Broglie, atom
alt� d�zeyde nedensellik ba�lar�n� bulmak konusundaki
beceriksizli�imizin; cisimcik, zaman ve mekan gibi mikroskobik
ara�t�rmalarda kulland���m�z kavramlar�n elveri�sizli�inden
kaynaklanmas�n�n d���n�lebilece�ini belirtmektedir(HUKUK
FELSEFES�, Adnan G�R�Z). Baz� modern fizik�iler de,
elektronlar�n ayn� anda h�z� ve k�tlesi olan cisimcikler
de�il, yaln�zca dalgalar olarak d���n�lmesinin �ok yanl��
olmad���n� �nermektedirler. Nihayet determinizm olmad�k�a,
bilim de imk�ns�z olmaktad�r. Bir�ok bilim insan�n�n ve
filozofun determinizmi b�rakmaya yana�mamalar�n�n nedeni;
ku�kusuz, bu ger�e�i kavram�� olmalar�d�r. Bu arada 20.
Y.Y.��n b�y�k bilim insan� Einstein de bu nedenle determinizm
ilkesini reddetmeye yana�mad���n� belirtmi�ti.
Felsefede
Descartes��n sadece
madde ve bedene uygulad��� determinizm mekanizmas�n� Spinoza;
sadece Tanr��da de�il, ruh�da da g�rm��t�r: �Tanr�,
sonsuz y�klemlerden kurtulmu� olarak, e�yan�n ger�ek
nedenidir.�. Spinoza�ya g�re �lemi y�neten
determinizmdir(Sebep-Sonu� Yasas�). Do�a Tanr��dan; Tanr�
do�adan ayr�lamaz. Birinci durumda, sonu� nedenden, kip de
y�kleminden ayr�lm�� olur. �kinci durumda ise, mutlak nedenden
zorunlu geli�meden, mutlak t�z y�klemlerini zorunlu olarak
anlatan kiplerinden ayr�lm�� olur(F�LOZOFLAR ANS�KLOPED�S�,
Cemil SENA).
Mutlak determinizmi
savunan Spinoza�ya g�re, insanlar kendilerine belirlenmi�
hareketleri yapt�ran nedenleri bilmeden bu hareketler hakk�nda
bir bilince sahip olduklar� i�indir ki, kendilerinin �zg�r
olduklar�n� san�rlar. Filozofumuza g�re, madem ki her �ey
zorunludur, sorumluluk da zorunlu olacakt�r.
Determinizm, insan�
iyimser yapar. Bu c�mleden olmak �zere, determinizm, insan�
giderek daha olgun ve kusursuz k�lar. Bu �ekilde gidi�,
Tanr��n�n zihinsel sevgisine do�rudur.(FELSEFE TAR�H�, Alfred
WEBER). Her nesne, ba�ka bir nesnenin, her olay ba�ka bir
olay�n zorunlu sonucudur. B�ylece t�m nesneler(tezah�rat�n
g�r�nen/g�r�nmeyen birimleri) sonsuz bir ba�lant� i�inde(tesir
a��) yer al�rlar ve bu ba�lant� kesintisizdir. Bu tesir a�� ve
ili�ki i�inde her bir birim; hem etkileyen, hem de etkilenen
durumdad�r. Dolay�s�yla her etkiye, kar��l�k olan bir tepki
s�z konusudur. Bu �ekilde, t�m varl��� s�k� bir determinizme
ba�layan Spinoza felsefesi, insan�n sadece ruhsal hayat�n�
de�il, toplumsal ya�am�n� da s�k� bir mekanik zorunluluk
ba�lant�s� i�ine yerle�tirir(FELSEFE TAR�H�, Macit G�KBERG).
Hukuk�u filozoflardan
Thomas HOBBES de, her �eyin determinizm yasas�na dayand���n�
savunmu�tur(HUKUK FELSEFES�, Adnan G�R�Z). HOBBES�e g�re
determinizm, �yle bir evrensel yasad�r ki, insan iradesi de bu
yasaya tabidir. �nsan�n karar�/kararlar� en g��l�
uyarana(etkiye) g�re olu�ur. �nsan kendisi i�in zorunlu olan
hareketi yapar. HOBBES, insan�n etik fakt�rlerle de�il, fizik
fakt�rlerin etkisi alt�nda davrand��� g�r���ndedir. �rne�in,
ceza sorumlulu�u ki�inin subjektif olarak kendi fiilinden
sorumlu olmas�ndan ileri gelmez, fakat ki�inin davran���n�n
objektif olarak topluma zarar vermesinden do�ar.
Determinizm ve Fatalizm
Determinist g�r���n
kar��s�nda fatalist yakla��mlar�n bulundu�u bilinir. Hatta bu
ikisini kar��t�ranlar da yok de�ildir. Determinist d���n�rler,
genel olarak fatalizmi reddetmekte ve determinizmin fatalizmle
kar��t�r�lmas�n� do�ru bulmamaktad�rlar. Fatalist bak��
a��s�na g�re; varl���n se�me �zg�rl��� ve irade �zg�rl���
yoktur, insan hi�bir anlamda kendili�inden hi�bir �ey
yapabilecek durumda de�ildir.
Fatalizmi reddeden
deterministler, varl�ksal iradenin etkili bir kuvvet oldu�unu
kabul ederler. Bununla birlikte, etki g�c�ne sahip olan insan
iradesi de ger�ekte; her �ey gibi, Nedensellik Yasas�na ba�l�
bulunmaktad�r. Determinizm, her insan�n, kendi rol� olmayan i�
ve d�� nedenlerin/etmenlerin bir sonucu oldu�u g�r���n�
savunur. Tarihin �u ya da bu d�neminde ya�amak, �u ya da bu
�lkede enkarne olmak; elimizde olmayan nedenler taraf�ndan,
yani �rastgele/tesad�fen� belirlenmi� gibi
g�r�nse de(tutucu metaryalistlerin bak�� a��s�yla�); asl�nda
ruh varl���(as�l kendimiz) olarak t�m bu etmenleri(do�madan
�nce) kendimiz belirleriz. Daha kapsaml� bir ifadeyle; �imdiki
ya�am�m�z, daha �nceki ya�amlar�m�z�n olmazsa olmaz ve zorunlu
bir sonucudur. Bu demektir ki �imdiki ya�am�m�z(ve hatta bu
ya�am i�indeki bize �zg� olaylar) kadim ya�amlar�m�zdaki iradi
etkinliklerimizin deterministik bir sonucudur. Bu nedenle,
varl���n yap�p ettiklerinden, kendisinden ba�ka kimse sorumlu
de�ildir. Al�nlara yaz�lm�� �al�n yaz�s�� diye
bir �ey varsa; o da, �kendim ettim, kendim buldum��
gibi bir ifade olabilir� Ortadaki a��k ger�ek(plain truth) ve
kad�m ruh�ulu�un kan�tlanm�� deneysel sonu�lar� varken,
okullarda �ocuklara h�la; �ki�inin g�rb�z/zay�f olmas�,
sa�l���n�n �u ya da bu durumda olmas�, erkek/di�i olarak
do�mas� vb. hep kendi irade g�c�n�n d���nda ve onun rol�
olmaks�z�n belirlendi�i� nin ��retiliyor olmas� b�y�k
talihsizlik de�il midir!
Varl�ksal irade
�zg�rl��� ger�e�ini, g�n�m�z dar g�r��l� maddeci bilimi s�hip
oldu�u y�ntemlerle kan�tlayamamaktad�r. Ancak �zg�rl���n
yoklu�u da bu bilim taraf�ndan kan�tlanm�� de�ildir. �rade
�zg�rl���ne inananlar�, fizik�tesi ile u�ra�makla su�layan
fikir adamlar�, determinizmi kabul ederek irade �zg�rl���n�
reddettikleri zaman, do�rudan do�ruya fizik�tesi nitelik
ta��yan bir iddia �nermi� olmuyorlar m�? �rade �zg�rl���n�n
var oldu�unu kan�tlamak i�in, g�n�m�z maddeci biliminin elinde
gerekli/yeterli y�ntem bulunmasa bile, t�m insanlarda bulunan
ve kad�m zamanlardan beri var olan �zg�rl�k bilinci ve bu
yolda(�zg�rl�k u�runa) verilen pek �ok m�c�dele, irade
�zg�rl���n�n varl���n� g�steren sa�lam bir kan�t olarak
kar��m�zda(daha do�rusu, bilimin g�z� �n�nde) durmaktad�r.
Unutmayal�m ki,
bilimsel materyalizmin tutuculu�undan kurtulabilmi�(Pierce,
Bergson, Dewey vb. gibi) d���n�rler; yenili�in, canl�l���n ve
yarat�c�l���n(ba�ka bir deyi�le, kapal� de�il, a��k bir
evrenin insana sa�lanmas�n�n) ancak irade �zg�rl���n�n kabul
edilmesiyle olas� olabilece�i konusunda �zellikle �srar
etmi�lerdir.
�te yandan irade
�zg�rl���n�n kabul edilmemesi, ki�inin iyiye ula�mak, ahlaksal
g�revlerini(insan olman�n gereklerini) yerine getirmek
�eklindeki t�m �abalar�n� tamamen anlams�z b�rakmaz m�? E�er
birey, olaylar�n �n�nde yaln�zca basit bir oyuncak ise, iyiye
ve(hatta yapabilirsek) daha iyiye y�nelmek yolundaki t�m
gayretlerimiz anlams�zla�acakt�r. ��nk� ahlak teorisi,
ahlaksal sorumluluk esas�na dayan�r. E�er ki�i, fena �ekilde
hareket etmeye mecbur oldu�u i�in davran�� bozuklu�u
sergilemi�se, onu ahlaksal a��dan su�lamak abes olur.
�zg�rl���n tan�nmamas�, sorumlulu�un da reddini beraberinde
getirmez mi?
�rade �zg�rl��� ve Hukuk

�rade �zg�rl���
olmaks�z�n, hukuksal sorumluluktan da s�z edilemez. �rade
�zg�rl��� g�r���n�/ger�e�ini benimsemi� endeterminist
d���n�rler, sorumluluktan s�z edebilmek i�in, irade
�zg�rl���n� kabul etmenin zorunlu oldu�unu savunmu�lard�r. Bu
yakla��ma g�re; hukuk, her ferdin bir ki�ilik oldu�u
varsay�m�na dayan�r. Dahas�, ceza ve m�k�fat�, su� ve liyakate
g�re da��tmak yoluyla, her ki�inin belli �l��de de olsa, irade
�zg�rl���ne sahip bulundu�unu kabul eder(Adnan G�R�Z, HUKUK
FELSEFES�). Ceza ehliyeti olan bir su�lu ile, ak�lsal dengesi
yerinde olmayan birisine ceza verilirken, �tekisine ceza
verilmemesi; onun �zerinde cezan�n hi�bir �nleme etkisine
sahip olmamas�ndan de�il fakat akl�nda normal saik kavram�n�n
bulunmamas�ndan ve etkinlik g�stermemesindendir. Ceza
ehliyetine sahip olan su�luya ceza verilmesi ise, onun ba�ka
�ekilde hareket etmeye muktedir olmas�ndan; yani isteseydi,
su� olu�turan fiili i�leyemeyece�ine inan�lmas�ndan ileri
gelmektedir. Ba�ka bir deyi�le �irade �zg�rl����
olmazsa, su� da yoktur. �zetlemek gerekirse, �u s�ylenebilir:
Ceza hukukunda ki�inin isteme yetene�ini etkileyen durumlar;
hukukun, insan� �se�en bir varl�k� olarak
de�erlendirdi�inin kan�t� olmaktad�r(Determinizmle ba�lant�l�
olarak irade �zg�rl��� konusunda daha ayr�nt�l� bilgi i�in
bkz. VARLIKSAL �LKELER, Ruh ve Madde Yay�nlar�).
�nisiyatik ��retilerde

Yaz� ak���m�z�n bu
noktas�na kadar determinizm kavram�n�n felsefi
de�erlendirmesini g�rd�kten sonra; birazda, konunun kadim
inisiyasyonlardaki ve hatta, Kur�an ba�ta olmak �zere, kutsal
metinlerdeki durumuna bakal�m. Determinizmde neden/nedenler,
sonu�/sonu�lar� do�urur; bu sonu�larda ba�ka olgular�n ve
olu�umlar�n nedenlerini olu�turur. Bu i�leyi� i�inde tezah�rat
�a�maz de�i�imini s�rd�r�r. Bu gidi� nereye? Ku�kusuz, her
�eyin ve nedenlerin de yarat�c�s� olan ALLAH�a do�ru. �nl�
�slam d���n�r� Muhyiddin-i Arabi, �Sebepleri halk eden
m�sebbib, tek ve e�siz olan Hak�t�r.� diyor, �nl�
eseri Fusus �l- Hikem�de. Her �eyin yarat�c�s� ve elbette ki
t�m nedenlerin de ilk ve tek nedeni O�dur.
Ruhun Tesirlili�i ve Tesad�fler

Madde, maddesel
enerjinin tezah�r etmi� bir h�lidir, ruhsal enerjinin
tesirlili�i alt�nda belli bir formda bulunur. Madde esasen
at�ld�r; yani kendi kendine hareket edemez. Ancak ruhsal
enerjiden kaynaklanan maksatl� bir tesirlili�in(m�essiriyetin)
alt�nda hem bu tesirlili�in iradesine uygun formunu korur, hem
de gerekirse �e�itli hareketler sergiler, hatta halden hale
girer. Dolay�s�yla t�m fiziksel/maddesel hareketler �uurludur
ama bu �uurluluk maddesel formdan kaynaklanan bir �uurlulu�a
ait olmay�p, ruha ait bir �uurluluktur. Bu sonu�, ruhsal
maksatl� tesirlili�in sadece her yerde yayg�n oldu�unun de�il,
ayn� zamanda tesad�f diye bir durumun olmad���n� da kan�tlar.
Evrenlerde(t�m
tezah�rat i�inde) tesad�fe ve rastgele ortaya ��kan hi�bir �ey
olmamas�na ra�men, sadece bilgisizli�imizin de�il, fehim ve
fer�setten yoksunlu�umuzu da gizlemek i�in bu s�zc��� olduk�a
s�k kullan�r�z. �Tesad�f� deyip ge�ti�imiz bir
olay�n ard�ndaki nedenselli�i(causality) bilmedi�imiz(daha
do�rusu, olaylar�n ortaya ��k���n� sa�layan nedenselli�e n�fuz
edemedi�imiz) i�in, �tesad�f� s�zc���n� kullan�r
dururuz. Bu kullan�m; elbette ki uyurgezerli�in ve ill�zyonel
ya�am�n belirgin sonucudur. ��nk� olmu� olan bir �eye/olaya
�tesad�fen� deyip ge�en bir kimse, bu nedenselli�i
anlama zahmetine katlanm�yor demektir. Oysaki Erg�n ARIKDAL��n
da belirtti�i gibi(1),
�Her olay bir sebep ve her sebep de bir sonuca ba�l�d�r.
Normal do�a olaylar� olarak g�rd�klerimizin ard�nda bile pek
b�y�k anlamlar gizlidir. Dolay�s�yla �tesad�f�; bilgisizli�in,
fehim ve ferasetten yoksunlu�un sonucu ortaya ��kan ve
cahilli�i gizleyen sama ve avutucu bir s�zc�kt�r.�
Tesad�f s�zc���n�n
yersizli�ini ve anlams�zl���n� da bu �ekilde vurgulad�ktan
sonra, yaz�m�z�n ba��nda da belirtti�imiz gibi, atalet ile
nitelendirilmi� olan evrenin hi�bir maddesinden kendi kendine
maksatl� bir hareket beklenemez ve maddesel bir yap�
kendili�inden hareket de edemez. E�er b�yle olmu� olsayd�,
evrensel bir karmakar���kl�k i�inde maddesel evren �oktan
y�k�l�p giderdi. Oysaki durum bunun tam tersi olup; �Her
maddenin olu�u, her olay�n vukua geli�i Mutlak Varl�k��n
yasalar� alt�nda cereyan eder.�(2)
Evrende olmakta olan
her �ey, t�m tezah�rat O�nun �lahi Murad�� y�n�nde ve
Yasalar�(S�nnetullah) �er�evesinde olup durmaktad�r(3).
�lahi Murad��n uygulay�c�lar� �uurlu varl�klard�r. �uurlu
varl�klar, tek�m�l d�zeylerine g�re, �lahi �rade Yasalar��n�
kullanarak(daha do�rusu, bu yasalar arac�l���yla)
tesirliliklerini maddesel evrenlerde sergileyerek
yarat�l��a/tezah�rata kat�l�rlar(4).
Varl�k �leminde
nedensiz hi�bir �ey, hi�bir olgu yoktur. Hi�bir �ey yoktan var
olmaz; var olan hi�bir �ey de yok olmaz, �ekil de�i�tirir,
ba�ka bir �eye d�n���r. Yoktan var eden sadece Yaradan�d�r. O
m�teal(a�k�n) var edi�le de varl�k �lemi s�r�p gitmektedir.
Dolay�s�yla varl�klar�n da t�m eylemlerinin(enkarne
varl�klar�n d���nme etkinlikleri de d�hil) bir kar��l���, bir
sonucu vard�r evrensel determinizm �er�evesinde. Bu demektir
ki varl�k; d���nceleri/imajinasyonlar� da d�hil t�m
eylemlerinden sorumludur ve bu etkinli�inin sonu�lar�yla
kar��la�mak durumundad�r. �lahi adalet b�ylece ger�ekle�iyor.
Bu ger�e�in �lahi Kelam�da ��ylece yer ald���n� g�r�yoruz:
�Her insan�n yap�p ettiklerini boynuna dolad�k. K�yamet
g�n�, onun �n�ne a��lm�� olarak bulaca�� bir kitap ��kacak ve
��yle diyece�iz: �Oku kitab�n�! Hesaba �ekici olarak bug�n
sana �z nefsin yeter.��
Ayetin son c�mlesinde
de belirtildi�i gibi, varl�k kendi yap�p ettiklerini
kendisi de�erlendirecektir. ��nk� belirli �eyleri
yapmaya(belli bir �ya�am plan�� �er�evesinde
do�madan �nce) kendi karar vermi�tir. D�nya bedenini terk
ettikten sonra, d�nya ya�am�ndaki de�erlendirmesini kendi
yapacak; bir bak�ma, kendi kendini hesaba �ekecektir, y�ksek
beni(as�l kendi) olarak. Bu de�erlendirme/hesapla�ma s�ras�nda
ba�ar�s�z oldu�u durumlar i�in �z�lmesi(hatta ba�ar�s�zl���n�n
b�y�kl���ne g�re) kahrolurcas�na �sd�rap �ekmesi ve pi�manl�k
duymas�(cehennem hali) elbette ki ka��n�lmaz ve do�ald�r.
Bunda, kendisinden ba�ka hi� kimse sorumlu de�ildir. ��nk�
varl�k(dezenkarne durumdaki varl�k) �kendi etmi�, kendi
bulmu�tur��(5)
�lahi Ad�let�in,
Determinizm(Sebep-Sonu�) Yasas� �er�evesinde tecelli edi�i,
halk dilinde, �D�nya ahretin tarlas�d�r��
�eklinde yerini bulmu�tur. Buradaki �ahiret�
s�zc��� ile �l�m �tesi kastedilmekte ise de, bu s�zc���n as�l
anlam� �bir sonraki an/zaman/durum� dur. Bu
demektir ki, i�inde bulundu�umuz �u dakikadan sonraki dakika,
bizim i�in �hrettir, ahir zamand�r. Esasen,
yap�p-ettiklerimizle er ya da ge� d�nyada da kar��la�m�yor
muyuz? �hiret, s�dece �l�m �tesi de�il, burada da var ��nk�
determinizm hem fizikte, hem de fizik �tesinde i�liyor, hem de
hi� �a�madan�
Determinizm kavram�
kapsam�nda cennet-cehennem kavramlar�ndan anlad���m�z da
budur: Cennet-cehennem konusunun simgesel yan� �ok
tart���lm��t�r. Cennet ile cehennem mek�nlar m�d�r, yoksa
haller mi? 20. Y.Y.��n en b�y�k �slam d���n�rlerinden Prof.
Dr. Muhammed �KBAL(�l�m 1938)�in ve �nl� m�fessir �mer R�za
DO�RUL�un da i�inde bulunduklar� bir gurup b�y�k d���n�r,
cennet ve cehennemi belirli mek�nlar de�il, haller olarak
kabul ettiklerini ifade etmi�lerdir(6).
Son iki paragraf�m�zda
ele ald���m�z cennet-cehennem halleri ebedi olmad��� gibi,
ALLAH��n kulland���(�zellikle de cehennem) bir intikam arac�
da de�ildir. �ALLAH zulmetmez, ki�i kendi kendine
zulmeder�� mealindeki ayetler: Nahl 118, Tur 18, Ali
�mran 108, 117, Fussilet 46, Enbiya 44, 47, Enfal 51, Hud 101.
Be�er(�zellikle de kendini bilmez ve d�nyasalla�m�� be�er)
esasen sadece zalim de�il, aymaz ve azg�nd�r da(�brahi 34,
Ahzab 72, Bakara 30, �ura 30, Enbiya 44, Alak 6). Kendini
bilmez be�er, �ac�mas� s�n�rs�z ve affedici�(Rauf
ve Gaffar) olan ALLAH��n t�m uyar�lar�na ve ba��na gelen(ve
elbette ki yap�p ettiklerinin sonucu) s�k�nt�l�
olaylara/durumlara ra�men, h�la kendi kendine zulmedecek kadar
da aptald�r/budalad�r. Budizm de kendini bilmez�in kar��l���
�aptal� d�r. ��te bu t�r aptallarla ilgili
birka� Budist �zdeyi�:
�Tembel ve obur ki�i pislik i�inde ya�ayan bir domuz gibidir. Bu aptal
ki�i, �ld�kten sonra, �l�ml� bir ya�am daha s�rmek i�in bu
d�nyaya yeniden gelir.�
�Aptal ve cahil ki�iler dikkatsiz ve hi�bir zaman g�zlemci olmayan
kimselerdir. Ancak g�zlemci bir ya�am s�ren
insanlar ya�am�n
de�erini bilir.�(7)
�Kendini ak�ll� sanan ki�i asl�nda aptal bir kimsedir. Aptall���n�
g�rebilen bir ki�i ise, hi� olmazsa o konuda ak�ll� olur.�
�Aptal ki�i i�in, ac�y� getiren sonu�lar ortaya ��k�ncaya kadar yanl��
davran��lar tatl� g�r�n�r(8);
ancak sonu�lar
ortaya ��kt���
zaman, aptal ki�i yanl�� davran��lar�n�n ac� meyvelerini yemek
zorunda kal�r(9).
Kur�an�da da bu gibi
kendini bilmezler i�in de�i�ik s�fatlar�n yan� s�ra
�beyinsizler� s�fat� da kullan�lm��t�r(10).
Sorumluluk

Birey, m�sebbibi(neden
oldu�u) eylemlerden ve uzant�lar�ndan sorumludur. Esasen,
�zg�rl�k varsa, sorumluluk da vard�r. Ancak kayda de�er
�eylerden(i�sel geli�im a��s�ndan gerekli ve �nemli olan
�eylerden) kendimizi sorumlu tutmak/hissetmek istiyorsak,
se�me �zg�rl��� hakk�m�z� kullanmada da titizli�i elden
b�rakmamal�y�z. G�n�m�z klinik psikolojisinin �nemli
isimlerinden olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, �Sorumluluk
duygusu, ki�inin �hedef piramidi�ni belirlemesinde ve bu
hedefleri ger�ekle�tirmesinde kilit duygulardan birisidir.�(DUYGULARIN
D�L�, Tima� Yay�nlar�). �Hedef Piramidi�
ya�am�m�zdaki i�lerin �nem ve �nceliklerini belirlememize
yarar. Bu s�ralamada tepe noktada, realitemiz gere�i en
ya�amsal �nemdeki konular/ama�lar bulunur. Osmanl�lar�dan
kalma oldu�u s�ylenen bir ifadeyle, �Ehemmi, m�hime
tercih etmek�(�nemliyi, daha az �nemli olana ye�lemek)
bu durumu yans�tan veciz bir ifadedir.
Ki�inin b�yle bir
duyarl�l��� olmaz ise, gereksiz detaylarda bo�u�urken
�piramidin tepesi� nden sapar. Yani sorumluluk
duygusu, bireyin kusur i�lemesine engel olmas�n�n yan�nda,
zaman zaman gereksiz detaylar ��kmaz�nda zaman yitirmesine de
neden olabilir. ��eytan ayr�nt�da gizli� oldu�u
gibi, ba�ar� da ayr�nt�da gizlidir. �nemli olan bu ikisi
aras�ndaki dengeyi(orta yolu, s�rat� mustakim) yakalamakt�r.
Elbette ki, sorumluluk duygusundan kaynaklanan detayc�l�k
amaca(�Piramidin tepesine� ��kan basamaklara)
y�nelikse yararl�d�r.
Sorumluluk duygusunun
ba�ka bir boyutu da toplumsal sorumluluktur. Yani, toplum
yarar�na ve �elci�(di�erk�m) denebilecek
sorumluluklar�m�z. Toplu halde ya�aman�n gereklerinden biridir
bu. Toplumsal ad�let ancak; zay�flardan, muhta�lardan, zor
durumda kalanlardan, e�itim(�dap, edep, terbiye) �z�rl�
�ocuklar�m�zdan ve gen�lerimizden de sorumlu oldu�umuz
d���n�lerek sa�lan�r. Yar��ma, rekabet ve s�m�r� ilkesine
dayanan kapitalist sistem; kamu yarar�ndan �ok, g��l� olan�n
ayakta kald���, zay�f�n eriyip g��s�zle�ti�i bir d�zen
geli�tirmi�tir. Demokrasinin bo�luklar�ndan ve nimetlerinden
bencilce ve s�m�rgen bir zihniyetle yararlan�p, insan
haklar�n� ihlale y�nelik uygulamalara tepki g�stermek her
ayd�n�n(ak�l g�n�l sahibi salih ki�inin) sorumlulu�udur.
�nsan haklar�n� hi�e
say�p, kamu talan�na neden olan zihniyet mensuplar� yap�p
ettiklerinin sonu�lar�yla (Determinizm Yasas�na g�re) er ya da
ge� nas�l kar��la�acaksa, bu �arp�k uygulamaya insan� de�erler
�er�evesinde sa�duyu ve vicdan �zg�rl��� gere�i olarak tepki
verenlerde yap�p ettiklerinin sonu�lar�yla kar��la�acakt�r.
Kabaca �i� disiplin� anlam�na gelen vicdan�n
s�n�rlar�n� da sorumluluk duygusu belirler. Bu i�sel e�ilim
sorumluluk duygusundan yard�m alarak seslenir bize. Ama
kendini bilmez benlik(Budizm�deki �aptal�,
Kur�an�daki �beyinsiz��) bu sese �o�u zaman
kulak t�kar ya da bencilce nedenler ve tevillerle k�l�f
uydurur. Elbette ki, bu tutumdan vazge�medi�i s�rece tel�fisi
zor epr�vlerle (ya�am s�navlar�) u�ra�mas� ka��n�lmaz olur.
G�r�l�yor ki
insanla�arak �l�hi Yasalara uyumun gere�i de kendini
tan�ma/bilme kapsam�ndaki i� disiplindir. Bu da, vicdan ile
sorumlulu�u yan yana getirmekle olas�d�r. Bu demektir ki,
vicdanl� olmaya y�nelik i� sorumluluk bilinciyle
yeti�tirilmemi� �ocuk e�itilmi� say�lamaz. Ne yaz�kt�r ki
g�n�m�z okullar�nda sade ��retim yap�l�yor, e�itim de�il.
Bencillikten kurtar�lamam�� �ocuk/gen� e�itim �z�rl�d�r.
G�n�m�z gen�li�inin durumu ve sorunlar�yla ilgili, ne yaz�k ki
i�ler ac�s� ger�ekler Prof. Dr. Erdal ATABEK�in eserlerinden
��renilebilir.
Determinizm Yasas� hi�
�a�maz bir �ekilde s�rekli �al���yor: 21. Y.Y.��n maddeci
modernizmi, vicdan�n �nemini unutturan, d�nyasalla�may� �ne
��karan ve dolay�s�yla da i�sel sorumluluk bilincini k�relten
sonu�lar �retti. Semavi dinlerin, yay�lmas�ndan �nce egemen
olan pagan k�lt�r� do�a g��lerine sayg�l�yd� ama vicdan�n
gereklerini tam olarak uygulamaya koyamam��t�. Bunun sonucu
olarak bir kimse, yakalanmad��� s�rece h�rs�zl�k yapabilirdi(11).
Pagan d�nemin baz� erdemsizlikleri k�l�k de�i�tirerek ve daha
da sinsile�erek s�zde �modern� 20.Y.Y�da da
ortaya ��kt�. �nsan� de�erlerden nasipsiz baz�lar�, yasalara
ters d��medi�i taktirde ya da yasalar�n ve demokrasinin
bo�luklar�ndan yararlanarak gayri ahl�ki davran��lar� ho�
g�r�r ya da g�rmemezlikten gelir oldular. Ancak,
�istedi�imi yapabilirim�(nefsan� �zg�rl�k�) d���ncesi
toplum �yeleri aras�nda, toplumsal ba�lar�n zay�flamas�na;
yalan, �iddet, su�, bencillik, hatta kana susam��l�k gibi
be�eri kusurlar�n yayg�nla�mas�na yol a�m��t�r. Toplum, birer
�toplumsal yara� h�line gelen bu kusurlar�n
sonu�lar�na katlanmaya ve e�er becerebilirsek bu durumdan
i�sel geli�im y�n�nde yararlanmaya(�rne�in, her �eye ra�men
d�r�st kalmaya, erdemlerden �d�n vermemeye ve sab�rl� olmaya�)
mecbur kald�.
Peki, ��z�m nerede
aranmal�?(Prof.Dr. Erdal ATABEK�in �ok ustaca ele al�p
irdeledi�i ve g�zler �n�ne serdi�i) �yitirilmi�
de�erlerimiz� i vicdansal bir sorumlulukla yeniden
kazanmaya �al��makt�r. Ger�ek �a�da�la�ma, modernle�me ve
insanla�ma bu yolla gelecektir. Makro kozmosu ve mikro
kozmosu(bedensel beni) yaratan g�ce kar�� sorumluluk duymak ve
erdemler y�n�nde ya�amaya �al��mak vicdan� ye�ertecektir.
Vicdan, sonsuz y�celiklerin bireydeki en u� noktas�d�r. Ki�i
yaz�l� kurallara yasa ve polis korkusuyla uyar. �rne�in,
kapal� mek�nlarda sigara i�memeyi ancak yasa ve polis
korkusuyla k�smen durdurabildik� Ama �l�hi Yasalara bilin�li
olarak uyumun gere�i, kendini tan�ma duyarl�l��� ve idraklenme
cehtiyle gelen i� disiplindir. Bu da, nefsin
kabal���n�/vah�ili�ini gidermek ve duygular� kontrol alt�nda
tutmakla olas�d�r. Bireyde vicdan ile sorumlulu�un yan yana
gelmesi ve at ba�� gitmesi o zaman ger�ekle�ecektir.
Sorumluluk duygusunun geli�tirilmesi konusunda dipnot-11�deki
de�erli kaynak eserden yararlan�labilir.
 
Kutsal Metinlerde
Deterministik i�leyi�in
toplum d�zenindeki ve insan psikolojisindeki yans�malar�n�
k�saca g�zden ge�irdikten sonra, konunun kutsal metinlerde
nas�l yer ald���na bakal�m. �rne�in, Kur�an a��k ve net bir
bi�imde, �sorumlulu�un �ahsili�i� ilkesi
�zerinde duruyor. Me�len, hi� kimse ne b�y�klerinin, ne de
�ocuklar�n�n manevi �st�nl���ne ba�l� olarak sonsuz kurtulu�a
erebilir ve ne de onlar�n g�nahlar�ndan sorumludur(Fat�r 18).
Dolay�s�yla herkesin yapt���n�n ya da ihm�linin
sonucu/sonu�lar� kendinedir. �Kim zerre kadar bir hay�r
i�lerse; onun m�k�fat�n� g�recek ve kim de zerre kadar bir
k�t�l�k i�lerse, onun cezas�n� g�recektir.� - Zilzal
7+8. �u deterministik i�leyi�in g�zelli�ine ve �l�hi Ad�letin
�a�mazl���na bakar m�s�n�z !
��sel geli�ime ve �l�hi
�radeye uyan/uymayan fiillerimiz(d���nce ve niyetlerimiz de
d�hil) yok olmuyor ve sanki evrensel bir komp�ter
b�nyesinde(haf�zas�nda) saklan�yor ve varl�k sonsuz tek�m�l
gidi�i boyunca bu kay�tlar�n geribildirimleriyle er ya da ge�
ka��n�lmaz olarak kar��la��yor. Bu kar��la�ma/y�zle�me yak�n
gelecekte de olabilir uzak gelecekte de; yani, �u bedenli
ya�amda da, beden �tesinde de� Bu durum Kur�an��n konuyla
ilgili baz� ayetlerinde, ��her ki�inin fiillerini kendi
boynuna takt�k�� �eklinde ifade bulmu�tur(�sra 13 +
14, Yasin 65).
Yukar�da son iki
paragrafta anlam�n� bulan, �herkesin kendi edimlerinden
sorumlu olmas� ilkesi� ile �uydurulan
H�ristiyanl�k�taki as�rl�k kilise dogmalar�ndan
birinin y�k�lmas� hedeflenmi�tir. Bilindi�i gibi �Pavlus
H�ristiyanl����ndaki �ilk g�nah�(ya da
�ebedi/do�u�tan g�nahk�rl�k�) dogmas�yla
Bat�(H�ristiyan) toplumlar� h�la kand�r�lmaktad�r. �lk kez
Pavlus�tan duymu� ve g�l�p ge�mi�lerdi. Ama zaman i�inde
Katolik Kilise�nin bask�s� ve sapt�r�c� empozisyonlar�yla bu
�ilk g�nah� kand�rmacas� olanca a��rl���yla
H�ristiyanlar�n ya�amlar�n� �ekillendirmeye ba�lad�. ��in
k�t�s�, �ilk g�nah� olmadan vaftiz de olmuyordu. Bu olmay�nca
da kilise�ye kat�larak t�m �teki g�nahlardan kurtulunmuyordu.
G�r�ld��� gibi bir yalan� savunmak i�in daha b�y�k bir yalan
uydurmak gerekiyor. Elbette ki bunu yapanlar, katlanarak
b�y�yen veballer alt�na giriyor. Zaten her �eyin �a�maz
Determinizm Yasas� alt�nda s�r�p gitti�i evrende ba�ka t�rl�s�
d���n�lemez. Kilisenin bu yo�un bask�s� doruk noktas�na 11.
Y.Y.�da ula�t� ve �ylece s�rd�. Havva, hep o ��eytan�
a uyarak erke�in m�sumiyetini kirleten di�i olarak g�sterildi
durdu. Bu sapm��l�k g�n�m�ze kadar s�rd� ve 21. Y.Y.�da h�la
�kad�n haklar� istismar�� gibi be�eri bir
ay�b�m�z� d�zeltmeye �al���yoruz.
Nih�yet 1209�da kilise
babalar� b�y�k bir Ha�l� Ordusu kurarak, kendi uydurduklar�
dogmalara g�re �dinden sapm�� ki�i�(heretik)
olarak kabul ettikleri kendi cemaatlerinden insanlar�
soyk�r�ma u�ratt�lar. �Cathere� diye bilinen bu
soyk�r�m s�ras�nda yakla��k bir milyon ki�i katledilmi�ti.
Orta�a� Kilisesi�nin sapm�� ruhban s�n�f� burada da durmam��
15. Y.Y.�da bu kez de, ebe kad�nlar�n b�y� ve sihirle
u�ra�t�klar�n�(ayr�ca, do�um yapan annelere yard�m
ettiklerini) �ne s�rerek, yakla��k 2 milyon kad�n� diri diri
yakt�rm��t�. Bununla da yetinmeyip; dul kad�nlar�n,
kocalar�ndan kalan miras haklar�n� gasp ederek(mallar�na ve
arazilerine el koyarak) kilise hazinesine aktarm��lard�.
Peygamberleri Y�ce �sa Nebi�nin �zg�n ��retisindeki t�m
uyar�lara ra�men bu s�zde din adamlar�n�n tarihe m�l olmu� bu
sapm��l�klar� sergilemeleri ibretlik olaylar olarak kar��m�zda
duruyor(12). Kur�an�la yap�lan
d�zeltmelere, uyar�lara ve dikkat �ekmelere ra�men bu
sapm��l�klar�n bir k�sm�n�n hala s�r�yor olmas� ve hatta
bunlardan bir k�sm�n�n k�l�k de�i�tirerek �dincilik,
Il�ml� �slam ve Ye�il Ku�ak� �eklinde �slam �lkelerine
bula��� olmas� da ayr� bir trajikomiklik� Biz, �imdi,
�herkesin yap�p etti�i kendinedir.� diyerek, tekrar
ana konumuza d�nelim. Herkesin yapt��� muhakkak ki kendisine
d�nd�r�lecektir(Kur�an, M�cadile 7).
Kur�an�dan ��rendi�imiz
ve �evremizde g�rd���m�z kadar�yla, ALLAH; t�m olu�lar� bir
tak�m nedenlere ba�lam�� ve bizlere de bunlar �zerinde fikir
olu�turmay� g�rev olarak y�klemi�tir(Bu konuda fikir olu�turan
Fabio Marchesi�nin RUHUN F�Z��� adl� eser okunabilir) . Bu
nedenlerin bir k�sm�n� biliyoruz ama bilmediklerimiz
bildiklerimizden daha �ok. Kimimiz( daha do�rusu fikir �ilesi
�ekmeyenler, bu zahmete katlanamayanlar) nedenini bilmedi�imiz
olaylara �tesad�f� demekte buluyor i�in
kolay�n�. Bu tutum, bir bak�ma ka��� oluyor elbette ki� Ya da
�imdilik bilinemez olan�n kar��s�ndaki aczini kabullenememek�
biz ALLAH��n kudretinin s�n�rs�zl���na inanmak fakat o
kudretin belirmi� sonu�lar� �zerinde d���nmek ve hatta
de�erlendirmek zorunday�z. D���nmek, ak�l etmek, akl� i�letmek
vb. Kur�an�da en �ok yinelenen kavramlard�r.
K�yamet G�n�nde �d�l
Hz. Muhammed�in ger�ek
hadislerinden biri bizim �imdiki konumuzla ilgili: �Ben
sizin, k�yamet g�n�nde �d�l� en b�y�k olan�n�z�m. ��nk� ben;
hem kendi amellerim kar��l���nda, hem de bana uyanlar�n
amelleri kar��l���nda �d�l alaca��m.�(13). Buradan anl�yoruz ki, ki�i; hem yapt��� iyiliklerin kar��l���n�
alacakt�r, hem de yap�lmas�na vesile oldu�u
iyiliklerin. Bu demektir ki ki�inin sergiledi�i/sergileyece�i
hayra y�nelik bir i�, deterministik bir kesinlik ve �a�mazl�k
ile kendisine d�n�yor. Ba�ka bir hadisinde de ��yle demi�
Muhammed: �Kim bir hayra del�let ederse, o hayr�
i�leyenin elde edece�i kar��l�k ona da aynen verilir.�(13).
G�r�ld��� gibi hi�bir etki(dolayl� bir etki de olsa)
kar��l�ks�z, geri d�n���ms�z kalm�yor. 900 y�l �ncesinden
bizlere seslenen Yusuf Has Hacip de �ok farkl� bir �ey
s�ylememi�: �S�rekli iyilik yap ki, kendinde iyilik
bul.�(KUTADGU B�L�G, Antik �ark Klasikleri).
Fitne, Bir F�trat Y�netimi

T�revleriyle birlikte
yakla��k 60 kadar Kur�an ayetinde ge�en �fitne�
kavram�, konumuz determinizme ilgili s�zc�klerdendir. �yi ile
k�t�y�, ar� ile kirliyi, do�ru ile yalan�/yalanc�y� ay�rmaya
yarayan bir f�trat y�ntemidir �fitne�. Bu duruma
g�re fert ya da toplumun, ar�nd�r�lmas� gereken curuf ve
pisli�i ne kadar �oksa, fitnesi de o kadar yo�un olacakt�r.
Bununla ba�lant�l� olarak, be�eriyet/fert; kirlilik oran�
y�kseldik�e fitneye daha �ok maruz kalacakt�r.
Nas�l ki �e�it �e�it
fitneleri b�nyesinde bar�nd�ran ve faaliyete ge�iren sava� da
b�y�k bir fitnedir. Birey(ler) her �eyle oldu�u gibi sava�la
da s�nan�r ve sava�lar ile pek �ok be�eri pislik ve i�ren�lik
ortaya ��k�verirse; daha do�rusu, �n�m�ze konuverir, sanki
�elimizin karas� y�z�m�ze vurulur��. Yap�p
ettiklerinin sonucu olarak be�erin/be�eriyetin �u ya da bu
�ekilde fitne ile s�nanmas� budur.
Kur�an fitneyi bir
tekam�l arac� olarak g�stermekte ve be�eriyetin, fitne ile
s�rekli denemeye(epr�vlere, ya�am s�navlar�na) t�bi
tutuldu�unu belirtmektedir. ��nsanlar �inand�k�
demeleriyle b�rak�lacaklar�n�, hi�bir fitne ile
s�nanmayacaklar�n� m� sand�lar. Andolsun ki, biz senin
muhataplar�ndan �ncekileri de fitne yoluyla s�nam���zd�r��-
Ankebut 2, 3.
�l�hi Murad, bireyi
s�namak oldu�una g�re; negatif de�erler kadar pozitif de�erler
de fitne konusu olabilir. Fitne konusu olan �ey, ne t�rden
olursa olsun; bize gelen, �n�m�ze ��kan bir etkidir(nedendir).
Etkiye verece�imiz tepki de bir sonu�tur. Bu sonu� da ba�ka
bir olgunun/ba�lang�c�n nedenidir ama bu sonu�(tepkimiz) bizim
genel tek�m�l d�zeyimiz hakk�nda bir ipucudur, bir �l��m
sonucudur. �nsan, varl�kla da s�nan�r, yoklukla da, hay�rla
da, �erle de� Enbiya Suresi 35�te i�in es�s� ��yle konmu�
ortaya: �Biz sizi bir s�nav olarak hay�r fitnesiyle de
s�n�yoruz, �er fitnesiyle de��
Fitne hangi t�rden
olursa olsun; kar��m�za ��km��sa, kendi fiillerimizin
sonucudur ve elbette ki l�y�k oldu�umuzla kar��la�m���zd�r. Bu
durumda be�eri ya�am; ku�bak��� bir g�r�n�mle, fitneler
silsilesidir ��nk� her �ey s�nanma arac�d�r. Bundan ama�,
enkarne varl���n i� kuvvetlerinin geli�mesi, varl�ksal
potansiyelinin ortaya ��kmas�(bedende tezah�r etmesi). Bu
a��dan bak�ld���nda bu da elbette ki bizleri geli�tirici ilahi
bir nimettir; ku�kusuz, yararlanmas�n� ve de�erlendirmesini
bilene�
��unu
kesinlikle bilin ki, sizin mallar�n�z da, evlatlar�n�z da
birer fitnedir.�- Enfal 28, Tegab�n 15). Kur�an ba�ka
bir ayetinde de mal ve evlat �oklu�uyla �v�nenlerin bu
s�nanmada ba�ar�s�z olanlar oldu�unu da s�yl�yor. �slam
d���n�rleri fitnenin boyutlar�n�/kapsam�n� ifadeye koyarken,
�u deyimleri de kullanm��lard�r(14):
Mal fitnesi, �l�m fitnesi, ya�am fitnesi, zenginlik/fakirlik
fitnesi, kad�n/erkek fitnesi.
G�n�m�zde hepimiz i�sel
geli�im ihtiya�lar�m�za g�re ve liyakatimize g�re yukar�daki
konularda s�nan�yoruz. Yukar�daki paragrafta ba�ar�s�z
oldu�umuzu belirtti�imiz mal ve evlat �oklu�uyla �v�nmenin
yan� s�ra k�r�k not ald���m�z ba�ka bir s�nav da
�d�nya/madde cazibesi� ne kar�� verdi�imiz s�nav. Bu
konuda sadece bireysel boyutta de�il, toplumsal boyutta da
kay�ptay�z ve kusurluyuz. ��nk� d�nya be�erinin bir k�sm�n�n
d�nya cazibesine yenik d��m�� ve paray� putla�t�rm��
olmas�ndan dolay� gelir da��l�m�ndaki ad�letsizlik(yoksul
g�ney ve zengin kuzey) k�resel ay�plar�m�zdan biri olarak
kar��m�zda durmaktad�r. Sadece bat�n�n zengin �lkeleri de�il,
Ortado�u�nun s�zde M�selman Arap �lkeleri de bu be�eri ay�b�n
m�sebbibi(nedeni) durumundad�r. �Hikmet dolu�(Ali
�mran 58) Kur�an��n peygamberi Hz. Muhammed y�zy�llarca
�ncesinden bu konudaki endi�esini ��yle dile getirmi�:
�� ve onlar�n(M�selmanlar�n) s�nanmalar� d�nya s�s ve mal�yla
d�nya zevklerinden olacakt�r. Onlar, i�te bu yolla fitneye
maruz kalacaklar ve ahret i�in gayret g�stermekten
uzakla�acaklard�r.�(14).
Bug�n y�ce peygamberin
�ng�r�s� aynen ger�ekle�mi� ve s�z konusu zaaflar�ndan ve
maddenin/d�nyan�n cazibesine yenik d��melerinden dolay�
Ortado�u�daki M�selman �lkelerin y�neticileri Bat�l�
H�ristiyanlar��n i�birlik�isi ve ta�eronu durumuna
d��m��lerdir. Dahas�, g�n�m�z M�selman topluluklar� s�dece
peygamberlerin de�il, ��lemlerin Rabbi�nden bir
indirili��(Hakka 43) olan Kur�an��n uyar�lar�na da y�z
�evirmi� olduklar�ndan dolay�, �ba�ka topluluklar i�in
bir fitne arac�� durumuna d��m��lerdir(En�am 53,
Furkan 20). Bu sapm��l�ktan, M�selmanlar olarak �z�l�yoruz ama
duygusall�ktan toparlan�p ve ibret al�p, kendimize d�nmemiz
gerekti�ini de biliyoruz. ��nk�, konumuz olan determinizm ve
�lahi Adalet gere�i herkesin yapt��� kendine�(Fat�r 18, Yunus
108). Sar�k ve arap fistan� giyip sakal b�rakmakla M�selman
olunmuyor. Yukar�daki ayetlerde ve M��n Suresi�nde yank�lanan
uyar�ya hedef olmamak gerek. K�mil insana d��en; varl�k ve
olu�taki ibretler tablosundan gereken dersi ��kar�rken,
do�rudan do�ruya kendisinin sergiledi�i negatifliklerle fitne
olmamas�d�r. Bunun i�indir ki Kur�an�daki �zg�n �slam��n
peygamberi y�ce Muhammed �mmetine �srarl� bir bi�imde
ba�kalar� i�in fitne olmamalar�n� ���tlemi�tir(Yunus 85,
M�mtehine 5).
T�m bunlardan ve zaten
be�eri �m�rifetlerimizden� olan �evre kirlili�i, k�resel
�s�nma ve de d�nyan�n genel konjonkt�r�nden(politik + ekonomik
ko�ullar) anla��lmaktad�r ki, d�nya bir cad� kazan� gibi
kayn�yor, fokur fokur� Bu kazan� dolduran yeme�in malzemesi
�e�itli fitneler; yiyebilenler, daha do�rusu bunlar�n
m�sebbipleri yesinler afiyetle! S�z konusu fitnenin tamamen
ortadan kalkmad��� bir d�nyan�n hakk�(yani, yap�p ettiklerinin
sonucu) elbette ki mutluluk olamaz. Ekonomik krizle, politik
skandallarla �alkalanan s�zde geli�mi� AB ve ABD� Servetle
��marm��, hak duygusunun �e�itli kurnazca tevillerle
k�l�fland��� bu �lkelerde her t�rl� ahlaks�zl���n da �a�da�l�k
ve �zg�rl�k ad�na sergilendi�i g�z �n�ne al�n�rsa s�ylenecek
bir �ey kalm�yor zaten� Bu arada unutmayal�m ki, hak
duygusunun bir toplumla erozyona u�ramas�, o toplumda
yozla�man�n belirtilerinden biridir. �lkemiz y�neticileri de
bu durumda olan AB�ye girmek i�in hala y�rt�n�p duruyor� Ne
i�tir! ��te determinizm: �hak duygusunun erozyona
u�ramas� ve hukukun �st�nl���n�n yok edilmesi� neden,
�toplumsal yozla�ma� da sonu� Bu �sonu�
da, elbette ki ba�ka olumsuzluklar�n nedeni� Determinizm hi�
�a�madan i�liyor. Bu, be�erin kendi kendine zulm� ve
budalal��� de�il de nedir?
Durum b�yle iken,
fatalistik bir kader anlay���yla �aln�m�za b�yle
yaz�lm���� hezeyan� ile kabahati ALLAH�a y�klemenin
bir anlam� olur mu? Bu hezeyana kargalar bile g�lerdi.
Determinizm denince, genellikle ilk akla gelen kavramlardan
biri �fatalizm� dir. Yeri gelmi�ken, birka�
c�mle ile fatalizme de de�inelim:
Fatalizm

Fatalist bak�� a��s�na
g�re, d�nya her olay ve hareket, ��n bir h�k�m�
ile ezelden ALLAH taraf�ndan belirlenmi�tir. Bunlar�n
de�i�tirilmesi olas� de�ildir(�al�n yaz�s��).
ALLAH��n iradesi d���nda be�eri ya da varl�ksal(c�z�i) irade
s�z konusu de�ildir. B�ylece insanlar�n iradi etkinliklerinin,
cehit ve gayretlerinin hi�bir anlam� kalmad��� gibi, yap�p
ettiklerinin de�erleri de s�f�r olmaktad�r. Yani t�m varl�klar
birer robottan ba�ka bir �ey olmamaktad�rlar.
Ya�ama fatalist bak��
a��s�ndan g�r�nen bu ama ��yle bir ger�ek de var: Tek�m�l
dedi�imiz olmazsa olmaz�n, bu kozmik olgunun g�rg� ve
deneyimle ortaya ��kt���n� biliyoruz. G�rg� ve deneyim ise
varl�klar�n do�rudan do�ruya kendilerinin cehit ve
gayretleriyle(�zellikle de �idraklenme cehti�
ile) iradelerini serbest�e kullanmalar� suretiyle ancak
kazan�labiliyor. �u halde tek�m�l, bir emek �r�n� olarak
kazan�lm�� bir liyakattir. Cehit ve gayret kar��l���nda
l�tfedilmi� ilahi bir ihsand�r. Hatalar�m�z�n/kusurlar�m�z�n
bizde uyand�rd��� s�k�nt�, hatta �st�rap h�leti; bizim bir
daha ayn� hatay� yinelemememizi sa�layacak en kuvvetli
yard�mc�m�zd�r. Kendi edimlerinin yarat�c�s� olmayan
varl�klar�n(sanki birer robot gibi), bu anlamda �uurlan�p
tek�m�l etmeleri olas� m�d�r? �yleyse, tek�m�l m�demki bir
gerekliliktir ve bu olmazsa olmaz i�in ir�di etkinli�e ba�l�
cehit ve gayret sergilenmesi gereklidir. Durum b�yle olunca
da, yukar�da tan�m�n� verdi�imiz fatalistik d���ncenin ge�erli
olmamas� gerekmez mi�(15)
|