|
Fobi, baz�
�eyler ya da olaylar kar��s�nda duyulan ve g�r�n�rde hi�bir
nedeni olmayan vehbi (do�al) bir korku t�r�d�r. Bu t�r
korkudan daha �nce de s�z etmi�tik ve hatta bir k�pr�
fobisini de �rnek olarak vermi�tik. Do�rusu baz�
insanlar g�r�n�rde hi�bir nedeni olmad��� halde, en �nemsiz
bir; durum, olay ve olgu kar��s�nda anlams�z bir �ekilde
korkuya kap�l�r. Ak�l hastal�klar� konusunda uzman
doktorlar bir�ok fobi t�r� saptanm�� ve bunlar� adland�rm��lard�r.
Bunlar
hakk�nda bir fikir verebilmek i�in, birka� fobiden s�z edece�im.
Baz� kimseler �ar��dan, pazardan korkarlar ve b�yle yerlere
gidemezler bile. Bu korku onlarca nedensizdir (agorafobi).
Baz�lar� da kapal� yerlerden
korkarlar. Bu gibilerde tek ba�lar�na bir odaya / eve
giremezler, ev i�inde yaln�z da kalamazlar (calaustrophobie).
Baz� kad�nlar da hemcislerinden korkarlar ve ba�ka kad�nlardan
uzak dururlar (gynephobie). Bir�ok kimse de kan g�rmekten korkar. Bir kanama ya da kan
birikintisi kar��s�nda duramazlar ve nedensiz bir korkuya kap�l�rlar
(hematophobie).
Benzer �ekilde akarsular�n yan�na yakla�amayanlar ve onlara
uzaktan bile bakmaya dayanamayanlar vard�r (potamobhobie). Ba�ka
bir grup ise �l�lerden
korkar. Ger�i kadavra g�rmeye al���k olmayan
herkeste buna benzer bir durum varsa da, s�z konusu etti�imiz
kimselerde bu durum a��r� d�zeydedir. Bunlar� kadavra d���ncesi
bile korkutur ve eziyet d�zeyinde rahats�z eder (necrophobie).
Baz�lar� da madeni
e�yaya dokunmaktan korkar (metallophobie). Daha bir�ok
kimselerce ve t�p taraf�ndan bilinen korku t�r� vard�r. �rne�in
bi�imsiz bir �ekle bakmaktan / yakla�maktan, v�cutlar�n�n
bir taraf�nda bir bozuklu�un olu�up olu�mad���n� endi�e
ile s�k s�k oras�n�, buras�n� yakalay�p duranlar bile
bulunmaktad�r (dismorphobie). Hele bir hastal��a
yakalanma korkusu vard�r ki, herkes�e bilinir (nosph�bie).
Bu gruptakilerden baz�lar� kuduracaklar�ndan korkarlar (lyssophobie) Ba�ka bir k�sm� da uyuz olmaktan
korkar ve bu hastal��a yakalanmak endi�esi onlar� s�rekli
tedirgin eder (parasitophobie). Baz� kimseler de do�al olmayan
bir �ekilde mikroptan korkar; ��plak elleriyle hi�bir yere
dokunamaz, bir �eyi tutamaz, hatta kendilerine sevgi ve i�tenlikle
el s�k��mak i�in uzat�lm�� tertemiz ellerle bile tokala�maktan
i�renirler. Yanl��la ya da mecburiyetten b�yle bir �ey
olsa, hemen yanlar�nda ta��d�klar� kolonya �i�esini ��kar�p
ellerini ve kollar�n� kolonya ile iyice ovarlar. Bir yere
gittikleri zaman, oturacak yer bulamazlar. �apkalar�n�,
bastonlar�n� temiz farzettikleri bir b�fenin, bir piyanonun
ya da salonda itina ile ayr�lm�� bir yerlere koyarlar. E�er
evlerine bir misafir gelse; misafirin oturdu�u yerin mikropla
doldu�unu zannederek, oralar� hatta odan�n her yerine tekrar
tekrar silip s�p�r�rler. Uzun laf�n k�sas�, bunlar s�rekli
olarak korku i�inde ya�ayan insanlard�r (bacteriophobie).
Daha bir�ok
fobi t�r� bile vard�r. biz, k���k bir fikir verebilmek i�in
bunlardan ancak birka��n� yazabildik. Ger�i bu durumlar�n
bir k�sm� d�nyada g�rebildi�imiz baz� maraz� nedenlere ba�l�d�r
fakat bir�oklar� da hi�bir nedene ba�lanamaz ve tamam�yla
ruhsal olay olarak kal�r. Oysa kitab�m�zda yer yer yineledi�imiz
gibi, evrende maddesel olaylardan yal�t�lm�� saf / ruhsal hi�bir
durum s�z konusu de�ildir. Her �ey ruhla madde ili�kisinden
do�mu�tur. Bundan dolay�, e�er bir tak�m fobilerin bu d�nyada
maddesel / fiziksel nedenleri bulunam�yorsa, onlar� ba�ka (�nceki)
ya�amlar�n olaylar� aras�nda ara�t�rmaktan korkulmamal�d�r.
Aksi takdirde, bu da ayr�ca bir fobi olur.
�rne�in,
birisini tan�r�m ki, bu �ah�s tamam�yla sa�l�kl� oldu�u
halde, elli ya��na dek s�ren bir korku onu s�rekli izlemi�tir.
Bu da, bo� bir eve girmek korkusuydu. Onun bu korkusuyla ilgili
ortada hi�bir neden yoktu. O, ailesinin kendisini bu korkudan
vazge�irmek i�in harcam�� oldu�u t�m emeklere kar��n, �ocuklu�undan
beri bu korkuyu �ekti�ini s�ylerdi. Bu adam t�m i�lerinde
cesurdu ve her i�i de normaldi. Ama kendi evine bile, yan�nda
kimse olmad��� zamanlarda giremezdi. Onun i�eri girebilmesi
i�in, be� alt� ya��nda bir �ocu�un bile evde bulunmas�
yeterliydi.
Benzer �ekilde,
tan�d���m ve toplumsal durumu olduk�a iyi ba�ka bir ki�i
daha vard� ki, bunun fobisi �ncekinden daha acayipti: O, bir
demir yolunun �zerinden hi�bir zaman herkes gibi d�md�z ge�emezdi.
Demiryolunun �zerine bir ad�m att�ktan sonra orada durur ve
tam bir dairelik devir yapt�ktan sonra kendisini y�ld�r�m h�z�yla
kar�� tarafa atard�. O, bu hareketini ��yle a��kl�yordu:
�Tam demiryoluna ad�m at�nca,
i�imde m�thi� bir korku ortaya ��k�yor, sanki tren gelecek
ve beni �i�neyip ge�ecekmi� gibi bir tesirin alt�nda kal�yorum�
Bu �ah�s; normal d���nen, cesur ve herkes gibi her h�liyle
normal bir adamd�. Bu duyguyu her seferinde canland�racak bir
kaza da ge�irmemi�ti. O, kendisini bildi bileli b�yle oldu�unu
s�yl�yordu. Hele, denizden korkup da �bo�ulaca��m� diye
�mr� boyunca sandala binmemi� kimselerin say�s� da az de�ildir.
Bunlar�n hepside akl� ba��nda normal kimselerdir.
Bu
fobilerden bir�o�unun bu ya�amda ge�en olaylarla a��klanamad���n�
kabul ettikten sonra onlar�n nedenlerini daha gerilerde ara�t�rmak
zorunda kal�r�z:
�rne�in, demiryoluyla ilgili fobi,
atalardan birinin tren kazas� ge�irmesiyle kazan�lm�� ve
torunlara ge�mi� bir �miras� olarak d���n�lebilir
miyiz? Bu �ekildeki a��klama olduk�a zorlama olur ve bizi
bir�ok yerde yar� yolda b�rak�r ve kar��m�za, ��z�lmesi
kendinden g�� sorunlar ��kar�r. Daha �nce de belirtti�imiz
gibi veraset bir�ok �eyin a��klanmas�na yard�m eder ama
her �eyin de�il. Nas�l ki i�g�d�lerini do�u�unda
da ver�setin rol�n� bir ara� olarak kabul etmi�tik.
Bununla beraber, olaylar� ille de eldeki form�llere uydurmak
amac�yla hareket edilirse; belirtti�im gibi, bir�ok yerleri
fobilerin kendisinden �ok a��klama gerektiren birtak�m yeni
bilinmezler kar��s�nda kal�n�r.
Ger�ekten de burada
birtak�m duygu komplekslerinden s�z etmek, i�g�d�leri, r�fulmanlar�,
al��kanl�klar�, veraset yasalar�n�n resesif tiplerini �ne
s�rmek gibi, akla gelen teorilere ba�vurmak olas�d�r.
Herhangi bir teorinin zay�f yanlar�n� olas�l�kl� h�k�mlere
b�rakmaya raz� olduktan sonra, bu teorilerden herhangi biri
bir dereceye kadar da savunulabilir. Ancak, daha �nce de
belirtti�imiz gibi, bir teoriden daha kuvvetli, daha a��k ve
daha iyi kan�tlanm�� ba�ka teori s�z konusu olursa, �nceki
teoriyi zorla ya�atmaya �al��man�n bilimsel bir de�eri /
anlam� kalmaz. Buradaki durum da ayn�d�r. Bu fobili bilmem
hangi atadan miras kalm�� bir korku olarak kabul etmenin bir�ok
itirazl� noktalar�n� d���nerek, ge�mi� ya�am�n bir izi
gibi kabul etmek do�ru bir yakla��m olur. ��nk� birinci d���ncenin
kuvvetli itirazlarla kar��lanmas�na kar��l�k, ikinci d���nceyi
kuvvetle destekleyecek ba�ka bir�ok kan�tlara sahip
bulunuyoruz ki, gelecek sayfalar�m�zda bu kan�tlar�n bir k�s�m
ortaya konacakt�r.
�u a��klama �eklinin oldu�unu da
biliyoruz: T�m fobiler birer hastal�k belirtisidir; dolay�s�yla
maraz� bir durumdur. Her �eyden �nce, iki t�r fobiyi
birbirinden ay�rmak gerekir: Bunlar ayr� ayr� nedenlere ba�l�
olan ayr� ayr� �eylerdir. Hatta moral nedenlerden ileri
gelmeyip, s�dece fizyopatolojik nedenlerden ileri gelenlere
fobi s�zc�l��� uygun g�rmek bile do�ru olmaz.
Fizyopatolojik fobiler es�sen
ba�l� ba��na bir korku duygusu de�ildir. Bunlar baz� d��
etmenlerin etkisiyle olu�an, organlarla ilgili kar���kl�klara
ba�l� �st�rapl� ya da ho� olmayan duygulard�r. Bu y�zden,
buradaki nedenler bellidir ve tamam�yla bedenin rahats�zl�klar�
ile a��klanabilir. Bunlara �korku�
demekten �ok; var olan maddesel ve zararl� d�� etmenlere kar��
g�sterilen bir �savunma tepkisi�
demek daha do�ru olur. �rne�in, fotofobi b�yledir.. Buradaki
durum, ���ktan korkma de�ildir. Herhangi bir hastal�k y�z�nden,
g�z organ�nda ����a kar�� var olan maraz� bir duyarl�l�ktan
kaynaklanm�� ���ktan korunma tepkisidir. Benzer �ekilde
hidrofobi de b�yledir. Kuduz vir�slerinin etkisi alt�nda
ortaya ��kan sinirsel ve kaslarla ilgili bir kar���kl�k y�z�nden
kudurmu� bir kimse yutkunamaz ve yutkunma hissi gelince, t�m
bo�az kaslar� �iddetli bir kas�lmayla b�z�l�r ve hastaya
pek b�y�k �st�rap verir. Oysa, suyun g�r�n�m� ve hatta d���ncesi
bile bu �st�rapl� kas�lmalara yeterli bir neden olu�turur.
��te hasta bu �st�raptan kendisini korumak i�in sudan ka�ar;
yoksa, burada ger�ek bir su korkusu yoktur, korkunun nedeni do�rudan
su de�ildir, tam tersine hasta susuzdur ve su i�me
gereksinimi i�inde k�vranmaktad�r.
G�r�l�yor ki, fobi ad�
alt�nda dile getirilen duygular aras�nda tamam�yla maddesel
nedenlere ba�l� ger�ekten fizyopatolojik olan durumlar vard�r.
Oysa, �rne�in; yukar�da de�indi�imiz demiryoluyla ilgili
fobide b�yle maddesel hi�bir neden yoktur. Bu fobi sahibinin
organlar�nda ne maddeten ne de ba�ka bir bozukluk / rahats�zl�k
yoktur. Bununla beraber, o sanki bir tren alt�na kalacakm��
gibi, elinde olmadan ve g�r�n�rde nedensiz bir korku i�inde
bulunmaktad�r.
Demek ki, biz fobilerden s�z
ederken; birincileri de�il, ger�ek moral fobileri
kastediyoruz. Bunun d���nda kalanlar t�p doktorlar�n�
ilgilendiren ve bizim incelemelerimizin d���nda kalan
durumlard�r. �imdi bu fobilerin tamam� i�in, �patalojik durumlard�r�
deyivermekle, sorunu ��zm�� olur muyuz? Yukar�da belirtti�imiz,
organlarla ilgili nedenlere ba�l� fobiler, fizyopatolojik
esaslar kapsam�nda pek g�zel a��klanabilirler ama
demiryoluyla ilgili �rnekteki fobiyi hangi organik ba�kala�ma
ile a��klamak olanakl�d�r? Bunun patolojik bir durum oldu�u
iddias�n� hakl� ��karmak i�in yenilip durulan bir�ok s�ze
ve teoriye kar��n, �mr�nde tren kazas� g�rmemi� bir adam�n
kafas�ndaki korkunun olu�umunu bilimsel ve doyurucu bir �ekilde
a��klamak olanakl� olmuyor. Bunun rahats�zl�k olarak kabul
edilmesi, s�ra d��� durumundan ileri geliyorsa, bu d���nce
bir realitenin �r�n� olabilir. O zaman, elimizde rahats�zl�k
olur, hipnotik uyku, somnamb�llizma, r�ya telestezik ve
telekinetik t�m olaylar (yani t�m medyomluk halleri) ve hatta �y�ksek� d���nceler ve duygular, deha vb. gibi s�radan
almayan bir�ok durumlar da rahats�zl�k olur. Yaln�z burada
unutulmamas� gereken nokta �udur ki, olaylar�n s�radan ya da
s�ra d��� olu�u, bir k�s�m insanlar�n anlay��lar�na g�redir.
Ama evrenin mukadderat�, insanlar�n �ok de�i�ken olan anlay��lar�yla
belirlenmi� de�ildir. Bundan ba�ka kendi realitemizle biz;
fobileri rahats�zl�k olarak kabul etsek bile, onun ruhsal yan�m�zdaki
b�y�k nedenlerini ara�t�r�p bulmak kayd�ndan kendimizi
kurtaramay�z.
Bu konunun bir a��klamaya �ekli
daha d���lebilir: Acaba fobileri, insan�n bir tek ya�am�nda
ge�en bir�ok kar���k olaylar�n �uuralt�
izlerinden do�mu� bir duygu kompleksinin fobi �eklinde ortaya
��km�� tezah�r� gibi d���nebilir miyiz? Bu yakla��m
pek do�ru ve yerinde olur. Ancak, �bir
tek ya�amdaki� kayd�n�
kald�rmak ko�ulu ile� Esasen �uuralt�na
ba�l� olan ruhsal olaylar�n hi�birisi bir tek ya�amda
edinilmi� duygu ve fikir kompleksi teorisiyle a��klanabilir
durumda de�ildir. Bundan dolay� fobileri hakl� olarak, �uuralt�
yolu ile a��klamaya ba�lamadan �nce �uuralt� konusunda
anla�m�� olmak i�in biraz konu�mak gerekir.
�uur
ve �uuralt�
�uur �uuralt�,
�uurust� vb. vb. gibi s�zc�kler ruhsal durumlardan baz�lar�n�n
g�r�n�m�ne g�re insanlar taraf�ndan verilmi�; ger�ek
olmayan, var say�lm�� isimlerdir. Ger�ekte, �uuralt�
ve �st� yoktur. Biz ruh�ulukta s�dece bir tek �uur h�li
tan�ml�yoruz. O da daha �nce tan�m�n� �bedensiz� dostumuz �stad��n s�ylemiyle yapt���m�z
ruhun kendi i�indeki genel bilgisidir. Ancak, �e�itli �lemlerin
t�rl� t�rl� maddelerine ba�lanma dolay�s�yla ruhta
bulunan genel bilgi hali bir tak�m evreler g�sterir ki,
insanlar bunlara dikkat edip yukar�da sayd���m�z de�i�ik
adlar� vermi�lerdir. Ruh d�nyadaki maddelerle ili�ki ve
etkile�ime girebilmek i�in, o maddelerle uyumlu ara�lar�
kullanmak ve s�dece bu ara�lar�n yard�m� ile �evresini
idrak etmek zorunda kald�k�a, �uurunun tez�h�r zemini
kulland��� bu ara�lar�n maddeselli�i oran�nda daral�r ve
ruhun g�sterebilece�i kabiliyetlerle beraber �evresinden ald���
bilgilerde o oranda dar / k�s�tl� olanaklar i�inde ortaya ��kar.
E�er biz ruhun bu s�n�rs�z ara�lar ortam�nda de�i�meye
mahk�m �uurunu kullanma olanaklar�na ayr� ayr� adla
koymaya kalk���rsak, bu adlar� s��d�rmaya kitaplar�m�z�n
hacmi yetmez.
Bununla birlikte yery�z�nde ruhlar�n
kulland�klar� maddesel ara�lar a�a�� yukar� s�bit
olduklar�ndan, biz ruhun bu ara�larla olan ili�kileri bak�m�ndan
beliren de�i�ik �uur hallerine uygun g�r�lm�� klasik deyi�leri
korumay� yararl� g�r�yoruz. �nsanlar�n genellikle y�ksek
de�er verdikleri �uur
h�li, bu s�z�n� etti�imiz as�l �uur
h�linin d�nya maddeleri aras�ndan s�z�l�p ge�ebilmi�
�ok k���k bir k�sm�d�r. Bundan dolay�, as�l b�y�k de�er,
geri kalan ve madde �leminde tez�h�r etmeyen k�s�mlardad�r.
Deneysel ruh�uluktaki (spiritizm) ara�t�rmalar bu durumun
belirgin kan�tlar�n� bize g�stermi�tir. �rne�in, hipnoz durumundaki bir s�je iyice ve dikkatlice
incelenirse; onun, birbirinden farkl� bir�ok ruhsal a�amalar
ge�irdi�i g�r�l�r. Her �eyden �nce, onun kendili�inden imajinasyon h�li vard�r. Bu durundayken o, t�m
�ahsiyetini yitirmi� bir otomattan ba�ka bir �ey de�ildir
gibi g�r�n�r. Kendisine hangi i� telkin
edilir ya da hangi fikir a��l�rsa, onu b�y�k bir uysall�kla
kabul eder. Bu durumdaki s�je, belirli s�n�rlar i�indeki t�m
telkinleri tam bir pasivite durumunda aynen ger�ekle�tirir. �rne�in,
ona bir avukat oldu�unu s�ylerseniz, derhal mahkeme
salonundaym�� gibi, m�vekkilini b�y�k bir sad�katle
savunmaya ba�lar. Savunmas�n�n en hareketli bir yerindeyken,
davas�n� yitirmi� bir su�lu oldu�unu telkin
ederseniz, hemen de�i�ir ve bir su�lunun t�m teslimiyetini
yans�tan tav�rlar i�inde yumu�ak huylu bir ki�i tiplemesine
d�n���r.
Bununla birlikte, yine tam bu s�rada
kendisine b�y�k ve zafer kazanm�� bir komutan oldu�u
fikrini a��larsan�z, az �nceki yumu�ak huylu ve peri�an
durumunu derhal unutur ve ha�metli bir komutan�n her �eye
egemen tav�rlar� ile y�ksekten at�p tutmaya ba�lar. G�r�l�yor
ki, kendili�inden
imaj�nasyon durumu bir dereceye dek, ba�kas�n�n
etkilenmesiyle hareket etmeyi if�de eden bir ruh h�lidir. Bu
duruma, klasik s�ylemle bilin�alt�n�n tezah�r� m� diyece�iz?
Peki, �imdi hipnoz
durumunun klasik ikinci a�amas�na ge�iyorum: Bu a�ama katalepsi denilen durumu g�sterir.
Buradaki durum �ncekinden bamba�kad�r. Katalepsi durumundaki s�jenin telkin
kabiliyeti azalm��t�r. Yukar�da s�z�n� etti�imiz telkinler onda art�k etkisini g�steremez ve t�m
veriler emirler yan�ts�z / tepkisiz kal�r ama onda
hareketlere (�zellikle de m�zi�e kar��) b�y�k bir ilgi ba�lam��t�r;
normal durumdayken anlayamad��� m�zik eserlerini t�m ruhuna
n�fuz etti�ini g�steren tepkiler verir. �rne�in, melankolik
bir eser kar��s�nda b�y�k ve hatta a��r� bir h�z�n g�sterir.
Zahitlere �zg� bir eser �al�n�rsa, kendisinden ge�mi� bir
durum sergiler. Bir oyun havas� kar��s�nda da, oynamas�n�
bilsin bilmesin, s��ray�p/ z�play�p durmaya ba�lar. Oysa,
m�zi�e kar�� onun normal zamandayken hi�bir ilgisi yoktur.
�imdi onun bu durumuna ne diyelim, bu
da m� bilin�alt�?
Peki, �yle olsun. Hipnoz durumunun 3. a�amas�na geliyoruz. Bu
duruma giren s�jelerde telkin olana�� hemen hemen ortadan
kalkm��t�r. S�jede, normal durumunda iken g�r�lmeyen bir
zek� ak�l y�r�tme becerisi ortaya ��kar: D���nceleri �y�ksek�
tir, duygular� normal durumunda oldu�undan daha �temiz ve derin� dir.
Hele �somnambilizma�
dedi�imiz bu durumun biraz ilerlemi� a�amalar�nda s�je,
normal durumunda oldu�undan daha �ok ge�i� bilgilere s�hip
bir �ahsiyete d�n���r. Bilmedi�i ve hatta i�itmemi� oldu�u
yabanc� dillerde konu�maya ba�lar. Normal durumunda tamamen
yabanc�s� oldu�u birtak�m konular �zerinde iddial� l�flar
eder, tart��maya kalkar. Sonbanb�lizmin daha da derin a�amalar�na
dal�nca, iyice de�i�ir, �rne�in; ba�ka �lkelerde ya�ayan
bir dille, �detlerle, tav�r ve davran��larla bamba�ka bir
insan oldu�unu iddia eder. Bu durumuyla o, ger�ekten normal
durumundakine benzeyen y�ksek d���nceli, derin bilgili ve
ince duygulu ba�ka bir �ahsiyete b�r�n�r. Bu da onun bilin�alt�
durumu mudur? De�ilse, bilin�alt�n� �zel k�lan belirli i�aretler
nelerdir? ��nk� bu s�z�n� etti�imiz 3-4 tipteki �ahsiyetin
birbirinden ayr�ld���, bunlardan herhangi birisiyle normal /
her zamanki �uur durumu aras�ndaki ayr�l�ktan �ok daha
belirgindir.
Nas�l ki, bu durumlar� inceleyen ara�t�rmac�lar
�bilin�alt�� deyi�ini yeterli g�rmemi�ler, bir de �fevka��ur�
durumu deyi�ini benimsemek zorunda kalm��lard�r
(super conscsence). Yineliyoruz, bunlara ayr� ayr� adlar
uydurmaya hem gerek yoktur, hem de olanak. Burada �nemli olan,
ruhlar�n; hipnoz, vecid (vecd) dedeubluman vb. gibi durumlarda
ortaya ��kan madde ile ba�lant�lar�n�n gev�emesi oran�nda
�uur h�linin geni�lemesi, tam tersine olarak, ba�lant�n�n
s�k��m�� oldu�u normal durumlarda ise �uur h�linin
daralmas� durumudur. Biz enkarne varl���n her zamanki �uur
h�lini as�l �uur h�linden �ba�l�
�uur� kayd�yla ay�rd�k. �Ba�l�
�uur� ile
�serbest
�uur� aras�ndaki s�n�r asla sabit ve belirli de�ildir
ve bunlardan birincisi, ikincisinin ancak k�smi bir tez�h�r�d�r.
Bu tez�h�r�n s�n�r�, ruh ile madde aras�ndaki ili�kilerin
derecesine g�re de�i�ir.
�nsan d���nmek ve eski bilgilerini
kullanabilmek i�in az �ok kendi i� �lemine �dalmak�
zorundad�r. Bunun, klasik deyi�le anlam� bilin�alt�na �inmek�,
bizim anlad���m�z anlamdaki deyi�i ise, ruhun; �evresindeki
maddelerle olabildi�ince ilgisini keserek, yani az �ok
maddesel ba�lar�n� gev�eterek dikkatini kendi �i�indeki� genel
bilgisine �evirmesi ve yapabildi�i kadar serbest �uur haline
ge�ebilmesidir.
�u halde, e�er her zamanki s�radan
ve klasik s�ylemimizi kullanarak fobileri bilin�alt�
teorisiyle a��klamak istersek; bu s�ylem, yukar�da tan�mlad���m�z
genel ve geni� �er�evesi i�inde anlamland�rmak ko�uluyla
bu a��klama doyurucu olur. ��te o zaman, tekrardo�u�
konusu da, a��klamay� destekleyici bilgileri bize verir. Art�k
t�m bu a��klamalardan sonra, yeniden �rne�imize d�nebiliriz.
Tren alt�nda kalm�� ya da b�y�k bir tren kazas� ge�irmi�,
ya da en sevdi�i bir yak�n�n� tren kazas�nda yitirmi� ve
sonunda trenden uzak durmay� gerektiren herhangi bir olay i�inde
ya�am�� bir insan� g�z�m�z�n �n�ne getirelim. Bu adam
/ kad�n bir ya�am sonra yeniden d�nyaya geldi�inde; olay�
unutmakla beraber, onun kendisinde derin izler b�rakm�� olan
izlenimlerini ba�l� �uurunda sakl� olarak d�nyaya
getirecektir. ��te bu �ekilde onunun yery�z�ndeki ba�l�
�uuru s�rekli zenginle�ir. Bu sakl� izlenimler, toplumsal ko�ullara
g�re i�eri�ini de az �ok de�i�tirerek (bazen de hi� de�i�tirmeden)
tez�h�rler �eklinde ortaya ��kar. Bize g�re, dostumuzun
demiryolu konulu fobisini b�ylece eser h�linde fikir i�lerini
ta��yan ge�mi� ya�am�n, ba�l� �uurunda (maddeci bilime
g�re �bilin�alt��nda)
kalan bir izlenimdir.
Dejav�ler
Tam fikir h�lindeki an�lar�n olu�umuna
do�ru bir ad�m daha ilerlemi� bulunuyoruz. Do�rusu, burada
ele al�nacak olay, ge�mi� ya�amlar�n izlenimleriyle ilgili
az �ok karma��k (bir arada bulunan) baz� duygulard�r. Bu
duygulara �dejav��
deniyor. Bu t�r duygularda (pek ilkel olmakla birlikte) fikir
elemanlar� bulunur. �nce g�r�lm�� oldu�undan bile ku�ku
duyulamayacak belli belirsiz an�msamalardan ba�layarak ger�ek
an�msamalar denecek derecede g��l� izlenimler var�ncaya dek
giderek belirginle�en ge�mi�le ilgili an�lar aras�nda dejav�ler
dikkate de�er yer tutar.
Bu nas�l bir duygudur g�relim: Baz�
kimseler yeni bir olayla kar��la�t�klar� ya da bilmedikleri
bir yeri ziyaret ettikleri zaman, sanki oras�n� �nceden g�rm��
gibi tuhaf bir duygunun etkisi alt�nda kal�rlar. Bu etkiyle
insan bazen o �eyi / yeri �nceden g�rm�� oldu�u bir �eye,
bir yere benzetir gibi olur. Daha �nce vermi� oldu�umuz bir
�rnekte ge�en Prens Witgenstein�in kuzeninin y�zy�llarca
�nce kendisiyle ilgili olan madalyonunu g�rd��� zaman u�rad���
duygu bu t�r ruhsal hallerdendir (Bkz. Cilt III. Sayfa 875).
G�r�len ya da i�itilen bir s�z�n
/ sesin ki�iye yabanc� gelmemesinin �e�itli nedenleri
olabilir. �rne�in, insan daha �nce g�rm�� oldu�u bir
yerin baz� taraflar�na benzerli�i y�z�nden, yeni g�rd���
bir yeri �nceden de g�rm�� hissine kap�labilir. Fakat ne
olursa olsun, bir kurala uymayan histen ibaret olan bu t�rden
duygularda a�a��daki �rneklerde g�r�len g�ven ve a��kl�k
yoktur.
Do�rusu bir bah�e k��esinin ba�ka
bir bah�enin k��esine benzemesinden dolay� yan�lmalarda en
gizli ayr�nt�lara var�l�ncaya dek, ayr�nt�l� a��klama
verilemez. �u halde, dejav�leri a��klamak i�in, klasik d���nce
�eklinin ye�lendi�i noktalardan biri olan bu yan�lmalar t�m
bu olaylar� a��klamaya yetmez. Bununla birlikte hem bu yan�lmalar,
hem de ger�ek an�msamalar ayn� derecede m�mk�n olan ruhsal
durumlard�r. Ben, bir �eyi �ok eski zamanlarda g�rm�� ve
unutmu� oldu�um ba�ka bir �eye benzeterek, onu �nceden de g�rm���m
gibi yan�lt�c� bir hisse kap�labilirim. Yaln�z unutulmamal�d�r
ki, yan�lt�c� olaylar, b�yle olmayanlar�n de�erini ortadan
kald�rmaz. B�ylece, g�rm�� ve unutmu� oldu�um bir �eyi
yeniden g�r�nce, belirsiz bir �ekilde de olsa, an�msayabilmem,
yukar�da de�indi�im yan�lt�c� histen daha az do�al bir
olay olamaz.
Demek ki, yan�lt�c� duygu ile ger�ek
duygular� birbirinden ay�rmak gerek ve bunlar� ay�rmak i�in
de, her �eyi oldu�u gibi; d���nceyi tek tarafl� de�il,
her tarafa ak�c� / i�lek bir duruma getirmek gerek. B�y�k
ruhsal olgular�n incelenmesinde ve irdelenmesinde hi�bir s�bit
fikre saptanmak, herhangi bir taraf�n d���ncesi ve otoritesi
ile hareket etmek zorunlulu�unu duymamak ve olup bitenleri b�y�k
bir duygu ve d���nce �zg�rl��� ile g�zlemlemeye �al��m��
olmak gerekir. B�yle bir g�zlem becerisi ile s�z konusu etti�imiz
olay incelenirse, ger�ek duygularla yan�lt�c� duygular aras�nda
�ok belirgin farklar�n bulundu�u g�r�l�r. �limde �zellikle,
canl�l�kla ilgili olaylar�n ortaya ��k���nda bir olu�un
ger�ek kimli�ini g�steren belirtiler bazen o olu�ta ba�ka
bir durumu da g�sterip, insan� �o�u kez yan�ltabilir. Do�ada
bunun �rne�i �oktur: Memenjizma durumu ile memenjit hastal���,
ilk g�r�n��te ayn� belirtiyi g�sterdi�i halde, bunlar
birbirinden tamam�yla farkl� �eylerdir. Dikkatli bir doktor g�zlemci,
birbirine tamam�yla benzeyen bu
iki sendrom kar��s�nda; hangisinin ger�ek, hangisinin yalanc�
oldu�unu ay�rdetmekte zorlanmaz. ��nk� her birinin gene
kendine �zg� (her s�radan g�ze �arpmayan) �zellikleri
bulunmaktad�r. Benzer �ekilde yalanc� anjin ile ger�ek anjin
aras�nda da �a��rt�c� ve birbirinin ayn� g�r�nen ortak
belirtileri vard�r. t�pta s�k s�k g�r�len bu yan�lt�c�
olaylar�n i�inden ��kmak i�in �zel bir uzmanl��a gerek
varken, onlardan daha yan�lt�c� ve daha ince olan moral
olaylar �zerinden ara�t�rmalar yapan kimselerin bu
gereksinimden ayr� kalacaklar�n� sanm�yoruz.
Bununla birlikte, ne �z�c�d�r ki,
i� hastal�klar dal�nda olduk�a ilerlemi� olan bu
konulardaki g�zlem olanaklar� ak�l hastal�klar� dal�nda
bir�ok noktalarda geri durumda. Bu durumun bir sonucu olarak, s�rada��
g�r�nen t�m ruhsal durumlar tek yanl�, yani s�dece maraz�
bak�mdan ele al�n�yor. Ruhla ilgili bilgilerde b�y�k geli�melere
ve a��l�mlara hizmet edebilecek en do�al ve de�erli olgular
bir�ok ak�l hastal�klar� doktoruna g�re herhangi bir hastal���n
belirtisidir. Ruhun d�nyada ortaya ��kan baz� hallerini
belirli form�llere s��d�rmak bir dereceye kadar olanakl�d�r.
Bu durum bilimsel baz� incelemeleri kolayla�t�rmas� bak�m�ndan
belki yararl� g�r�lebilir ama genel ruh bilgisi ve enkarne
varl���n d�nyalar aras�ndaki ve hatta de�i�ik
enkarnasyonlar�ndaki mukadderat�n incelenmesi konusunda bu dar
form�ller i�inde d���nmek yararl� ve bilimsel sonu�lar�n
elde edilmesinde engeldir. Bununla beraber, bu realiteyi kabul
edebilmek baz� ko�ullara ba�l�d�r ki, bu ko�ullar�n ba��nda;
realitelerin sonsuzlu�unu iyice anlam�� olmak, ruhun sonsuzlu�unu
kabul etmi� bulunmak ve nihayet yery�z� ya�am�n�n �� be�
g�nl�k bir tek �m�rden ibaret olmad���n� bilmek gelir.
Zannedersem, her biri y�ksek birer realite olan bu
gereklilikleri g�z ard� ederek birka� hastal���n �zerinde
yap�lm�� istatistiklere dayan�p t�m ruh varl���nda
cereyan eden s�ra d��� olgular� hastal�k tez�h�r�
olarak bilmek ve t�m ruhsal durumlar� bizim ancak �� be�
kalemlik aksiyon ve reaksiyonlar�n ve t�m ruhsal durumlar�
bizim ancak �� be� kalemlik aksiyon ve reaksiyonlar�m�za ba�lay�vermek,
bilgi ya�am�m�z i�in yararl� bir i� olmaz. �rne�in, ak�l
hastal�klar� doktorlardan baz�lar�n�n, h�k�mleri genelle�mi�
olsayd�; t�m medyomlar aktif ve pasif t�m metapsi�ik s�jeleri,
hatt� t�m metapsi�ik bilim insanlar� birer �deli� diye ak�l
hastanelerine kapat�lmak gerekirdi ve b�yle yap�lm�� olsayd�,
insan hakk�ndaki bilgimiz, en a�a��, bug�nk�n�n yar�s�ndan
az olurdu. Bereket versin, ara�t�r�c� ruhun, dogmatik
otoriteleri k�rmak i�g�d�s� vard�r. Bu i� g�d�n�n �n�ne
hi�bir olumsuz hareket ge�emez. T�m bunlardan dolay�, �u ya
da bu ekole mensup bir doktor ne derse desin; �rne�in, bir
telestezi, bir telekinezi vb. durumlar� b�yle bir ayd�n g�zlemcinin
dikkatinden ka�amaz. Fakat bu ayd�n bilim insan� bu olaylar�n
de�erini �l�erken ba�kalar�n�n yapt��� gibi, mutlaka
hastane terazilerini kullanmak zorunlulu�undan kendini kurtarm��
bulunmaktad�r. ��te bu d���ncelerle incelenmesi gereken
dejav�lerle ilgili a�a��da birka� �rnek verilmi�tir.
Ba�l� �uurun derindeki tabakalar�nda
uyumakta olan pek eski an�lar�n herhangi uyar�c� bir olay ve
herhangi uygun bir durum kar��s�nda ortaya ��kabildikleriyle
ilgili canl� �rneklerden bir k�sm�n� r�yalardan
alabiliriz. �rne�in, s�k�a rastlanan bir olay vard�r: Ki�i,
�mr�nde bi� g�rmedi�i bir binay�, bir bah�eyi ya da bir
�lkeyi r�yas�nda g�r�r; �nce o, buna hi� de�er vermez.
Fakat g�n�n birinde bir yolculuk s�ras�nda r�yas�nda g�rd���
�eylerin ger�ek oldu�unu anlay�nca, �a��r�r kal�r. Bu t�r
olaylar bir�ok nedenlerin etkisi alt�nda ortaya ��kaca��
gibi, ruh varl���n�n derinliklerinde �uyuklayan� kad�m bir an�n�n pasif uyku s�ras�nda
canlanm�� olmas� ve r�ya vetiresi ile beyin cevherlerine
aksetmi� bulunmas�yla da a��klanabilir. Hatta ba�ka dejav�leri
ve an�msamalar� da biz a�a�� yukar� buna yak�n bir yakla��mla
a��kl�yoruz.
B�yle r�yalardan �� tanesini �rnek
olarak a�a��da payla��yorum:
��ocukluk
y�llar�mda babam�n, k�pr� in�aat�nda bulundu�u Trilport
Kasabas��na s�k s�k giderdim. B�y�d�kten sonra bir gece
r�yamda; kendimi �ocukluk zaman�nda ya�ad���m Trilport
Kasabas��nda g�rd�m. Yan�nda �niformal� bir adam bard�.
Ona kim oldu�unu sordu�um zaman, �C�.� oldu�unu ve k�pr�y�
korumakla g�revli oldu�unu s�yledi. Uyand�m. Bu adam kimdi?
Tan�d�klar�m aras�nda b�yle bir kimsenin bulundu�unu bir t�rl�
an�msam�yordum. Beni �ocuklu�umda s�k s�k Trilport�a g�t�ren
va hala hayatta olan ya�l� hizmet�iye sordum. Yan�t olarak,
evvelce �G�.� ad�nda bir k�pr� bek�isi oldu�unu s�yledi.
Hi� ku�kusuz o zaman bu adam�, hizmet�imiz gibi ben de g�rm��t�m
ama onu tamamen unutulmu� an�lar�m canlanm��t�r.�
�Yukar�daki
r�yay� bir g�n dostum M.F.�ye anlatm��t�m. Onun da do�rudan
do�ruya kendisinin g�rd��� baz� r�yalar �zerinde g�zlem
ve incelemeleri vard�r. Bundan dolay� , benimkinden daha ilgin�
olan r�yas�n�n anlatt�: M.F. �ocuklu�unda ya�ad���
Montbrison kentinden 25 y�ldan beri uzak bulunuyordu. G�n�n
birinde baba dostlar�n� ziyaret etmek ve �nceki memleketini g�rmek
i�in Torez�e dek bir yolculuk yapmaya karar verdi.
Hareketinin ertesi g�n� yolda bir r�ya g�rd�. R�yas�nda
Montbrison�un bir yerinde bulunuyordu ama buras� onun daha �nce
g�rd��� bir yer de�ildi. Kar��s�nda da hi� tan�mad���
bir adan vard�. Bu adam, kendisine babas�n�n arkada�� oldu�unu
ve ad�n�n da �T�.� oldu�unu s�yl�yordu. M.F. yolculu�unu
bitirdi ve Montbrison�a geldi. Fakat oralarda dola��rken, r�yas�nda
g�rd��� yerle kar�� kar��ya gelince, hayret etmedi. ��nk�
onu, r�yas�nda aynen g�rd��� gibi bulmu�tu ve
�T��ad�ndaki �ah�s da oradayd�. O aynen r�yas�nda g�rd���
gibiydi. Yaln�z y�z�n�n �izgileri biraz daha fazlala�m��
ve ihtiyarlam��t� da��
�Birka�
g�n �nce birbiri ard�nca r�yamda; beyaz kravatl�, kenarlar�
geni� �apkal� acayip y�zl�, Amerikal�lara benzeyen bir
adam g�r�yordum. Bu adam�n y�z� hi� de tan�d�k bir
simaya benzemiyordu. Bu r�yamda hayal g�c�m�n uydurdu�u bir
tip olarak kabul etmi�tim. Fakat aradan birka� ay ge�tikten
sonra, bir sokakta onu kar��mda g�r�nce, hayretten donakald�m.
Ger�ekte, kar��la�t���m bu �ah�s; �apkas�n�n �ekliyle,
beyaz kravat�yla, redingotu ve Amerikal� tav�rlar�yla, birka�
ay �nce benim birbiri arkas�ndan geceleri r�yamda g�rd���m
adam�n ta kendisiydi. Bu adam� Clichy Caddesine kadar izledim.
Fakat onun Batignolles�e do�ru ilerledi�ini g�r�nce,
yolunun fazla uzayaca��n� d���nerek pe�ini b�rakt�m.
Aradan bir ay daha ge�ti. Gene bir g�n Chichy Caddesi�nden
ge�iyordum. Tekrar ayn� adamla kar��la�t�m. Art�k durum
anla��lm��t�. Ben, birka� y�l �nce, �zel derslerim
nedeniyle haftada 3 kez bu caddeden ge�mek zorunda bulunmu�tum.
Hi� ku�kusuz o adama, bu yolda �imdi oldu�u gibi, belki
birka� kez rast gelmi�tim. Fakat o zaman bu tip, benim
dikkatimi �ekmemi� ve hat�r�mda da onunla ilgili bir �ey
kalmam��t�.�
Maury bu olay�n, r�yas�nda nas�l
canlanm�� oldu�unu, akla yak�n olan a�a��daki
fikirleriyle a��kl�yordu: �Bu eski an�n�n r�yada neden
canland���n� iyice d���nd�m ve �ok da zorlanmadan
nedenini buldum: Bu adam� r�yada g�rmezden birka� g�n �nce
rastlad���m bir kad�nla birka� saat konu�mu�tum. Bu kad�n
evvelce, haftada 3 kez Clichy Caddesi�nden ge�meme neden olan
i�lerim hakk�nda benimle g�r��m��t�. Hi� ku�kusuz, bu
konu�ma bende eski an�lar� tazelemi� ve o zaman dikkatimi �ekmeyen
beyaz kravatl� adam� da olaylar aras�na kar��t�rarak r�yamda
kar��ma ��kartm��t�.�
�imdi, bu kimselerin hi�birinde, �rneklerde
g�rd���m�z r�yalar�ndan dolay� ak�l hastal��� vard�r
denemez. Oysa bunlar da ba�ka tertipte tezah�r eden birer
dejav�d�r. Bunlardan her biri, �nceden g�r�l�p, sonradan
unutulmu� olaylarla, beklenmedik zamanda kar��la�maktan
dolay� birer an�msamad�r ve ger�ek olaylar�n ortaya konulu�udur.
B�yle dejav�ler, r�yalara kar��arak nas�l oluyorsa, r�ya
d���nda da �ylece ortaya ��kabilir. ��te a�a��da
verece�im birka� �rnek bu sonuncu gruptaki olaylarla
ilgilidir ve bu �rneklerde gittik�e canl� an�msamalara yakla�an
belirgin fikir ��eleri vard�r:
I- Bu �rnek, Pierre-Jules Bertlay��n
Camille Flammarion�a g�ndermi� oldu�u an�s�yla ilgilidir.
�Bu
�ah�s, daha �nce hi� bulunmad��� Lyon kentine gidiyordu.
Orada bulundu�u ilk g�nlerinde, ��rencilerden birisi
kendisini Saint � Just � Doiyeux�e g�t�rmek istiyor.
Yolda tam Sait � Paul � en � Jarret�e gelince, Pierre-
Jules bir hayret ���l��� at�yor. ��nk� bu kenti o
kadar iyi tan�yor ki, hi�bir rehbere gerek kalmadan istedi�i
yeri ziyaret edebilecek kudreti kendinde g�r�yor. ��nk� o,
buralar�n� bir y�l �nce t�m ayr�nt�s�yla r�yas�nda g�rm��t�.�
�lk bak��ta bu da �nceki �rneklere
benzetilebilirse de; biraz dikkat edilince, arada �nemli bir
fark�n bulundu�u anla��l�r. �nceki �rneklerde, r�yada
yinelenen r�yetin if�de etti�i ger�ek olay�, bu ya�am�n
az �ok uzak, ge�mi� zamanlar�n birinde sapt�yoruz. Oysa bu
son �rnekteki r�yan�n ger�ek nedenini �ncekiler gibi bu ya�amdaki
bir olgu ile saptayam�yoruz. �nceden g�r�lmemi� bir olay�n
an�msanmas� s�z konusu olamaz. O halde, bu r�yada an�msanan
olay, bu ya�amda g�r�lmemi� ise, ne zaman g�r�lm��t�r?
Burada �ne s�r�lebilecek kompozisyonculuk becerisi ve durug�r�
yetene�i bir�ok bak�mdan bu olay� a��klamaya yetmez. Bu
duruma g�re r�yada g�r�len vizyon bir an�d�r ve bu an�n�n
k�k�n� bu ya�amda bulamay�nca, ge�mi� ya�amlarda aramak
gerekir. Burada akla gelebilecek bir a��klama �ekli de, bu
yerlerin daha �nce foto�raflarda g�r�lmesi ya da kitaplarda
okunmu� olmas�d�r. Bununla birlikte, a�a��daki �rnek bu d���nceyi
a��k bir �ekilde ��r�t�r:
II-
��.on y�l �nce Roma�ya gitmi�tim. Bu kenti �nceden hi�
bilmiyordum. Fakat orada gezdik�e, s�k s�k tan�d�k yerlere
rastgeliyordum. Ger�i bu a�inal���n a��klamas�, daha �nceden
g�r�lm�� foto�raf ve tablolarla olas�d�r ama b�yle bir a��klama,
s�dece heykeller ve yap�lar hakk�nda d���n�lebilir. Oysa,
karanl�k labirentler tahtelarz katakompler (**) i�in bu yolda
bir a��klama s�z konusu olamaz. Birka� g�n sonra
Fivoli�ye gittim. Oras� da bana tan�d�k ��kt�. Daha �nce
bu kentle ilgili hi�bir �ey okumam��t�m ve hi�bir resim de
g�rmemi�tim. Bununla beraber dilimin ucuna bir s�r� s�zler
geldi ve kadim zamanlarda, nelerin nerelerde bulunmakta oldu�unu
s�ylemeye ba�lad�m. �evremde bulunan rehberler bu kent hakk�nda
�nce derin incelemeler yapm�� oldu�uma kanaat getirdiler.
Oysa asl�nda ben bu kenti ancak birka� g�nden beri tan�maya
ba�lam��t�m. Fakat bu an�lar bir s�re sonra, kararmaya /
silikle�meye ba�lad�. O anda, rol�n� unutan bir tiyatro
oyuncusu gibi, birden sustum ve hi�bir �ey s�yleyemez oldum.
T�m an�lar, par�alanan bir mozaik gibi da��l�p gitmi�ti.�
E�er ruhun s�r�p gitmesini ve ge�mi�
ya�amlar�n var oldu�unu, her �eye kar��n kabul etmemeyi
bir ilke olarak benimsersek, dejav�lere neden olan olgular� bu
d�nya ya�am�nda bulamad���m�z halde, s�rf �nceki ya�amlar�n
olgular�n� yads�mak i�in onlar�; ya ak�l ve mant���n
kabul edemeyece�i, kar���k bir tak�m yollarda a��klamaya
�al���r�z ya da onlar�n a��klamalar�na yana�mamay� ye�leriz
ki, bunlar da bize ilim ya�am�nda hi�bir �ey kazand�rmaz.
III- �A�.�nl�
bir Romen artisttir ve eski bir Romen ailesinden gelmektedir. �lk
b�y�k sava�ta Londra�dayd� ve askerdi. Bir g�n, Comte de
Berkshire�de tatbikat s�ras�nda y�zba�� ile birlikte at s�rt�nda
giderken, bir tepeyi uzaktan g�r�nce, �A�.�ya bu tepeyi
sanki �nceden tan�yormu� gibi bir duygu geldi ve �evreyi
betimlemeye ba�lad�.
Bundan hayrete d��en y�zba�� bunlar� �nceden g�r�p g�rmedi�ini
sorunca, �A�.� Ya�am� boyunca, daha
�nce asla buralara gelmemi� oldu�unu s�yledi. Hatt�, o s�dece
bu tepeyi de�il, tepenin arkas�nda bulunan ve hen�z g�r�nmeyen
yerleri de betimledi. Arka tarafta, koni �eklinde bir da��n
bulundu�unu, bu da��n k���k bir ormanla s�slenmi� oldu�unu
belirtti ve onun �evresindeki araziyi de anlatmaya ba�lad�. Buralarda
do�mu� b�y�m�� olan
y�zba�� her yeri kar�� kar�� biliyordu. �A��n�n
anlatt�klar� tamamen do�ruydu. Sonunda, bu olay unutuldu,
aradan zaman ge�ti. Bir y�l sonra orada bir kaz� yap�lm��t�.
Bu kaz� sonucunda ta�tan bir an�t ortaya ��kt�. Bu an�t,
Romenler�in B�y�k Britanya�y� i�gal ettikleri zamanla
ilgiliydi ve �zerinde de orada �lenlerin adlar� yaz�l�
bulunuyordu. Bu adlar aras�nda �A��n�n atalar�ndan
birinin ad� da vard�.
Bu yerleri iyice bilen �A���n an�tta ad�
yaz�l� ki�i olabilece�ini d���nmekten bizi al�koyacak
neden ne olabilir? Verdi�imiz bu �rnekteki dejav�ler ger�ek
birer olay�n an�s�d�r ve maraz� hallerden yersiz / anlams�z
hislerden ayr� bir �eydir. B�yle yersiz hislerden ortaya ��kan
dejav�lerde; ne bir kenti eskiden beri biliyormu��as�na
rehbersiz olarak dola�abilmenin, ne de bir �lkenin kaya
mezarlar�na ve gizli yerlerine var�ncaya dek her yan� hakk�nda
�teki gezginleri de hayrete d���recek derecede bilgi
verebilmenin ve ne de kendi �lkesinden kilometrelerce uzak y�relerdeki
da�lar� / tepeleri betimleyebilmenin olana�� vard�r.
IV- Bu kategoriden verece�imiz son �rnek
�ncekinden daha dikkat �ekicidir ve bizi, gelecek k�s�mlardaki
an�msama yolu ile ge�mi� ya�amlar�n irdelenmesine yarayan
�rneklere haz�rlay�c� i�eriktedir. Bu �rne�i bir dereceye
kadar k�saltarak yaz�yorum. Ger�ek bir dejav� olan bu olay,
aslen Frans�z olan Bayan Mathilda de Krampkoff�a aittir:
�1893�te e�imle beraber
Rusya�daki Rivaldia�ya gidiyorduk. Daha �nce ben Rusya�y�
hi� g�rmemi�tim. Rus s�n�r�n� birka� g�n �nce ge�mi�tik.
Biraz da annemin istememesine kar��n, gen� bir Rus ile
evlenerek b�y�k bir arzu ile �zledi�im bu uzak Rus kentine
gelmi�tim. E�im Rus asilzadelerinden biriydi. Bu �lke her �eyiyle
beni, nedeni bilinmez bir �iddetle kendine �ekiyordu. Bu
yerlerde ya�aman�n d���ncesi bile beni mutlu etmeye
yetiyordu. Buraya gelirken, Rus s�n�r�n� ge�meden �nce, s�n�ra
yakla�t�k�a, kalbim b�y�k bir heyecanla �arpmaya ba�lam��t�.
S�sl� siyah � beyaz renkler benim g�z�mde en parlak ���klara
bedeldi. �evremde Rus�a konu�ulduk�a, sanki bu dili �nceden
biliyormu�um gibi oluyordum. Odesa�ya geldik. G�rd���m hi�bir
�eyi yad�rgam�yordum, hatta kendimi vatan�mda hissediyordum.
Yalta�ya ��kt���m�z zaman, yeniliklere susam�� bir
Frans�z kad�n� gibi de�ildim. T�pk�, K�r�m��n g�zel
sahillerinde birka� g�n ge�irmek i�in yeniden gelmi� olan
bir yerli gibiydim.
�mparatorun yak�n �evresinde
olan kay�nbiraderin buradaki u�suz bucaks�z ormanlar� bana
tan�tmak i�in debdebeli bir s�v�ri alay� haz�rlatt�rd�.
Bu geziden bir g�n �nce i�im i�ime s��m�yordu; sanki t�m
varl���m, bu gezece�imiz yerlere do�ru f�rlay�p gitmi�
gibiydi. Bu seferki duygular�m, Rusya�ya ilk geldi�im
zamankinden daha garip ve �iddetliydi. Gezintimizin daha ilk
saatlerinde, ormanlar kar�� konulamaz bir �ekilde g�zlerimi
b�y�l� bir m�knat�s gibi �ekmi�ti. Alay�m�za, bu
ormanlar� �ok iyi bilen iki Tatar rehberlik ediyordu. Bir�ok
yerden ge�tik, pek �ok yerlerde durduk. Ak�ama do�ru atlar
ve s�variler yorulmu�tu. Rehberler �nde, bizler arkalar�nda
y�r�yorduk. Benim kalbim binbir t�rl� acayip ve karma��k
duygular�n tesiri alt�nda �arp�yordu. Ruhum sanki o yollarda
benden �nde y�r�yordu. �lerleyi�imiz s�ras�nda, bir an
geldi ki, rehberimiz tela�lanmaya ba�lad�. Sa�a sola bak�yorlar,
�evrede bir �eyler g�rmeye �al���yorlard�. Sonunda alay�
durdurdular ve yollar�n� yitirdiklerini s�ylediler.
Ger�ekten de dar yollar gittik�e
belirsiz ve karma��k bir g�r�n�me b�r�nm��t�.
Rehberler hangi yola sapacaklar�n� bilememi�lerdi. Toplulu�u
genel bir h�z�n ve belirsizlik kaplad�. Hatta korkuya kap�lanlar
bile g�zden ka�m�yordu. Ak�am karanl��� bast�rd�k�a,
orman daha gizemli ve korkun� g�r�n�yordu. Sonu yokmu� gibi
g�r�nen bu ormanda so�uk bir gece nas�l ge�ecekti� E�im
beni teselli etmeye ba�lam��t� ama ben hi� de tela� ve �rk�nt�
i�inde de�ildim. ��nk� nerede oldu�umuzu iyi bir �ekilde
biliyordum. O anda sanki i�imde buralar� �ok iyi bilen bir
varl�k bulunuyordu. Bu varl�k, s�dece bu y�reyi de�il, t�m
�lkeyi �ok iyi biliyor gibiydi. Bu duygular i�inde �mirane
bir ses ile herkesin s�kin olmas�n�, ��nk� ormanda
kaybolmad���m�z� s�yledim. S�z�m� s�rd�rerek, sol
taraftaki patikay� izlememizi, bu patikan�n bizi daha geni�
bir patikaya ��karaca��n� ve onun da a�a�s�z bir meydana
a��laca��n� ve sonunda bir s�ra a�a� oldu�unu ve orada
yar� Tatar, yar� Rus bir kasaban�n bulundu�unu belirttim.
��in garibi, ben o s�rada bu betimledi�im yerleri �g�r�yordum�.
Zihnimdeki resimde, bu kasaban�n evleri d�rt k��eli bir
meydan�n �evresinde dizilmi�ti. �leride Bizans tarz� g�zel
s�tunlar �zerine kurulmu� bir revak da vard�. Bu revak�n
alt�nda mermerden yap�lm�� g�zel bir �e�me vard�. Revak�n
arkas�nda da eski bir evin verandas� bulunuyordu. Zihnimdeki
bu manzara o kadar g�zel ve uyumluydu ki�
T�m bu g�rd�klerimi son derece h�zl�
ve kendimden emin bir dille anlat� vermi�tim. G�rd�klerim �ok
a��k, se�ik ve netti. Dahas�, bu g�rd�klerimin s�ze
gelmez duygusunu da i�imde ta��yordum. Bu arada, herkes �evremi
sarm��, �a�k�nl�k dolu g�zlerle beni dinliyordu. Onlara g�re
benim bu anlatt�klar�m tuhaf, belki de yersiz ve �akadan ba�ka
bir �ey de�ildi. Ben ise sararm��, solmu� ve sanki donakalm��t�m;
e�im beni endi�eyle kontrol etmeye �al�yordu. Ba��rarak
yinelemekten kendimi alamam��t�m: �Evet, evet, evet ! S�ylediklerim
do�rudur, g�receksiniz.� At�m�n dizginini sola �eki�tirerek
dar patikaya girdim. Topluluk beni izlemeye ba�lad�.
Seslendirdi�im zihinsel resim h�la canl�yd� ve ben s�kindim.
�lerledik�e orman a�a�lar� seyrekle�meye ba�lam��t�.
Ben menzile bir an �nce varabilmek i�in o kadar h�zlanm��t�m
ki, yan�mdaki e�im ve onun karde�i geride kalm��t�.
Toplulu�umuza bir sessizlik ��km��t�; sis y�kseliyordu
ama ortal�kta hen�z benim betimledi�im meydana benzer bir a��kl�k
yoktu. Bununla birlikte ben iyice biliyordum ki, orada, ileride
bir meydan vard� ve ben kendimden emin bir �ekilde oraya do�ru
at s�r�yordum.
Sonunda, elimdeki k�rbac� ileri
do�ru uzatarak, ilerimizde belli belirsiz ortaya ��kmaya ba�layan
meydan� i�aret ettim. Arkamdaki topluluktan u�ultu �eklinde
bir hayret nidas� y�kseldi ve atlar h�zland�. Evet ger�ektende
bu, zihnimdeki meydand�. Bu meydan�n kar�� ucu sisler i�inde
kaybolmu� g�r�nm�yordu. S�dece insanlar de�il, atlar bile
do�ru y�nde oldu�umuzu anlam�� gibi ko�maya ba�lam��t�.
Yeniden b�y�k bir a�a�l���n i�inde bulduk kendimizi.
Orada ben art�k kendimde de�ildim, son perde de y�rt�lm��t�
��nk� belli belirsiz bir ���k g�r�nd� ileride. O s�rada
bana bir ses de gelmeye ba�lam��t�, nereden geldi�i belli
de�ildi ama onu zihnimde
duyumsuyordum ve ��yle diyordu. �Marina, sen misin? Gene
geliyorsun! Bak, �e�men hala susmad�, evin h�la yerinde
duruyor. Ho� geldin, sevgili
Marina.� Oh! Bu ne
heyecand�r, ne be�er �st� bir sevin�! Her �ey orada�
Benim g�zlerimin �n�nde; revak, �e�me, ev� Hepsi orada.
Ama art�k bu �ok olmu�tu. Sendeledim ve yuvarland�m ama e�im
beni d��meden yakalad�.
Kendi mal�m olan bu topra�a ve o
g�zel �e�menin yan�na beni e�im yava��a yat�rd�. Ben h��k�r�klar
i�inde ve yar� trans haldeydim. Birtak�m g�lgeler ko�u�turdular.
Bunlar Rus�a ve Tatarca konu�uyorlard�; beni eve do�ru g�t�rd�ler.
Sendeleyen bacaklar�m g��l�kle y�r�yordu. Evin e�i�ini
ge�erken kalbim, par�alanacak gibi �arp�yordu. Fakat tam bu
s�rada t�m vizyonlar zihnimde siliniverdi onlar�n yerine o ak�am�n
bilinen realitesi ge�iverdi. �imdi art�k tamam�yla yabanc�
bir oday�, yabanc� �eyleri g�r�yordum. Marina�n�n varl���
silindi. Ben onun kim oldu�unu ve ne zaman ya�am�� oldu�unu
asla bilmeyece�im. Fakat biliyorum ki, o buradayd� ve �ok gen�
bir ya�ta burada �lm��t�. Bunu duyuyorum ve bundan eminim.
E�im bana s�cak s�cak bir �ay i�irdi,
t�m gezi arkada�lar�m �evremi sard�. Herkes hayret i�indeydi
ve herkes t�m bunlar� benim nas�l bildi�imi ��renmek
istiyordu. Ben e�i�e oturdum. Bu evin kime �it oldu�unu ve
kimlerin burada ya�am�� bulundu�unu e�ime sordum. Fakat
kimse bu konuda �ok fazla bir �ey bilmiyordu. E�im bu evin
bir Lehli�ye ait oldu�unu bildi�ini s�yledi. Bu evin ger�ek
eski s�hipleri bilinmiyordu. Fakat ben, Marina, emindim ki bu
evde ya�am��t�m.
Y�llarca Rusya�da oturdum. Ama
bu �lkede kendimi hi�bir zaman yabanc� olarak duyumsamad�m;
tam tersine, kendimi evimde gibi alg�lam��t�m. Tatillerde
Fransa�ya gitti�im zaman, orada kendimi buradaki kadar vatan�mda
duyumsam�yordum. �unu da eklemeliyim ki, Rusya�n�n ba�ka
hi�bir yerinde bu yak�nl��� duymad�m. Art�k durumu daha
iyi anlam�� bulunuyorum ve yine anlad�m ki, Marina ile ben,
ayn� Mathilde de Krapkoff�dan ba�ka kimseler de�iliz.�
Bu olay� baz� kimseler s�radan bir
durug�r� olarak kabul etmeye e�ilimli g�r�n�rler. Ger�i
burada ruhun bu melekesi i�e kar��mam�� de�ildir. Fakat
durug�r� melekesinin bu m�dahelesi, bu olayda eski olay�n an�s�n�n
bulundu�u fikrini ortadan kald�rmak bir yana, bu an�msaman�n
ne yoldan oldu�unu a��klam�� olmas� bak�m�ndan da onu
desteklemektedir. Ger�ekten buradaki an�msama, s�radan bir i�
duygusu �eklinde de�ildir: Gidilecek y�reye daha varmadan �nce
dejav� olay�n�n ortaya ��kmas�, bu yerler hakk�nda s�radan
bir an�msama de�il; canl�, ayr�nt�l� bir vizyon olgusunun
ger�ekle�mesi ve sonunda t�m bu olaylar�n i�ine orada
herkes�e hatta do�rudan do�ruya Bayan Mathilde�nin
kendisince ne oldu�u belirsiz bir �Marina�
�yk�s�n�n kar��mas�, bu bayan�n ge�mi� zamanlarda da
buralarda ya�am�� oldu�u hipotezini destekleyen etmenlerdir.
G�r�l�yor ki, burada bir dejav� ile beraber, onu destekleyen
iki ruh melekesi daha s�z konusudur ki; bunlardan biri
psikometri, �tekisi de telestezi�dir.
E�er bayan �M��
bu kasabaya gittikten sonra oras�n� tan�m�� olsayd�, bu s�radan
bir dejav� olurdu. Nas�l ki �nceki �rneklerde bunu g�rd�k.
Fakat bu bayan ormana girince, kaybolma tehlikesi kar��s�nda
bir uyanma / kendine gelme durumunda kal�nca; daha �nce i�inde
ya�ad��� evine gelmeden, maziye do�ru olup bitenleri an�msamaya
ba�lam��t�r. Bu bir psikometri durumudur. Burada onun an�msad���
olaylar; ba�kas�yla de�il, yine kendisi ile ilgilidir. Fakat
bu an�msama ayn� zamanda uzaktan bir g�r� ile ortaya ��km��t�r.
O, yollar�, meydan� a�a�lardan olma bir duvar�, evleri,
revak�, �e�meyi vb. vb. daha oralardan uzaklarda bulunurken,
bir vizyon halinde g�rm��t�r ki, bu da bir durug�r�
olgusudur. Bununla birlikte bunu b�ylece kabul etmekle, bu olay�n
ge�mi� zamanla ilgili bir olguyu ifade eden dejav� oldu�unu
yads�ma durumu ortaya ��kar m�? Asla! ��nk� e�er bu olay
�nceden var olmu� olmasayd�; onu ne psikometri ne de
telestezi yolu ile a��klayabilirdik ve esasen o zaman bu olay
zaten b�yle cereyan etmezdi. Durug�r� demek, var olan bir �eyi
uzaktan alg�lamak demektir. Oysa burada; ev, revak, vb. gibi �eyler
var olunmakla birlikte Marina ve onun an�lar� yoktur. Dolay�s�yla
bu nokta psikometri ile a��klanamaz. Olmayan bir ge�mi�in
uydurulmas� yolunda bir psikometri tan�mlanamam��t�r. Yani
psikometrik olgularda, bir hareket noktas�ndan ba�layarak;
ileriye ya da geriye do�ru, gelecek ya da ge�mi� realiteleri
dile getirmek �zelli�i vard�r. �u halde burada var olan; hem
durug�r�, hem de psikometri halleri ge�mi� olaylar�n
dejav� �eklinde �uur y�zeyine ��kmas�na yard�m etmi�tir.
|