Felsefe

WWW.ASTROSET.COM

ANT�K�A� F�LOZOFLARI

  Antik felsefede ya da di�er deyimiyle ilk�a� felsefesinde, Anaximenes, Pythagoras(Fisogor), Empedokles, Heraklaitos(Heraklit), Socrates(Sokrat),Platon (Eflatun), Aristoteles (Aristo) gibi filozoflar spirit�el-ruhsal felsefeleri i�lemi� filozoflard�r. Felsefe tarihi i�inde, ilk�a� filozoflar�ndan ba�layarak, orta�a� skolastikleri, R�nesans felsefecileri, yeni�a� filozoflar�; insan-evren, varolu�un k�keni, Tanr�-insan-do�a ili�kileri, evrenin (kozmosun) meydana geli�iyle, insan�n bu d�nyadaki yeri ve �devinin ne oldu�u sorular�na yan�t ararken do�al olarak ruh-tanr�-do�a ��lemesinden uzak kalamam��lard�r.

ANAX�MENES

  �lk�a� filozoflar�nda ve eski dinlerin bir �o�unda ruh s�zc��� ile nefes (Hava) s�zc��� ayn� anlama gelir. �nsan ya�ad��� s�re soluk al�r ve soluk ald�k�a da ruh bedende bulunur. Soluk alma durunca ruh ve ya�am bedeni terk etmi� demektir.
  M�. 550-500 y�llar�nda ya�ayan Anaximenes, b�t�n canl� varl�klar�n bir ruh ta��d���n� s�yler. Canl�y� cans�zdan ay�ran, canl� olan� ayakta tutan ruhtur.
Anaximenes �e g�re, �bir hava (soluk) olan ruhumuz (psykhe) bizi nas�l ayakta tutuyorsa, bunun gibi, b�t�n evreni de soluk ve hava sar�p tutar.� Anaximenes bir do�a bilimcisi oldu�u i�in canl� cans�z her �eyi do�a ile a��klamak istemi�tir. B�ylece, ruh kavram� felsefede ilk defa ortaya ��km��t�r.
  Anaximenes �te
ruh, insan�n canl� bedeninin ayakta tutan, daha do�rusu bir arada tutan, onu canl� k�lan, onun cans�z bir y���n olarak da��lmas�n� �nleyen
��ey� dir; burada ruh, ya�am yani canl� bedeni, cans�zdan ay�ran olarak anla��l�yor ve soluk ile bir tutuldu�u i�in, maddi bir �ey olarak d���n�l�yor. �imdi nas�l hava-soluk-olan ruh, insan�n bedenini cans�z bir madde olarak da��lmaktan koruyorsa, bunun gibi, havada evrenin b�t�n�n�, onun d�zenini ayakta tutar.

  Hava; canl�, canland�ran �ey, etkin olan bir ilke. Onun bu canl�l���, etkinli�i olmasayd�, evren sadece, �l�, da��lan bir y���n olurdu; boyuna yeni bi�imler alan kendini canl� olarak de�i�tiren yarat�c� bir varl�k olmazd�.

  Yine bu y�zy�llarda ruh kavram�, ruhun anlam� ve �l�mden sonras� �zerinde �ok durulmu�tur. Homer;
��l�m sonras�nda ya�amda ruhlar yar� �uurlu, g�lgemsi bir hayat s�rerler� der. Bu d�nemde Reenkarnasyon (Yeniden Do�u�) olgusunun bozulmu� �ekli olan �tenas�h� inanc� �nemli bir problem olu�turmu�tur. ��nk�, bu d�nyadaki ya�am yeni bir imkan olarak de�il de, eski bir ya�amda i�lenen su�lar�n cezalar�n�n �ekildi�i ya da �dendi�i bir ya�am olarak anla��l�r.

  Hint Felsefesinin temelini olu�turan �tenas�h� inanc�, Yunan�da Orfe (Orphic) denen dini bir ak�ma paralel olarak ortaya ��km��t�r. Bu nedenle Orfe �den k�saca s�z etmeden bir ba�ka ilk�a� filozofuna ge�mek pek do�ru olmaz.

>> ORPHEUS VE ORPH�C ��RET�

PYTHAGORAS (P�SAGOR)

  M.� 550 y�l�nda ya�ayan Pisagor�a g�re say�lar b�t�n varl���n ilkeleridir (Arkhe). �rne�in, belli bir say� belli nitelikleriyle adalettir, bir ba�ka say� ruhtur, bir ba�kas� ak�ld�r.
  M�zikteki uyum-harmonia yasalar�n�n say�larla anlat�labilece�ini g�rd���nden ve b�t�n olaylar�n say�lara do�al bir yak�nl��� oldu�unu anlad�klar�ndan say� ��elerinin b�t�n varl�klar�n da ��esi oldu�u d���ncesine varm��lard�r.

  Pisagorcular�n d�nya g�r��� d�alist; s�n�rl�n�n, tekin, yetkin ile iyinin kar��s�nda s�n�rs�z, �ift, yetkin olmayan ile k�t� var. Ama nas�l say�lar�n temel birimi olan � bir � hem tek, hem �ift say� ise, onda her iki ilke de nas�l bir araya gelip birle�mi� bulunuyorsa, bunun gibi kar��tlarda evrende bir uyuma var�rlar; kar��tlar�n birli�i ilkesine g�re evren bir say� uyumudur.
  Ruh ise kendi kendine hareket eden bir say�d�r. �ncesiz ve sonras�zd�r yani sonsuzluk ifade eder.  Ruh ayn� zamanda, alem ruhunun bir par�as�, g�k ate�inin bir k�v�lc�m�, Tanr�n�n bir d���ncesidir. Dolay�s�yla da �l�ms�zd�r.

  Beden ruh i�in hapishanedir. �l�mden sonra ruh ba�ka bir bedene ge�er ve g��er; bu ge�me ve g��me de d�nyada ya�ad��� hayata g�re olur. Ruhun as�l gayreti ve gayesi �zg�r ya�amak yani bedene ba�l� olmadan mutlak ruh haline eri�ebilmektir.

  Bu d�nemde tekrar do�u� kavram� yanl�� bir alg�lay�� ve inan��la �tenas�h� anlay��� �ekline d�n��m��t�r.

EMPEDOKLES

  M.�. 450 y�l�nda Empedokles, Heraklaitos (Heraklit) ile birlikte ruhu ate�e benzeten filozoflard�. Pisagor�dan gelen tekrar do�u� kavram� bu filozoflar�n ��retilerinde de vard�. Fakat bu kavram, ruhun bir ceza olarak insanl�k a�amas�ndan hayvanl�k a�amas�na inmesi yerine, s�ra ile bitki, hayvan, insan basamaklar�ndan ge�mesi olarak ele al�n�yordu.
  Heraklit'e
g�re evrenin temel maddesi ate�tir. Ate�, b�t�n varolanlar�n ilk ve ger�ek temelidir yani ruhtur, b�t�n kar��tlar�n birli�idir.
   Evren boyuna akan bir s�re�tir, ba�� sonu olmayan bir de�i�medir, hi� durmayan bu de�i�me i�inde ayn� kalan, s�r�p giden hi�bir �ey yoktur. Bu s�rekli olu� i�inde durucu, kal�c� bir �ey var san�rsak bu Heraklit�e g�re bir yan�lmad�r, bir aldanmad�r.

 �Ayn� �rmakta iki kez y�kanamay�z. �kinci kez girdi�imizde bu �rmak b�sb�t�n ba�ka bir �rmakt�r art�k. Bu arada ak�p giden sular onu ba�ka bir �rmak yapm��t�r.�

  Empedokles�e g�re, meydana gelme ile yok olma diye bir �ey yoktur asl�nda. �nsanlar�n meydana gelme dedikleri �ey, temel maddelerin bir kar��mas�, yok olma dedikleri de bu kar��man�n da��lmas�d�r. �ok k���k par�alardan kurulmu� olan temel maddelerin kendileri meydana gelmemi�lerdir, yok olmazlar, de�i�mezler. Bunlar Parmenides�in bengi varl��� gibidirler.
  Do�a bilgisinin geli�mesinde �ok �nemli bir yeri olan ��e-element kavram�n� ilk olarak ortaya koyan Empedokles olmu�tur. Element burada, kendi i�inde bir cinsten di�erine do�ru; niteli�i bak�m�ndan de�i�meden, b�l�nmeden yaln�z �e�itli hareket durumlar�na ge�ebilen madde demektir. Bu elementler de 4 tanedir.
Toprak-Su-Ate�-Hava

 Son ���n� daha �nce �onia filozoflar� ileri s�rm��lerdi. Bunlara d�rd�nc� ��e olarak topra�� eklemekle Empedokles, g�n�m�ze kadar ya�ayacak olan �D�rt ��e ��retisinin temellerini �lk�a� filozofisi i�in kurdu.
  Oysa, kadim uygarl�klarda ve kadim bilgeliklerde,ayr�ca  astroloji ve simyan�n k�keninde bu d�rt temel madde kavram� zaten d�nya kuruldu kurulal� vard�.

  Empedokles�in
felsefe anlay���nda, bu d�rt ��e evrenin gere�leridir. D�rt ��enin kendileri, de�i�mez t�zler olduklar�ndan, bunlar�n kendisinde de bir hareket nedeni bulunamaz;yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle kar��amazlar, bir kar��may� bozamazlar. Onun i�in do�a a��klamas�nda, bu d�rt ��enin yan� s�ra bir de hareketin bir nedeni, hareket ettirici bir g�� de gerek. D�rt ana ��eyi birbiriyle kar��t�ran, bunlar�n kar���mlar�n� yeniden ��zen neden de sevgi ve nefrettir Yani maddi olmayan ruhsal bir etkendir. 

HERAKL�T (EFESL� HERAKLA�TOS)

  M�. 550-480 y�llar�nda Efes�te ya�ad�. �yonya o d�nem �ranl�lar�n elinde bulunuyordu. �lkenin Efes d���ndaki b�t�n kentleri �zg�rl�klerine kavu�mak i�in birle�mi�lerse de �ran kral� Dairus taraf�ndan �iddetle cezaland�r�ld�lar. Heraklit bir s�re siyasal olaylara yabanc� kalmad�ysa da daha sonra politik ya�amdan tamamen ayr�ld�.
  Arkada�� Hermodor�un Efes�ten s�r�lmesiyle de bir ormanda inzivaya �ekildi ve yaln�z felsefeyle ilgilendi.
En �ok ho�land��� �eyin do�ay� derinden seyretmek ve yaln�zl�k oldu�u s�ylenir. Heraklit Mile okulunun kozmolojisini iyi kavram�� ve Pisagor�dan etkilenmi� bir filozoftu.
 
Heraklit
kendi s�zlerinin g�ld�rmedi�ini, s�sl�, boyal� olmad�klar�n�, fakat sesinin bu seste konu�an Tanr� sayesinde bin y�llar i�inde uzay�p gidece�ini s�ylerken �ok �nem verdi�i Logos-�lahi Kelam hakk�ndaki g�r��lerini de belirtmi� oluyordu.

  O, �yonya filozoflar� gibi evrenin ana maddesini de�i�meyen kal�c� bir t�z olarak kabul etmemi�, alemin s�rekli olarak de�i�ken oldu�unu ve de�i�ken varl�k i�inde kal�c� bir g�� olarak ak�l (logos-kanun) bulundu�unu savunmu�tur.

  
�Alem, Tanr�lar ve �nsanlar taraf�ndan yarat�lmam��t�r. O her zaman vard�� derken, her �eyden �nce insan akl�n�n, yokluktan varl��a ge�i�i yani ��lk� olan� anlamas�n�n m�mk�n olmad���n� savunuyordu. Yani evren, ba��ms�z ve �zg�r bir varl�kt�r.
 Alemi meydana getiren birinci ilke de,
Ate��tir. Bu ate� canl�d�r, �l��yle yanacak ve �l��yle s�necektir. Ate� tek bir  t�zd�r (cevherdir) ve her �ekle girebilir; b�t�n de�i�imlerine kar��n, kendi do�as�ndan hi�bir �ey yitirmez; ve bir alemi olu�turabilmek i�in bu de�i�ikli�in kendili�inden beliren g�c�, hareket �eklinde kendini g�sterir ve kendi varl���nda baz� yo�unla�malara ve seyrekle�melere neden olur.
 Ona g�re, s�kun gibi g�r�nen her uzla�ma, bir ka�mad�r ki, bu yeni bir sava��n haz�rl���n� yapmak demektir. �u halde, alemde g�rd���m�z �l�m ve do�um olaylar� bir g�r�n��ten ibarettir; bu ya�am�n yeniden do�mas� demektir. Bunlar, birbiri i�inde devam etmek suretiyle, alemdeki dengeyi yarat�rlar. Heraklit�in savundu�u ate�in belirlenmi� ve duyulur bir varl��� yoktur. O, b�t�n duyulur t�zlerin ortak bir esas�ndan ba�ka bir �ey de�ildir.
 
Sava� halinde bulunan kar��tlar, birbirinin yerini almaya meyledince, e�yada durup dinlenmeyen bir hareket devam eder, durur. Zira, � Her �ey ak�yor, her �ey ka��yor, hi�bir �ey durmuyor; bir nehir i�inde bizi y�katan su, daima ba�ka sudur; hi�bir zaman ayn� nehre iki kere dalamazs�n. �

SOCRATES (SOKRAT)

  �.�.470 y�llar�nda ya�am�� olan Socrates (Sokrat) bir ayd�nlanmac�d�r. Ayd�nlanman�n istedi�i, ya�am�m�z�n normlar�n� akl�n �����na tutmak, bunlar� ak�lla ele�tirmek, ak�lla ayd�nlatmakt�r.
  Sokrat, Sofist-bilgici de�il, filozof-bilgi sever oldu�unu s�yler; bilgiyi elde bulundurdu�una de�il, onu sevip arad���na inan�r; kendisi kendini bildi�i gibi, kendilerini bilmelerini
�Kendini Bil !� ana ilkesine uygun olarak ba�kalar�ndan da ister.
  Sofist; yunanca; Sophistes s�zc��� asl�nda
�bilen, bilgili ki�i� demektir. Demokratla�an Atina�da �ba�ar�l� yurtta� nas�l geli�ir?� sorusuna �sofist� ad�n� ta��yan kimseler cevap bulmay�, bu konuda gerekli ��reti ve e�itimi yapmay� �stlenmi�lerdir. Sofist s�zc��� sonra siyasette yararl� olmay� ��reten kimse, daha sonralar� ise s�z s�yleme sanat� �zerinde ders veren kimse anlam�n� kazanm��t�r.
  Sokrat�a g�re ger�ek bilgiye g�t�ren yolda en b�y�k engel, sofistlerin ortal��a yayd�klar� s�zde bilgi olan �eyler, o yar�m yamalak bilgilerdir.
  Ona g�re ruhta sakl� do�rular vard�r. Bunlar herkes i�in ortak olan do�rulard�r. Disiplinli, s�k� bir d���nme ile �Do�ru� nun bulunabilece�ine inan�r. Bu do�rular �al��ma ve �zerlerinde durup d���nme ile yukar�ya ��kar�labilir, bilinir bir hale getirilebilirler.
  Sokrat�a g�re evren, akli bir d�zene g�re kurulmu�tur ve orada tesad�f�n yeri yoktur. Evrende her �ey, mevcut bir gayeye, her gayede di�er bir gayeye g�redir. En son gaye de, �bir� dir, �tek� tir.
  O, her �eyi g�r�c�, her �eyi i�iticidir. B�t�n varl�klar�n h�k�m ve tasarrufu onundur. Biz, onu duyular�m�zla kavrayamay�z. Nas�l ki, g�z� g�ne� ayd�nlatt��� halde g�z g�ne�e bakamaz. Biz de bu �ekilde onu kavrayamay�z. Karma kar���k olan kaosu d�zene sokan ve belirli olmayan bir maddeden alemi yaratan, i�te bu en y�ksek ak�ld�r.  �nsan ruhu alem ruhunun bir par�as� oldu�undan �l�ms�zd�r ve dolay�s�yla bir ahiret vard�r.                        

  Sokrat bir de i�inde bir Daimonion�un bar�nd���n� s�ylermi�. Ya�am�n�n �nemli anlar�nda bu Daimonion�u kendisine yol g�sterirmi�. Sokrat bu sesi  i�indeki Tanr�sal bir ses sayar ve ona uyarm��. Bu sesin ne oldu�u �zerinde �e�itli yorumlar vard�r. Vicdan, ahlaki bir sezgi, bir tebli�, bir psi�ik al��veri� olabilir.
  Ne olarak anla��l�rsa anla��ls�n onun Daimonion�la demek istedi�i �u idi:
�Tanr�lar�n sesini i�imizde, g�nl�m�zde duymal�y�z; onlar� d�� belirtilerde aramamal�y�z; dindarl���m�z bir d�� g�r�n�� olmamal��
  Ama Sokrat, b�t�n bunlara ra�men Yunan Ayd�nlanmas�na, bunun temsilcileri olan sofistlere kar�� olan bir tepkinin kurban� olmu�tur. Onunla sofistler aras�ndaki ama�lar bak�m�ndan olan temelli ayr�l�klar� Atinal�lar ay�rt edebilecek durumda de�ildiler. Onun rasyonalizmi, sofistlerin relativizmi kadar halk inanc� i�in tehlikeli say�lm��t�r. 

PLATON (EFLATUN)

  M�. 427 y�llar�nda ya�am�� olan Platon�a g�re ruh �l�ms�zd�r ve bir�ok defalar yery�z�ne gelmi�tir. Bu arada yery�z�nde ve Hades�te (�te d�nyada) bulunan her �eyi g�rm��t�r. Yery�z�nde her �ey de birbirine ba�l� oldu�u i�in ruh bunlardan birini g�r�nce, s�rekli bir ara�t�rma ile �tekilerini de bulabilir ve an�msayabilir. Ruhta do�ru tasavvurlar, �nce bilin�siz bir halde bulunurlar; bunlar �nce bir r�ya gibidirler; uygun sorular ve ara�t�rmalarla sonunda ayd�nl�k bir bilgi haline gelirler.
  Platon�a g�re ��renmek eskiden bilinmi� bir �eyi yeniden an�msamakt�r. Bu anlay�� ile Platon felsefesinin iki ana g�r���n� de belirtmi� oluyordu.

  Bir yanda as�l ger�e�in d�nyas� var ki buna
��dealar�n D�nyas�� ad�n� verir. �dealar d�nyas� bilginin asl�n�n oldu�u d�nyad�r. �te yanda da relatif ger�e�in d�nyas� var ki bu da meydana gelen ve yok olan nesnelerin d�nyas� yani i�inde ya�ad���m�z 'ge�ici d�nya'.

  Bilginin konusu olan �deay� Platon, Elea'l�lar�n �Bir Olan� �ndaki niteliklerle anlat�r;
  �dea birliktir, b�l�nemez, de�i�mez, �ncesiz-sonras�z olarak kendi kendisine e�ittir.
Ve bilgi, ger�ek a����n�, ger�e�in mahiyetini kavramaya zorlar ve bilgi a���� olan kimse de ilahi realiteyi tema�adan ba�ka hi�bir �eyden zevk almaz.
  Ruh, Platon�a g�re, asl�nda idealar d�nyas�nda bulunur, sonra da yery�z�ne iner. Bu nedenden �t�r� de ruhun iyili�i ile k�t�l���n�n k�k�n� d��ar�da de�il de, ruhun kendisinde, kendi i�inde aramal�d�r.

  Platon�un �nl� �Ma�ara� �rne�ine g�re bizim bu d�nyada g�rd�klerimiz sadece g�lgelerden ibarettir. E�yan�n hakikat ve ger�e�i ise bu d�nyan�n �tesinde ve �st�ndedir. Bir ma�aradakiler nas�l, ancak, g�n �����na ��kt�klar� zaman e�yay� oldu�u gibi g�rebiliyorlarsa, biz de e�er ger�e�i g�rmek istiyorsak, ruhlar�m�z�n, ezeli d�nyan�n g�ne�i olan, en b�y�k realite taraf�ndan nurland�r�lmas� gerekir.

  Ruh �ncesiz ve sonras�z olan �dealara benzer. D�nyan�n ger�ek sahibi Tanr��d�r. Tanr��n�n bu d�nyay� olgunlu�a g�t�ren bir plan� vard�r; insan Tanr��ya inanmakla erdemli olmak i�in bir dayanak elde eder. Ruh s�rekli olarak ilk �dealar alemindeki ya�am�n� �zler. Ona kavu�mas� ancak bu d�nyada faziletli (�st�n ahlak) ve �l��l� bir ya�am s�rmesiyle m�mk�nd�r.

PLOT�NOS

  Antik �a� sonlar�nda felsefeye dayanarak ruhsal bir d�nya g�r��� geli�tirme denemelerinden ilki olan Yeni-Platonculu�un, kendisinden sonraki geli�me �zerinde b�y�k etkisi oldu. ��nk� bu ����r, Bat� ve Do�u mistisizmlerinin ba�l�ca kaynaklar�ndan biridir. Plotinos ve Yeni Platonculukla �rt��meyen ezoterik/ hermetik bir ��reti yoktur. R�nesans �telerine kadar Platon felsefesi, daha �ok Yeni Platonculuk �eklinde ele al�narak i�lenmi�tir.  Bu ����r�n kurucusu Plotinos�tur. (M.�.203-270)
 
Plotinos felsefesini Platon�a dayanarak a��klamaya b�y�k de�er verir; kendi d���ncelerini hep Platon�un yap�tlar�ndaki belli temel noktalara dayatarak yorumlamay� dener; ayr�nt�lar�nda bile Platon�un bir ��rencisi oldu�unu vurgulard�. Bu nedenle de bu ����r Yeni-Platonculuk ad�n� ald�. Ama �unu da belirtmek gerekir ki, Plotinos�un ��retisinde Aristo ve Stoac�l���n da b�y�k etkileri vard�r. 

  Plotinos do�u, Hint bilgeli�i, astronomi ve astrolojiye de b�y�k ilgi duymu� bir d���n�rd�; felsefesi �ok y�nl� oldu�u ve  hermetik etkiler ta��d��� i�in kendisinden sonraki ku�aklar� da, ezoterik, mistik ve ok�lt ara�t�rmalar a��s�ndan �ok etkilemi�tir.
  Plotinos�un
��retisinin ba� �zelli�i, kat� maddecili�e tam bir kesinlikle kar�� ��k���ndad�r ve ondan sonra gelen t�m hermetik/ezoterik okullara da bu anlamda b�y�k bir destek vermi�tir. Bu felsefeye g�re as�l ger�ek; nesnelerin kendisi �eklinde varl�kta etkiyen her �eyin cisimsel olmad���, her �eyin �zde salt ruhsal nitelikte oldu�u ilkesine  dayan�r. Plotinos�a g�re, �Cisimler d�nyas�, o g�r�nmeyen ruhsal d�nyadan �zerine bir par�lt� vurursa ancak de�er kazan�r, g�zel olur.�
 
Plotinos�a
g�re evren ve insan, Tanr��dan gelmi�tir ve Tanr��ya d�nmektedir. �ni� merdiveninin ilk basama��nda ruhlar, ikinci basama��nda hayvanlar, ���nc� basama��nda nesneler vard�r. ��k�� merdiveninin ilk basama��ndaysa anlamak, ikinci basama��nda sonu� ��karmak, son basama��nda  mistik sezi� yani gizemcilik vard�r.
 
B�ylece Tanr��dan ruh olarak ��kan nesnel varl�k d�nyaya inerek maddele�ir ve madde olarak da vecd yoluyla yeniden Tanr��ya d�ner. Bunun da ad� Sudur, Uru� ve emanasyondur. (emanation)

  Tanr�l�k ya�am�n tedrici/kademeli  yay�l��� ve varl���n son gayesinin Tanr��da yeniden erimek oldu�u suduriyeci bir panteizm onun felsefesinin temelini olu�turur.

  Ona g�re Tanr�, e�yan�n ilkesidir, ba�lang�c�d�r. Fakat o, kendisinde ��kan ���nlara kar��n, eksilmeyen bir g�ne� gibidir. K�yaslamadan, benzetmelerden ve yarat�klar�n niteliklerinden uzakt�r. O, her �eyin �st�ndedir ve her �eyden �st�nd�r. Tanr�, saf d���ncedir; ne d���n�r, ne d���nmez denilemez. O, �yle bir birliktir, b�t�nl��� ile de�i�memi� ve ba�kala�mam�� vahdettir. B�t�n kendi yetkinlik s�fatlar�yla kendisidir ve kendi kendisinin i�indedir. Bu itibarla k�lli  olarak bilgiye ihtiyac� olmad��� gibi, bilgisiz de de�ildir.  Tanr��y� ancak kendi i�imizden ke�fedebiliriz. Bunun i�indir ki, kendisini tan�yan ruh, ancak vecd sayesinde ona y�kselebilir. Tanr�, t�m tanr�sal s�fatlar� kendisinde toplam�� olan saf birliktir.
  Bu tan�m,
Milattan �nce alt�nc� y�zy�lda Delfi�deki kehanet tap�na��n�n duvar�na kaz�nan, Milet�li Thales�e ait �nl� �Kendini Tan�� ibaresi ile birebir  �rt��mektedir.

  Kendini Tan�
  �oklukta Mutlak Bir�in dolgunlu�undan �ylece ve  emanasyon yani yay�l�m yoluyla belirir. Tanr� t�m yarat�klar�n ba�lang�c� ve hepsinden �nce saf yetkinliktir.
  Plotinos�un
felsefesinde 3 ana  temel  nokta vard�r;
 -
Mutlak, dolgunlu�undan sudur, emanasyon yolu ile belirir.
 - Bir tam bir ba��ms�zl�k i�inde, kendi y�celik ve safl���ndan hi�bir �ey kaybetmeden evreni olu�turur.
 - Sudur prensibi ayn� zamanda insan�n uluhiyete yani ilahi olana �ekili�inin, ilahi cezbenin de bir a��klamas�d�r ve
   ayn� zamanda ka��n�lmaz bir olgudur.

AR�STOTELES

  M�. 385 y�llar�nda ya�am�� olan Aristo, antik �a� felsefesinin bel kemi�i say�lan bir filozoftur. Aristo�ya g�re beden madde; ruh da formdur.
  Ruh canl�y� canl� yapan, onu  cans�zdan ay�ran ba�l�ca etkendir. Ruh i�in bir �eyin aktif tekam�l�n� ger�ekle�tiren aktif  prensip manas�na gelen
Enthelecia s�zc���n� kullan�r. Ona g�re ruh, benin enthelecia�s�d�r (entelekyas�d�r), bedenin i�inde ta��d��� erektir, bedenin hareketleri ve de�i�meleri i�inde kendini olgunla�t�r�p ger�ekle�tiren formdur; ruh, bedenin bi�imlenme ve hareketlerini bir ere�e do�ru y�nelten nedendir. Ruhun kendisi cisimsel de�ildir ama bedeni hareket ettiren ona egemen olan g��t�r.
  Aristo, ruhta bulunan esasl� unsurlar� �� psikolojik k�s�m olarak ele al�r;
 - Ruhun en a�a�� kademesi: Bitkisel ruh. Bedendeki bitkisel ya�am� temin eden kademedir.
 - Hayvansal ruh: Bedendeki hareket ve hassasiyetin yeridir. Beden sadece beslenir.  Havyan ise, hareket eder ve
   etraf�ndan tesir al�r.

 - �nsan ruhu: Bu ruhun �zelli�i, bilmek ve ak�l sahibi olmakt�r.

  Ruh �� tabakal�d�r, her alt tabaka �stteki i�in maddedir. Bitkilerde, yaln�z organik ya�amdaki, �z�mseme ve �reme gibi mekanik ve kimyasal de�i�meleri bi�imlendiren ruh vard�r. Bitkiler ruhun yaln�z fizyolojik olan bu en alt tabakas�nda kal�rlar. Hayvanlar d�nyas�nda, buna �zellikleri, �kendili�inden hareket�, �istek� ve �duyum� olan hayvan ruhu eklenir.
  Hayvan�n bir ere�e do�ru kendili�inden hareket etti�ini istekte g�rebiliriz. �stek, bir �eyi elde etmeyi ya da ondan ka��nmay� isteme olarak, haz ve ac� duygular�ndan ��kar. Bu duygular hep obje tasavvuru ile birliktedirler. Bu tasavvurdan da objenin elde edilmeye de�er mi oldu�u, yoksa ondan ka��n�lmas� m� gerekti�i anla��l�r. Tek tek duyumlarda verilmi� olanlar� hayvan ruhu genel  bir alg� olarak birle�tirir. Ruhun birli�ini sa�layan bu ortak duyu, duyumlar� tasavvurlar olarak saklad��� i�in hat�rlama ile kendi hallerimizi bilmemizin merkezidir.
  Bitki ve hayvan ruhlar�n�n �st�nde y�kselen
�insan ruhu�nun �zelli�i ise �ak�l�d�r. Ruhun ilk iki �ekli, insana �zg� akl�n, bu formun ger�ekle�mesinin maddesidirler. Ak�l y�z�nden, istek, tasavvur ve bilgi �eklini al�rlar. Ak�l, ruhun b�t�n bu etkinliklerine �d��ar�dan gelmi��, yeni ve daha y�ksek bir �ey  olarak eklenir; ama ancak ruhun �teki etkinliklerine dayanarak, bunlar�n i�inde kendini ger�ekle�tirebilir. Bu ilgiyi Aristo akl� etkin ve edilgin diye ikiye ay�rmakla a��klam��t�r.
 
Edilgin Ak�l: Akl�n, tek insandaki onun kendi g�rg�leriyle belirlenmi� olan, g�r�n�� bi�imidir. Buna kar��l�k etkin ak�l, akl�n b�t�n tek tek insanlar i�in ortak olan, her insanda bir ve ayn� olan �eklidir.
  Etkin Ak�l: Meydana gelmemi�tir, yok da olmayacakt�r; edilgin ak�l ise ba�l� oldu�u bireylerle ortaya ��kar.

  �nsan�n ak�ll� �z�, en y�ksek olgunlu�una bilgide eri�ti�i i�in, bilen/teorik (theorik) akl�n �r�n� olan erdemler de en y�ksek erdemlerdir, eksiksiz mutlulu�u sa�layan erdemlerdir. Teorik ak�l, en y�ksek do�rular�, en y�ksek kavram� ve yarg�lar� do�rudan do�ruya kavramaya ve bunlar� bilmek i�in bilmeye y�nelir. Bu en y�ksek konular�n bilinmesine, insandaki etkin akl�n tam olarak a��l�p geli�mesine de Aristo, "theoria-bak��" der.
  Do�ruya bu bakma ile insan, Tanr�l���n �z� olan salt d���nmeden pay al�r, bununla Tanr�l���n �ncesiz-sonras�z mutlulu�una da kat�lm�� olur. Pratik ya�am�n yani isteme ve yapman�n b�t�n ama�lar�ndan s�yr�larak yaln�z kendi kendisi i�in olan bu theoria�ya-bak��a y�nelme, b�t�n isteklerden kendini kurtarm�� olan bu sonsuz do�ru�ya dalma, Aristo i�in d�nyada en iyi �ey, insan� da en �ok mutlu eden �eydir. Ona g�re insano�lunun as�l ere�i, d�nyasal isteklerden ar�n�p, sonsuz do�ruya dalabilme ere�idir.

 

Astroset 2004-2010