Nea Nepal'de

Bölüm 15

WWW.ASTROSET.COM

SORULAR SORMAYA DEVAM EDİYORUM!

  Bilge Asita’nın birkaç gün önce anlattıkları öyle çarpıcıydı, birkaç gün ara vermek istedik, tarlada çalışmak, meditasyon, açık havada dolaşmak ve onun bize öğrettiği Tai-Chi Chuan’a e benzeyen o zarif sporla enerjilerimizi dengelemek birkaç gün sürdü, ben ilk kez kendimle yüzleşiyormuşum gibi bir duygu yaşadım. Söyledikleri öyle gerçekti ki insana kaçacak delik kalmıyordu; sonra Doğanla da konuştuk bu konuyu, iyi ki de kalmıyor dedik. Bunca sene kaçacak yerlerimiz olduğunu sanmıştık da ne olmuştu? Hepimiz çeşitli boyutlarda irili ufaklı nevrozlarla dolaşır olmuştuk. İnsanın kendini güveneceği birinin bilgi birikimine ve yolda yürüme tarifine bırakması aslında ne de iyi oluyormuş dedik birbirimize ama yine de içimizden sessizce biliyorduk ki bu tip karşılaşmaların kendi içinde bir kozmik zamanlaması vardır ve ne bir gün önce ne de bir gün sonra asla olamazlar.
  Doğan’a “benim daha pek çok sorum var, sorsam ayıp olur mu?” Dedim o da “asıl sormazsan bence ayıp olur, niye geldin ki buralara, aklında takılanları sor ki açalım, benim anladığım Bilge Asita, bir süre daha uygulama yaptıracak bizlere ve neyi ne kadar anladığımızı tespit edip, gönderecek belli ki, bizi burada uzun uzadıya tutmaya pek niyeti var gibi gelmiyor bana” dedi.
  Bende onun gibi düşünüyordum. Peki dedim o zaman yarınki derste sorularımı sormaya başlıyorum. Asita dersleri sabah erken saate almıştı.
  Sabah meditasyonu ve sporundan sonra kahvaltı edip, tabi ona kahvaltı denirse, derse başlıyorduk. Bazen öğleden sonraları bizi bahçeye ve çapaya yolluyor bazen de çalışmayı kesmek istemiyordu, o işleri yapacak günleriniz önünüzde şimdi siz hazırken, açıkken, istiyorken bilgiyi verelim sonra kapanabilirsiniz, bu aralığı yakalayamayabilirim diyordu.
  Sabah bahçede karşılaştık hava çok güzel ve güneşliydi. Çok sorum var Asita dedim. Kahkahalarla güldü ve çok sevindi. Peki! Başla bakalım dedi;
  “Seni tüm dikkatimle dinledim ve içsel yolculuğumu başarı ile gerçekleştirmek, kendimi tanımak, kendime ve başkalarına faydalı ve dürüst olmak istiyorum ama kendimi tehlikelere karşı güvenceye alma çabalarımdan kurtulamayacağımı düşünüyorum. Bu konuda ne yapmalıyım?”

  “O kadar fazla şeyi güvence altına almak istiyorsunuz ki kendinizi koruyamayacağınız düşüncesi sizin için bir oyun, büyük bir şaka ve kendini güvenceye alma yolu haline gelmiş. Kendinizi izlemekle ve kendinizi izlediğinizi izlemekle çok ilgileniyorsunuz. Eğer yeni bakış ve yeni bir açı oluşturmazsanız bu böyle sürüp gider. Gerçekten de sıkça karşılaşılan bir fenomendir.
  Sizin için tüm gereken ilgilenmeyi tamamıyla bırakmak ve kendi gelişiminizi de garanti altına almaya çalışmaya ait tüm ilgiyi kesmektir. Birbirinin üstüne binen bu karışıklıklar, gerçekten iyi bir yalan makinesi kurup bu makine içinde başka bir yalan makinesi kurmak ve bunlarla bir kontrol kurmaya çalışmak gibidir; bu karmaşık yapılar bütününü tamamen ortadan kaldırabilirseniz rahat edersiniz ve An’ı yaşamayı öğrenirsiniz, her şeyi kurgulamanın yararsızlığını anlarsınız, kontrolün ne kadar isteseniz de asla sizde olamayacağını kavrarsınız.
  Yalan makinesini sürdürmeye devam ettiğinizde ise kendinizi güvenceye almaya çabalarsınız ve güvenceyi elde ettiğinizde, bu güvenceyi de güvenceye almaya kalkışabilirsiniz ne paradoks değil mi? Bunu hiç düşündünüz mü bilemiyorum ama şimdi olsun biraz düşünün derim, buradan gidince yine aynı uykuya dalacaksınız nasıl olsa, o kadar az insan uykudan uyanmayı seçer ki !
  Bu sağlamlaştırmalar sonsuz bir imparatorluk gibi genişler sevgili arkadaşlarım. Bu imparatorlukta sadece küçük bir kaleye sahipsinizdir ama uyguladığınız korumanın ölçeği tüm dünyayı kaplar. Kendinizi gerçekten ve tamamıyla güvenceye almak isterseniz, harcayacağınız emeğin sonu gelmeyecektir.
  Bu yüzden, kendinizi güvenceye alma fikrini tamamıyla bir kenara bırakarak kendinizi güvenceye alma çabalarınızın komikliğini, kendinizi korumak için oluşturduğunuz o kat kat sistemin komikliğini anlamanız gerekir.
  Bekçinin bekçisinin bekçisi olmaya bir son vermelisiniz. Bunu yapmak için de ilk bekçiden, yani kendini korumayla ilgili ilk niyetten vazgeçmeliyiz.”

  “Sevgili Asita hangi ulusu örnek versem bilmiyorum ama örneğin, biz Hintli olsaydık bizimle yine bu şekilde konuşmazdınız, öyle değil mi? Demek istediğim şu, bizimle böyle konuşuyor olmanızın sebebi yabancı olmamızdır. Eğer biz hiçbir şey yapmadan yerimizde öylece oturuyor olsaydık bile böyle konuşmayabilirdiniz yani demek istiyorum siz bizim kültürümüze de pek güvenmiyorsunuz.”

  “Bu çok ilginç bir noktadır. İlginç bir soru sordunuz gerçekten. Öğretilerin sunulma biçimi, dinleyicilerin materyalizmin hızına ne kadar dahil olduklarına bağlıdır. Bu beni de bağlar tabi ki, sizden aldığım titreşimler ve yansımalar konuşmaların şeklini ve türünü de etkiler. Örnek vereyim siz Amerikalı olsaydınız daha farklı şeyler söylüyor, materyalizmden daha fazla söz ediyor olacaktım ama sizin geldiğiniz kültür zaten doğu kültürü ve içrek nitelikler taşıyor, bilmiyorum anlatabiliyor muyum? Biraz daha açmaya çalışayım. Amerika fiziksel materyalizmde gerçekten çok ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Halbuki bu tür bir hıza dahil olmak yalnızca Amerikalılarla ilgili bir potansiyel değildir, tamamen evrensel ve dünyaya ait bir hızdır. Eğer Hindistan, fiziksel materyalizmi elde etmiş ve hayal kırıklığına uğramış insanların yaşadığı Amerika'nın vardığı ekonomik düzeye ulaşırsa, o zaman onlar da böyle arayışlarla dağlara çıkar, bilgelik yolu ararlar. Aşırı olan her şey karşıtını çağırır, çılgın bir materyalizm tutkusunun insanın içinde yarattığı boşluk o kadar büyüktür ki, al al da nereye kadar? Aldıkça doyacaklarını sananlar çok yanılırlar aksine terk ettikçe zenginleşir insan sahip olma tutkusunu arttırdıkça değil yani bir an önce sahip olma halinden sadece olmak haline geçmenin yollarını aramalıdır materyalist ülkeler diye düşünüyorum.”

<< Önceki Bölüm

Sonraki Bölüm >>

 

© Astroset 2004-2010