Sık Sorulan Sorular

editor@ astroset.com

 

Sevgili Ziyaretçiler,

Bu sayfada, konularla ilgili aklınıza en çok takılan sorulara yanıt vermek istiyoruz.

Sorduğunuz soruyla ilgili olan yetkili arkadaşımız sizi yanıtlayacaktır. Mail ile adresinize gönderdiğimiz sorunuzun yanıtını, isim belirtemeden başkalarının da yararlanması için bu sayfada da yayınlayacağız.

Aşağıda okuyacağınız sorular bugüne kadar sorulup yanıtı verilmiş olan çeşitli okuyucu ve ziyaretçi sorularıdır.


   Astroloji ile ilgili sorular

 

Astroloji Nedir ?

Burçlar gerçekten kaderimizi etkiliyor mu?
 

Astroloji bir bilim mi?

Günün hangi saatinde hangi yıldız etkilidir ?

Gezegenler bizi nasıl etkiliyor ?

Synastry hakkında bizleri aydınlatabilir misiniz?

Astrolog kime denir ?

İnsanın yaşamı geleceği bir haritada görünür mü?

Dünyada 12 çeşit mi insan var ?

Marduk Türkiye`yi ne kadar etkiler, kişisel ne yapılabilir?

Gezegeni olmayan evler etkisiz mi?

Türkiye de hiç enerji bölgesi yok mu?

     Kuantum ve Bireysel Gelişim ile ilgili sorular
    Kuantum fiziği ve felsefe arasındaki ilişki     Tüm Kuantum fizikçileri spiritualist olmak zorunda mıdır?
    Kuantum kuramında özgür irade     Evrenin bilgisi tek hücrede kayıtlı mı?
    Trans hali bir kuantum sıçraması mıdır?     Pozitif düşünmenin yolu nedir ?
       

    Şifa ile ilgili sorular    
 
    Ölüm ile ilgili sorular    
 
    Ruhsal konularla ilgili sorular    
 
       
       
Astroloji nedir?  
Bir çok kitapta yada kaynakta ulaşabileceğinizden farklı bir tanım vereceğim sizlere. Elbette bu diğer tanımlarla çelişmez. Burada kastedilen sadece farklı bir yaklaşımdır. Astroloji; insanın varoluşu ve kendini tanıması yolunda ona bilinç kazandıran; kim olduğunu, ne için bu dünyada bulunduğunu ve potansiyelini tanımasını sağlayan bilgi sistemidir. Burada temel şifre bilinçtir. Bilincin açılması ve artmasıyla ilgili işleyiş çok önemlidir. Astroloji bir kılavuzdur. Yaşam dediğimiz bu bilinmezliğin içinde bizi küçükte olsa (ama hiç azımsanamayacak kadar bir küçüklükten söz ediyoruz) aydınlatan bir bilgidir. Bizimle birlikte açılan ve genişleyen bir bilgi sistemi. Bu açılımlar ise her birimizin potansiyeline bağlıdır. Astroloji aynı zamanda varoluşun bilinmezliğini çözmeyi hedefleyen bir bakış açısı; bir yaşam görüşüdür. Bu yönüyle baktığımızda Astroloji bir felsefedir. Günlük hayatın içinde yada soyut alanlarda karşımıza çıkan tutarlı ve sistematik bir bilgi bütünüdür. İnsanı kendisini, çevresini ve dünyasını tanımaya yönelten çok etkili bir araçtır. Onun bakışını gökyüzüne çevirmesini sağlayan etkileyici bir resimdir. Sorgulayan insanın cevaplarını en net biçimde almasını sağlayan bir melodidir. Doğanın işleyişine tanıklık etmenin ve gökyüzünde olanın yeryüzünde bulduğu karşılığı görmenin etkin bir yoludur.

Başa Dön

Burçlar gerçekten kaderimizi etkiliyor mu?
Burada çok derin bir yaklaşım gerekiyor ama en sade şekilde anlatmaya çalışayım. İlk olarak kader konusunu ele almak gerekiyor ki; eğer bununla kast edilen Tanrısal bir kaderse bu hiç bir bilginin kavrayamayacağı bir olgudur. Yani Astroloji Tanrısal kaderi bilemez ve bunu bilme iddiasında da değildir. Öte yandan bizim için bilinmeyen kimi hususlar diğerleri için biliniyor olabilir, bu takdirde başımıza gelen olaya kader mi demeliyiz yoksa bilgisizlik mi? Astrolojinin kaderle bir işi yoktur. O sadece bir bilgi sistemidir ve insanlık geliştikçe gelişecektir. Ama eğer siz Astrolojik bilgilere vakıf değilseniz o takdirde başınıza gelen olayları bir kader olarak yorumlayabilirsiniz. Bunu hiç bilmediği bir işe girip sonunda zararla karşılaşan bir insan örneğinde düşünelim? Astrolog onun o işte karşılaşabileceği olasılıkları ona gösterir ve bu kez o bu olasılıkları bilerek karar verir. İşte bu kadar basit. O insanın kaderinin ne olduğunu kim bilebilir ki? Öte yandan burçlar yani kozmik tesirler Astrolojinin temel alanıdır ve elbette insanlar üzerindeki etkileri kaçınılmazdır. Bunu bilmek yada bilmemek bize bırakılmış bir husustur.

Başa Dön

Astroloji bir bilim midir?
Astroloji bir bilimdir. Ancak bu sorunun cevabını alabilmek için öncelikle Astrolojinin hangi alanda işlediğine bakmak doğru olur. Astroloji insan ve daha çok onun iç yapısını oluşturan etkileri tanımaya çalışan bir bilimdir. Onu bilimsel kılan tıpkı diğer bilim alanlarında olduğu gibi bir bilgi sisteminin ona getirdiği kesin sonuçlardır. İnsan yaşamında 4 çağın olması gibi Koç, Boğa İkizler çocukluk; Yengeç, Aslan, Başak;gençlik;Terazi, Akrep, Yay, olgunluk ve Oğlak, Kova, Balık, yaşlılık. Öte yandan insanın iç dünyası ile ilgili karmaşık olguları açıklamaya çalıştığı oranda soyut bir bilimdir. İstek, cesaret, duygu gibi kavramlarla çalışan bir bilgi alanında elle tutulur somut sonuçlar görmek yerine bu etkilerin oluşturduğu dolaylı sonuçlar vardır. Astroloji kusursuz bir bilimdir. Eğer bir kusur buluyorsanız o uygulayıcılarındadır. Bu bilimin uygulayıcısı olabilmek için sayısız koşul vardır. Bu koşulları yerine getirme konusunda eksikleri olan bir Astrologun yaptıkları Astrolojinin işleyişini bağlamaz.

Başa Dön

Bilim adamlarına göre gezegenlerin insanlar üzerinde etkisinin olamaz ?
Bilim adamları diye kast ettikleriniz kimlerdir bilemiyorum ama bilgi bazında bir bilim adamının böyle bir sonuca varması pek kolay değildir? Öte yandan belirli bir statükoyu korumak adına gösterilen tutumları da anlayışla karşılamak lazım. Dünyamız kendi başına varolan bir gezegen değildir. Merkezi yıldızı güneş olan bir kozmik sistemin parçasıdır. Astroloji ise bu kozmik sistemi insan bilinci ile birleştiren yegane anahtardır. Dünyanın her noktasında kültürlerde Astrolojinin izlerini bulursunuz. Dünyamız bu kozmik sahnede sayısız tesire maruz kalmaktadır ve bu dünyada yaşam bulan bizler de tabi. Bunlara kozmik tesirler diyoruz. Bunun bilimsel ispatının yapılmayışını (ki bununla ilgili çeşitli tartışmalarda vardır) son günlerde gezegenlere araç yollamak için bu zamana kadar ayrılan en büyük bütçeyi ayıracağının gündeme geldiği Amerika da olduğu gibi bilim adamlarının bu konuya yeterince titizlikle eğilmemelerindendir. Aya yada Marsa araç göndermenin bu kadar önemli olduğu bir çağda insanların üzerindeki kozmik ışınları araştırmaya zaman ayırsalardı elbette daha net sonuçlar ortaya çıkacaktı. Bu insanoğlunun insan merkezinden ne kadar uzaklaştığına da bir kanıt olabilir belki de! Öyle ya artık bu çağda pek kültürden de söz edilemez olduğuna göre onlarda Astrolojiyi eski kültürlere emanet ederek gönül rahatlığıyla Marsa gitmeyi düşünüyorlardır, kim bilir!.

Başa Dön

İnsanın yaşamı ve geleceği bir haritayla bilinebilir mi ?
Evet! Ama bu sizin bu haritadan ne beklediğinize bağlıdır. Coğrafi olarak elinizde Türkiye'nin haritası olduğunu düşünün. İzmir körfezi diye adlandırılan bölgeyi onun kıvrımlarını, yükseltilerini nehirlerini ve toprağının her karışını bilirsiniz anlamına gelir. Neden! Keşfedilmiştir. Bilgi haline gelmiştir. O topraklarda yer alan yolları, yaşam alanlarını, tarlaları ve ihtiyaç duyduğunuz her şeyi o haritadan tespit edebilirsiniz. Ve bir gün yolunuz İzmir'e düşerse elinizdeki harita hedefinize nasıl ulaşabileceğiniz konusunda size rehber olur. Doğum haritası da o kişinin yapısı, karakterini; nehirleri ve yollarını gösterir. Evrende zaman izafidir yani bizim algıladığımız gibi değildir. Bizim yolumuz ve gelecek olarak adlandırdığımız ilerleyişimizde bu haritadan çıkartılabilir. Bu evrensel yasalara ters değildir. Hava tahmini yapan bir meteorolog ne tür verilerle tahminlerde bulunuyorsa bir Astrologda kendi bilgi sisteminin işleyişi içinde böyle tahminlerde bulunur. Başarılı bir Astrolog için bu tahminlerin oranı tıpkı hava tahmini gibi oldukça yüksektir. Öte yandan geleceği bilmenin kendisine toplumda bir statü ve saygınlık getireceğini düşünen birisinin Astroloji alanından uzak durmasını tavsiye ederim. Çünkü Astroloji sistemi bu bilgiyi ona kolayca vermeyeceği gibi onu acımasızca bir falcıya yada bir soytarıya dönüştürebilir.

Başa Dön

Astrolog kime denir?
İşte can alıcı bir soru daha. Doktor kime denir, mühendis yada rahip! Yada ayakkabı tamircisi kimdir! Dikkat ettiniz mi bu sorular sorulmazken Astrolog kime denir diye sorulabiliyor. İşte Astrolojinin içinden çıkılmaz sonsuzluğu ve gizemi. En basit anlamda Astroloji bilgisini uygulayan, o bilgiyi insanlara ulaştıran kişidir Astrolog. Oysa bunun derinlerinde daha ilginç cevaplar yatar. Astrolog bir amaçtır ulaşılması hedeflenen bir amaç. Astroloji insanda düşünce doğada kanundur. Her yerde ve her şeyde vardır. Astrolog ise bu bilgiye yönelmiş ve bu bilgiyi kullanabilen kişiyi işaret eder. Astrolojiyi araştıran kişidir Astrolog, Astrolojinin sırlarını çözendir. Ve son noktada bu sırları insan sözüyle dile getirebilendir. Gördüğünüz gibi Astrolog tanımı Astrolojiyi araştırmayı, sırlara ulaşmayı ve onu bir İNSAN olarak dile getirmeyi gerektiriyor. Bir amaç olarak Astrolog kavramını görebildiniz değil mi? Bu soru aynı zamanda Astroloji camiasının içinde tartışılan bir sorudur. Bir yandan bunu bir lisans sorunu olarak gören Astrologlar öte yandan bir sanat olarak bu alanın uygulayıcıları. Birde Astroloji den habersiz Astrologlar! Ama bu noktada yine farklı bir yaklaşımla Astrologun ne olmadığını söylersek belki daha net bir görüş elde edebiliriz. Astrolog, din adamı değildir, psikolog yada medyumda değildir. Astrolog; Astroloji sisteminin uygulayıcısıdır. Satıcısı değil! Diğer mesleklerde olduğu gibi Astrolog bir lisansla bu hizmeti bir meslek dalı olarak veren kişidir denebilir ama bu alanın lisanslı Astrologları kadar sanatçı Astrologları da vardır. Bunlarda Astrolog olarak hizmet verirler. Lisanslı Astrolog olmak için bir eğitim süreci gerekmektedir ve elbette ona bu lisansı verecek yetkiyi taşıyan mekanizmalar. Ama burada hedeflenen Astrolojiyi uygulayabilme yeteneğidir. Günümüz döneminde çok tartışma konusu olan bu soruyu kendisini Astrolog olarak görme ve gösterme sorumluluğu taşıyan kişiye Astrolog denir diye noktalayabiliriz. Çünkü Astrolog olamayan daha öncede belirttiğim gibi falcı yada soytarıya dönüşür. Bunun tanımı ise olsa olsa Astrolog falcı! olur.

Başa Dön

Dünyada 12 çeşit mi insan var?
Bu sorunun yanıtı özellikle kendisini çok özel ve farklı gören kişileri rahatsız edebilir ama gerçekler kimi zaman rahatsız edicidir.. Dünyada 12 çeşit değil sadece 4 tip insan vardır. Detaylarına girmeden Astrolojide bunların Ateş,Toprak Hava ve Su insanları olarak adlandırıldığını söyleyebiliriz. Kimlik ve kişilik özellikleri açısından bakarsanız her insan bu dört unsurun değişik sayıda kombinasyonudur sadece. Doğum tarihi ve saati de bu kombinasyonun açılımlarını gösterir. Ancak bu kombinasyonlar o kadar fazladır ki her birimiz kendi içimizde tek olan bir örneği yansıtırız. Aynı özden, aynı türden tek kimlikler. İşte bu bizim farklılığımızın doğru olan açıklamasıdır.4 temel özden oluşmuş sayısız çoklukta olasılıklar evreniyiz. Birlik anlayışının püf noktası da burada yatar.

Başa Dön

Gezegeni olmayan evler haritada etkisiz olarak mı kabul edilmeli ?
Haritada işaret edilen her ev yaşamımızda etkin olan bir alana işaret etmektedir. Bu evlerde etkili olan burçlar ise bizim o konularda genel davranış ve algılayış tutumlarımızı belirlerler. 4.ev aile ve köklerimizi gösterebileceği gibi 9.ev kendimizi geliştirerek yaşama olan bakışımızı belirleyeceğimiz felsefi alanımızdır. Bu evlerde gezegenlerin olmaması bizim o alanlarda etkin roller üslenmeyeceğimiz anlamına gelmez. Yada gezegenlerin bulunduğu evler daha önemlidir anlayışı geçerli değildir. Harita bizim bütünlüğümüze nasıl ulaşabileceğimiz konusunda elimizde olan ve kullanabileceğimiz bir araçtır. Ve bu haritada (bütünlük içinde)her şeyin dolaylı dolaysız birbiriyle ilgisi vardır. Örneğin 6.evi boğa olan birisinin bu evde gezegeninin olmaması onun yaşam düzeni olmayacağı yada bunun onun için önemli olmadığı anlamını taşımaz. Boğanın yöneticisi Venüs'ün 8.evde olduğunu varsaydığımız bu örnekte yaşam düzeninin ilişkilerine ve bu ilişkilerin maddi manevi getirilerine bağlı olacağını öngörebiliriz. Elbette 8.evdeki Yengeç ise bu ilişkilerin daha kapalı bir alanda yer almasının bu kişi için doğal olacağını işaret etmektedir. Evler alanlarımızı gösterirler ve bu alanların her biri bizim için eşit ölçüde önemlidir. Gezegen olsun yada olmasın evlerin konumları bizim karakter oluşumumuz ve yönlenişlerimizde etkindir.Her gezegenin yönettiği bir burç ve dolayısıyla evi vardır. Haritada o gezegen hangi evde olursa olsun bu özelliğini kaybetmez. İçinde gezegen olan evlerin daha ön plana çıkması diğer evleri etkisiz konuma getirmez. Önemli olan bizim haritada neyi aradığımızı bilmemizdir.

Başa Dön

Günün hangi saatinde hangi yıldız etkilidir ?
Yıldız konumları her gün değişmekte ve buna bağlı olarak her iki saatte bir oluşan bu değişimlerle tepedeki evler ve onun yöneticileri de değişmektedir.Bu ayrıntı gerektirir ve bizim konumuzun dışındadır. Ancak günlerin ve gecelerin yöneticileri olan yıldızlar vardır ki sanırım sizinde öğrenmek istediğiniz bunlardır. Buna göre ;
Pazar gününü GÜNEŞ; gecesini MERKÜR
Pazartesi gününü AY; gecesini JÜPİTER
Salı gününü MARS; gecesini VENÜS
Çarşamba gününü MERKÜR; gecesini SATÜRN
Perşembe gününü JÜPİTER; gecesini GÜNEŞ
Cuma gününü VENÜS; gecesini AY
Cumartesi gününü SATÜRN; gecesini ise MARS yönetmektedir.

Başa Dön

Türkiye de hiç enerji bölgesi yok mu?
Sitemizde enerji bölgeleri olarak verilen burçların etkisini doğrudan yansıtan dünya üzerindeki önemli bölgelerdir. Bu başka enerji bölgeleri olmadığı anlamına gelmiyor. Örneğin ülkemizde Kapadokya bölgesi önemli bir enerji bölgesidir.(Akrep burcuyla ilintilidir)Bunun gibi Ağrı ve Nemruttan da söz edebiliriz. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor ve elde ettiğimiz diğer bilgileri de sizlerle paylaşacağız. Konuyla ilgili en son yayınlanan >>kutsal bölgeler sayfamızı incelemenizi öneririz.

Başa Dön

Marduk Türkiye’yi ne kadar etkiler, kişisel olarak ne yapmak gerekiyor?

On İkinci Gezegen ve MARDUK'la ilgili konuları da araştırmacı bir ekip olarak, kitaplarını da okuyarak inceledik ve gereken danışmaları yaptık.Aslında konu bir gezegenin gelip bize çarpması değil... Dünyanın şu anda büyük bir değişime ihtiyacı var ve hızla değişiyor. Jeolojik olarak gezegen doğal afetler yoluyla kendini yenilerken, üzerinde yaşayan bireyler, toplumlar ve uluslar da kendileri için gerekli olan değişime yarayan olayları yaşıyorlar. Sizler de televizyon, gazete, Internet aracılığıyla izliyorsunuz. Bize sorarsanız Marduk değişimin sembolü. Değişim öyle bir şeydir ki, eğer hazır değilse gezegen çarpmış gibi de olabilir insan. MARDUK'a sıra gelinceye kadar bizi büyük felaketlerin eşiğine getirecek, bilim adamlarının 'Sera Etkisi' dediği, küresel ısınma  ve ciddi iklim değişiklikleri hatta buzulların erimesi söz konusu... Birleşmiş Milletlerin Unep Biriminin çıkarttığı haritalara göre iklim değişiklikleri Türkiye'ye çok zarar vermiyor. Bu konuyla ilgili Aktüel sayfamızdaki ; 'On İkinci Gezegen; ve Sera Etkisi  adlı yazıları tekrar gözden geçirebilirsiniz.
Kişisel olarak yapacağımız en güzel şey ise 'Bireysel Gelişimimizi' hızlandırmak. Yaşantımızı gözden geçirmek, aksayan yönlerini dürüstçe görüp yenilemeye karar vermek, karakterimizi güçlendirmek, psikolojik sorunlar var ise bir danışmandan yardım almak. Yani küresel evrimin bir şartı olan 'Önce kendi evimizin önünü süpürmek'. Ve dünyanın girmiş olduğu hızlı değişim sürecine, bireysel olarak olumlu yaklaşarak ruhsal yönümüzü güçlendirmek, bize uygun ruhsal bilgileri edinmek. Şimdiye kadar pek zaman bulamadığımız, 'Nereden geldik, Nereye gidiyoruz' gibi temel soruları ürkmeden sorup doğru yanıtları aramak.

Başa Dön

Synastry hakkında bizleri aydınlatabilir misiniz?

İLİŞKİLER  ASTROLOJİSİ ( SYNASTRY )  

 

Astrolojinin cazip ve önemli bir dalı olan ilişkiler alanı Astroloji literatüründe ‘Synastry’ adını almaktadır.

Basit anlamda Synastry iki kişinin haritalarının her alanda karşılaştırılmasıdır. Bu karşılaştırma kişilik yapılarından yaşam stillerine kadar her anlamda yapılabilir. Sonuçlar, ilişkilerindeki zorlukları tanıma ve onları aşma yolunda onlara önemli bilgiler getirecek ve çift; ilişkilerinde derin ve köklü değişikliklere cesaret ederek kendilerine yeni bir yol açma şansını yakalayabileceklerdir.

Synastry sadece duygusal ilişkiler açısından bir karşılaştırma çalışması değildir. Astrologlar oldukça sık olarak iki yada daha fazla insanın iş yaşamlarında uyumlarını değerlendirmek açısından da bu yöntemi uygularlar. Kimi zamanda iki arkadaş Synastry raporu almak isteyebilir. Öte yandan yaşamsal anlamda oldukça önemli ve hissi olan aile ilişkilerinde de bu uygulamadan faydalanmak mümkündür.

Popüler Astrolojide ’de karşılaştırmalar yapılmaktadır. “Ben Koç burcuyum o ise Boğa ! bu ilişki uzun süre gitmez.” Bu türden yaklaşımlar çok alt seviyede kalır. Bu yorum sadece güneş burçları açısından yapılmıştır ve haritamızdaki diğer yönlerimizi görmezden gelmektedir. Öte yandan hiçbir Astrolog şu insanla ilişki kurmalı yada kurmamalısın tarzında bir yorum da yapmayacaktır.

Synastry çalışmasına başlamadan önce ilk olarak kendimize sormamız gereken soru böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duyduğumuzdur. Bu tüm Astroloji çalışmalarında olduğu gibi önemli bir sorudur. Çoğunlukla taraflardan birisi bu soruyu sorduğunda ilişkiyle ilgili şüpheleri vardır ve bu ilişkinin ne kadar ilerleyebileceğini merak etmektedir. Doğum bilgilerinin tam olarak bilinebildiği haritalarda kapasiteler ve karşılıklı etkiler açığa çıkarılarak bunlardan yapıcı yönde nasıl faydalanılabileceği hakkında bilgiler alabiliriz.

Synastry raporlarında kullanılan değişik tekniklerin yanı sıra öncelikle bakılması gereken noktalar başlıca şunlardır;

1- EVLER

7.Ev- 5.Ev- 2 ve 8.Ev  ve 4.Ev ler önceliklidir.

2- KUTUPLAR ve AÇILAR

Burçlar ve gezegenler arasındaki kutuplaşmalar dikkate alınacak bir başka önemli husustur. Özellikle Güneş, Ay, burçlarının yönetici gezegenleri, Asc ve Mc önceliklidir. MC’nin karşılaştırmalarda ayrı bir önemi de vardır.

3- ELEMENTLER ve NİTELİKLER

Element ve niteliklerin karşılaştırmaları Synastry raporlarında önemli diğer unsurlardandır.

 

Ayrıca Synastry çalışmalarında ilerletmelerin(Progression) de büyük önemi vardır.

Başa Dön


SORU: Herkes şifa yapmayı öğrenebilir mi?

Evet, bu olasıdır. Sevgi tüm şifa etkinliklerinde harekete geçirici bir güçtür. “Ruhsal şifacılık” medyomluk türlerinden biridir. Ruhsal şifa medyomluğu, iyi bir ruhsal şifa medyomu yanında uygulamalar yapılarak, öğrenilebilir. Şifa sanatları konusunda olabildiğinde iyi kitaplar okumanızı öneririz.

SORU: İnsanlara karşı duyduğumuz sevgi iyi bir şifacı olmamızı kolaylaştırır mı?

Karşılıksız sevgiyi sunma kapasiteniz size her konuda başarı sağlayacaktır ama, iyi bir ruhsal şifacı olabilmeniz; bu sevginize, ruhsal dünya ile uyumlu bir bağlantıyı da eklemenize bağlıdır. Ayrıca,her sorumlu şifacının öncelikle bilmesi gereken ders insan bedenini anatomisidir. Bu konuda gayet güzel hazırlanmış, herkesin anlayabileceği anatomi kitapları bulunmaktadır.

Şifacı olmaya karar verdikten sonra da, her şeye rağmen, hastanızla ilgili çok özel ayrıntılara girmemeye özen göstermelisiniz. Kendisi anlatmadıkça, bu alana pek girmeyin. Unutmayın ki, sizin şifacılıkla ilgili rehberiniz hastanızın ne gibi sorunları olduğunu, hastanızdan daha iyi bilir.

SORU: İyi bir şifa kanalı olmaya nasıl hazırlanabilirim?

Şifacının kendisi özellikle;  sadece bedenen değil, zihnen ve psikolojik olarak da çok sağlıklı olmalı. Şifacı ancak böyle bir safiyet ve sadelik içinde olduğu zaman, süptil tesirleri alarak, hastaya aktarabilir. İdeal olan budur, ama tam sağlıklı olmadan çalışan medyomların (örneğin, Ted Serios) bulunduğunu da biliyoruz.

Bir zamanlar bir şifacının hastası şunları söylemişti: “Benim şifacım sigara ve alkol kullanıyor ama son derece başarılı bir kanal, çok iyi sonuçlar alıyor.” Buna yanıtımız şudur: Eğer o şifcı sağlık yasalarıyla uyumlu olursa, daha da başarılı olacaktır...

Kadim (çok eski zamanlara ait) ezoterik bilgilere ve uygulamayla edindiğimiz deneyimlere göre, ölü et yani, ölmüş / öldürülmüş hayvan  cesedi  bol miktarda toksin, insana zararlı bazı hormonlar ve kimyasallar ile kesilirken deneyimlediği ve tüm hücrelerine sinmiş olan  korku ve dehşet titreşimleri içerir. Bu negatif enerji ve etki etlere sinmiş olarak kalır ve bunları yiyen tüketiciye de aynen geçer.

Bu anımsatmalardan sonra, et ve et ürünlerini beslenmenizden kaldırmaya karar verdiğiniz zman, dikkat edeceğiniz biricik şey B-kompleksi vitaminleridir. Çünkü, B-kompleksi  noksanlığı sinir sisteminizi olumsuz yönde etkiler.

(Kaynak: THE POWER OF YOUR SPIRIT, S.O’Brien)


Başa Dön

SORU: Ölüm nedir?

Ölüm, fizik beden ile ruhsal bedenin(yüksek benin) birbirinden ayrılmalarıdır. Bir bakıma, daha süptil bir ortama geçiştir.

SORU: Bunun sonucunda ne olur?

Fizik beden değişir, çürür ve aslına döner, topraklaşır. Ruh ise astral beden halinde, dünyanın spatyomunda – ahirette / öte alemde belirir; daha doğrusu dünyasal bağlardan kurtulmuş olarak özgürleşir.

SORU: Biz ruhları niçin görmüyoruz?

Çünkü, biyolojik duyu organlarımız ruhu algılamaya elverişli değil. Aynen, havayı görmediğimiz ama onun içinde yaşadığımız gibi ve onsuz olamadığımız gibi...

SORU: Tüm bunları nereden öğreniyoruz?

Ruh dostlarımızın verdiği bilgilerden. Bazı dostlarımız biyolojik bedenleri terkedip, öte aleme geçtikten bir süre sonra medyomlar aracılığıyla yeniden bize dönerek iletişim kurarlar, çeşitli şekillerde kendilerini kanıtlar ve öte alem hakkında, içinde bulundukları ortamdan bilgiler aktarırlar.

SORU: Fizik / biyolojik bedenini terk etmiş ruh varlığı kanıtlanabilir mi?

Evet. Geçmişte ve halen yapılmakta olan ruhsal ve hatta bir kısım parapsikolojik araştırmalar bunun kanıtlarıyla doludur.

SORU: Bunu kanıtlayan başka şeyler var mı?

Evet, pek çok... Spiritzm (deneysel ruhçuluk) ve felsefi ruhçuluk tarihi bunun kanıtlarıyla doludur.Bu araştırmacıların arasında nöbel ödülü almış değerli bilim adamlarının da bulunduğunu bugün memnuniyetle anımsıyoruz. kanıt arayanlar için onlara deneysel ruhçulukla ilgili literatürü ve parapsikoloji sayfamızdaki, Parapsikoloji Tarihi adlı yazı dizisini incelemelerini öneririz.

SORU: Bunlar mucizevi şeyler değil mi?

Hayır. Her şey doğa ile uyum halindedir. Mucize ya da ‘supernatural’ diye bir şey sözkonusu değildir. Çünkü, fizik ötesinde geçerli olan yasa burada fizikte de geçerlidir.

SORU: Ruh, “ölüm” denen değişimden etkilenir mi?

Ölüm, değişimden çok bir geçişin adıdır ve bu geçişten ruh yani, asıl kendimiz etkilenmez. Ruh için ‘ölüm’, başka bir ortama -öte aleme- doğuştur. Birini dünyaya uğurlamış olan dostlar, öte alemde onu yeniden karşılar ve yeni yaşamına uyum sağlamada yardımcı olurlar.

SORU: Genç yaşta mı, yoksa ileri bir yaşta ölmek mi daha iyidir?

Doğa yasalarına göre insan yaşlandıkça, olgunlaşır. Bedenden / dünyadan ayrılış çok tedrici (kademe-kademe) ve çok güzel bir şekilde yaşlılıkta daha rahat gerçekleşir. Aynen, bir meyvenin olgunlaşıp, üzerinde yetiştiği ağaçtan toprağa düşmesi gibidir ama doğum planı asıl esastır. Doğum planına göre herkesin ayrılma zamanı ve yaşayacağı deneyimler farklıdır.

SORU: Bu durumla ilgili olarak ruh dostlarımız ne diyor?

Hemen hemen tüm ruh dostlarımızın bu konuda söylediği tek şey şudur: “Bedenli yaşamın derslerinden tam deneyim elde etmeden öte aleme  buraya geçtiğiniz zaman; bu geçiş, buradaki bizler için büyük üzüntü nedenidir....”

SORU: Ani ve dehşet verici ölümlerden ruh nasıl etkilenir?

Bu şekilde beden terkedişler bize ne kadar üzücü görünse de, bunların ruhun üzerinde sürekli etkisi yoktur. Biyolojik beden atomlarına ayrılıp, ayrışsa da, ruh bundan zarar görmez. Ruh her türden fırtınayı hasarsız olarak atlatır ama olan, fizik  bedene olur.

SORU: Spatyoma geçmiş bir varlık ile çevresi arasındaki ilişki nedir?

Öte alem gerçek bir yoğunluk ortamıdır ve süptildir. Aslında orası dünyadan da daha gerçek bir ortamdır. Dünya da bedenli varlığın çevresiyle ilişkisi neyse,  spatyomdaki bir “bedensiz”in de  çevresiyle ilişkisi öyledir. Burada “bedensiz” sözcüğü mecazi anlamdadır. Ruh varlığı hiçbir mekanda “bedensiz” bulunamaz. Buradaki “bedensiz” sözcüğü, ‘dünya bedeninden yoksunluk’ anlamındadır. İnce-süptil başka bir enerji bedeni mutlaka vardır.

SORU: Dünya yaşamının spatyom yaşamıyla ilişkisi nedir?

Bir enkarne varlığın dünya yaşamını değerlendirme şekli ve dünya yaşamında elde ettiği içsel gelişim başarısı, onun; öte alemdeki durumunu belirler. Yani, spatyom / öte alem yaşamımızı dünyada hazırlarız. Bu nedenle, “Dünya ahiretin tarlasıdır.” Denmiştir.

SORU: “Bedensiz” varlıkların öte alemdeki yaşamlarında genel deneyimleri nedir, yani orada olmakla ne elde ederler?

Dünya yaşamında edinilen idraklenme birikimi (şuur), dezenkarne varlığın öte aleme aktardığı  biricik birikimi ve gerçek kazancıdır. Bu birikim ile varlık, birikimine birikim katarak, bedenli / “bedensiz” yaşamlar boyunca tekamül yolunu sürdürür gider.

SORU: Küçük yaşta, çocuk iken bedenini terk eden varlıklar da yetişkinler gibi aynı değişimlerden geçermi?

Evet, çocuk olarak ölenler için de aynı değişim söz konusudur. ‘Ölüm’ dediğiniz geçiş ruha dokunamaz, onu etkileyemez. Ölüm, biyolojik bir yapıdan başka bir şey olmayan dünyasal beden içindir.

SORU: Çok küçük hatta bebek yaşta ölenler orada yardımsız / çaresiz kalmaz mı?

Hayır, kalmaz. İyi ve sevgi dolu dostlar hemen onun çevresini sarar ve onun o andaki gereksinimlerin ve ortama uyumla ilgili sorunlarını karşılamak üzere yardımına koşarlar.Dünyaya yeni doğan bir bebek için çevresinde nasıl bir çok ilgilenen ve yardım eden varsa, spatyoma yeni doğan biri için de aynı yardım ve ilgi, hem de daha kaliteli ve süptil bir düzeyde söz konusudur.

SORU: Bu dostlar kimlerdir?

Eğer bir kimsenin annesi kendisinden önce öte aleme (spatyoma)  geçmişse, büyük bir olasılıkla anne, çocuğu ya da genci karşılar.ama eğer bu durum tersine ise, çocuklara karşı sevgi ile dolup taşan  bir varlık bu görevi seve seve üslenir.

SORU: Bu  ruhsal rehberler, iyi nitelikli varlıklar olmalarına rağmen; bu konuda yeterince becerikli olamayabilirler mi, yada  herhangi bir ihmal / görmemezlikten gelmek vb. gibi bir durum ortaya çıkması söz konusu olabilir mi?

Dünyada bedenini terk edip, öte aleme geçen bir çocuk, bebek ya da büyük için orada onu karşılayanın bulunmaması ya da anlayışsız bir varlığa teslimi diye bir durum söz konusu olamaz. Dünyada sık sık gördüğümüz böyle beşeri bir aksaklık şöyle dursun, bedenini terk etmye karar vermiş ve bunun hazırlıkları içinde bulunan bir varlık ile daha dünyada iken, dünyasal ömrünün son zamanlarında (aylarda, haftalarda) ilgilenilmeye başlanılır.

SORU:  Bu “ruhsal anne” ya da rehber, çocuk ile ne yapar?

O onu alır ve kendi ruhsal evine daha iyi bir ifadeyle, onun durumuna en uygun bir ortama götürür.

SORU: Onların evleri ya da orada bulundukları ortam nasıldır?

Size bunu anlatabilmek için, “...gibi” diyebileceğimiz bir ev, bu kadar güzellik, sıcaklık ve parlaklık dolu bir yuva yoktur dünyada. Bu nedenle, böyle bir yuvayı sözcüklere dökmeye çalışmaktansa, onu  zihinde canlandırmaya çalışmak, gerçeğe daha yakın bir sonuca götürebilir sizleri...

(Kaynak: PSYCHIC  NEWS )


Başa Dön

SORU: İnsan, görünmeyen düzeyde ne gibi etkiler altındadır?

Bağlı olduğumuz ve bir tezahür uzantısı durumunda bulunduğumuz ruhsal planımızın üyesi olarak dünya denilen maddesel bir ortama doğmuş bulunuyoruz. Hem Yukarı’dan(dikeyden), hem de fizik ortamdan (yataydan) etkileniyoruz.  Her iki alanın girişim halinde bulundukları bir zeminde enkarne yani doğmuş durumdayız. Başka bir deyişle, kendi alanımız ile, genel gelişim düzeyimizin gerektirdiği başka  bir alanın içinde bulunuyoruz. Aslında, evrenlerin neresinde olunursa olunsun, alansal etkileşimlerin hatta “girift alansal etkileşimler”in varlığı söz konusudur. Varlıklar arası ilişki ve etkileşim, girift bir görünümde gelişen, sürekli birbirini etkileyen evrensel bir olgudur.

Varlıklar için birer enkarnasyon (doğum) ortamları olan enerjetik alanlar aynı zamanda gelişim olanaklarının (Kur’an’daki ifadesiyle “nimetler” in) bolca bulunduğu zeminlerdir. Böyle bir zemin gelişimin ivmesini artırmak “rahmet” nitelikli bir fırsattır. Çünkü, “girft alan etkilşimi”nden amaç, “aşağıdaki” nin “Yukarıdaki”ne bağlanmasıdır ya da zaten var olan bağının kuvvetlendirmesi, özüne, aslı kendine dönmesidir.

Bu bağlanma sırasında varlıklardan beklenen, alanın içindeki gelişim olanaklarını açığa çıkartmak, onlardan yararlanmak ve başkalarını da yararlandırmaktır. Buna kısaca aydınlanmak ve aydınlatmak ya da gelişmek ve geliştirmek de diyebiliriz.

Bir tekamül ortamında alanları oluşturan realiteler de birbirleriyle etkileşim halindedir. Bu etkileşimden amaç, evrensel Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası çerçevesinde, varlıkların birbirlerinin gelişimlerine neden, epröv / sınav aracı olmalarıdır.

Bu karşılıklı etkileşim içinde, varlıklar realite basamaklarında yükseldikçe sade ve güçlü bilgiye ulaşara, bilgi enerjisinin daha süptil titreşim düzeyleri ile karşılaşırlar.

Böyle bir gidiş içinde, alanları oluşturan realite basamaklarında bulunan varlıklar, bünyelerinde zaten potansiyel olarak bulunan bir üst realitenin niteliklerinin farkına varır ve idraklenme cehitleri oranında niteliklerini ortaya çıkarırlar. Buna şuurlanma ve sıçrama yapma denir.

Alansal etkileşim ve alansal biraradalık içinde bulunan realite mensupları içinde bulundukları realitenin, kendi payına düşen bilgisinin özüne doğru bir gidiş içindedirler ki, bunun adı, “Sırat köprüsünde yürümek…” tir. Bu gidiş, girift alan etkileşimleri içinde bir gidiştir. Realiteden realiteye geçilerek gerçekleştirilen bu yolculukta, üstünkörü geçiştirilen realiteler, bu gezegene doğmuş varlıklar için, “kaygan zemin” niteliği taşır ve “kaygan zeminler” ilerleyişi ağırlaştırıcı, çok cehit, samimiyet ve ruhsal yardım alarak içinden çıkılabilen ortamladır. İçinde bulunduğumuz devre sonunun şu bitiş günleri kaygan zemin sayıldığı için çok kritik ama içsel gelişim açısından o derecede de bereketli zamanlardır.

SORU: Kuantum fiziği ve felsefe arasındaki ilişkiyi açıklayabilir misiniz?

Felsefe denince akla ilk gelen belli bir dünya görüşü ve insan yorumudur. Zira felsefenin asıl konusu insan ve insanın kendi aklını kullanarak yaşamına belli bir yön ve amaç belirlemesidir.

Bunun için de birtakım temel sorular sorması ve onlara yanıtlar araması gerekir. Eski dönemlerden beri felsefe ile uğraşanların sordukları iki soru vardır; Madde nedir? Zaman nedir? Her iki soru da varlık ve var oluş ile ilgili olduğundan bu tür sorular ontoloji (varlık bilimi) kapsamına girer. Bir de bu soruları soranın ulaştığı sonuçları ve bulduğu yanıtları değerlendirmesi vardır ki, bu tür bir sorgulama yöntemine epistemoloji (bilgi bilimi) denir.

Felsefenin bir diğer temel sorusu olan “Gerçek Nedir?” sorusuna Danimarkalı fizikçi Niels Bohr tarafından verilmiş olan ve günümüzde halen en çok taraftarı olan görüşe göre mutlak ve herkese göre aynı olan bir gerçek kavramı yerine ‘Olası Gerçek’ söz konusudur. Olası gerçek kavramına “potansiya” denir ve “gerçekleşmesi mümkün olan fakat henüz gerçekleşmemiş olan” olarak tanımlanır. Hepimizin bildiği “potansiyel enerji” kavramında gerçekleşmemiş olan iş yapma kapasitesi gizlidir. Bu kavramın en genel şekli olan “potansiya” kavramında “var olma kapasitesi” bulunur. Şu halde varlık veya gerçek dediğimiz oluşumu mutlak olarak değil, sadece göreli bir gizli kapasite olarak düşünebiliriz. Bu kapasiteye fizik dilinde “enerji” diyoruz. Enerji soyut bir kavramdır, zira enerjiyi daima dönüşmüş olduğu farklı şekilleri ile tanımlıyoruz. Potansiyel enerji, mekanik enerji, ısı enerjisi, elektrik enerjisi hatta atom enerjisi şeklinde çeşitli enerji formlarını tanımlıyoruz. Ancak hepsinin temelinde bir var olma kapasitesi, bir “potansiya”, bulunduğunu fizik bilen düşünce ortaya çıkarmıştır. Şu halde düşünce ile varlık iç içe olup birbirlerini yakından etkilemektedirler.

Yirminci yüzyılın başlarında geliştirilmiş olan Kuantum Kuramı o güne kadar doğru kabul edilmiş ontolojiyi ve epistemolojiyi altüst etmiş, yeni bir çığır açmıştır. Klasik fizik bakış açısına göre her nesne bağımsız bir bütündür ve cisim yer kaplayan üç boyutlu bir yapıya sahiptir. Kuantum Kuram’ına göre ise nesne bir enerji yoğunluğudur ve bağımsız katı cisim diye bir varlıktan söz edilemez. Çünkü enerji şekil değiştirir ve akışkandır. Yani, her nesne hem dalgasal hem de maddesel özelliklere sahip olup, yalıtık bir varlık olarak tanımlanamaz.

İnsan söz konusu olduğunda, klasik fizik düşüncesinin sonucu olan Varoluşçuluk akımına göre, insan bağımsız bir varlıktır ve kendi hareketlerinden sorumlu olması gerekir. Oysaki Kuantum Kuramı bakış açısına göre her insan bulunduğu toplumla ve çevresiyle bir bütün oluşturur ve bağımsız değildir. Kuantum Kuram’ına göre gözleyen ve gözlenen birbirinden ayrı ve bağımsız değildir. Biz bir doğa olayını gözlerken onun bir matematik modelini yaparak anlamaya ve açıklamaya çalışıyoruz. Yani, akıl ve mantığımızı kullanarak doğanın kendisini değil, kendimizi, kendi zihnimizi ortaya koymuş oluyoruz.

Kuantum Kuramı maddeyi enerji olarak tanımlar ve maddeler arası etkileşimleri enerji alanlarının etkileşimi olarak görür. Demek ki tüm evreni birtakım enerji alanlarının ortamı olarak görebiliriz. Hareket ise enerji alanları arasında bir çeşit alış-veriş veya dalgalanma olarak açıklanabilir.

Aynı durum insanlar için de söz konusudur. Her insan bir enerji alanıdır. Her insan çevresi ile sürekli enerji alış-verişi yapmaktadır. Beslenmeden tutun da büyümeye, hatta düşünmeye kadar her eylemimizde bir enerji alış-verişi vardır. Fiziksel bedenin çevresinde de göze görünmeyen bir enerji alanı bulunmaktadır. Bu alan da çevredeki diğer enerji alanları ile etkileşir, titreşime girer ve rezonansa ulaşır. Bu olayı aynı titreşen bir diapazonun diğer bir diapazonu da titreştirmesine benzetebiliriz. İki diapazon aynı rezonans frekansına sahipse birine vurduğumuzda diğerinden de ses gelir. Fizik alemde etkileşmelerin zaman farkı ile oluştuğu inancı hakimdir.

Kuantum kuramı için ‘zaman’ ölçülebilir bir büyüklük değildir. Mutlak zaman diye bir şey yoktur. Zaman her cismin bulunduğu uzay bölgesine ve hızına bağlı olarak değişen göreli bir kavramdır. Ancak zaman tamamen hayal ürünü de değildir. Önemli olan ‘an’dır. Her olayın oluştuğu an önemlidir. Bizler sürekli an içinde varlığımızı sürdürürüz. An kavramı ise noktaya benzer. Nasıl ki noktanın boyutu yoksa an’ın da boyutu yoktur. Zaman ise bir süre içerdiğinden çizgi gibidir. Nokta boyutsuz olup çizgi tek boyutlu bir yapıdır. Bunlar birbirine indirgenemez. Aynı şekilde zaman da an’a indirgenemez. Fakat an denilen noktasal zamanın sonsuzluğa açılabilen bir özelliği vardır. Diğer bir ifade ile an içinde kalabilen insan zaman ötesi ilişkilere girebilir. Bu tür yerel olmayan ilişkileri Kuantum kuramı da kabul etmektedir. Kuantum Kuramı şu savı doğrulamıştır:

Eğer bir yapı başlangıçta bir bütün oluşturmuş ise, o yapıyı parçalasanız dahi parçalar arasında etkileşim yerel olmayan bir biçimde devam eder.

Bu ifadenin anlamı şudur. Bütün parçalarından fazladır. Bütünü oluşturan parçalar, bütünden ayrılsalar dahi bütünle etkileşmeye devam ederler. Parçalar bütünden tamamen bağımsız bir varlık sürdüremezler. Parçalar arası ve bütün ile parçalar arasında yerel olmayan bir etkileşim vardır. Parçalarda hem bütünü hatırlayan (asıl yapıyı unutmayan) özel bir bellek vardır hem de yeni dış etkilerden birbirlerini haberdar etme yeteneği vardır.

Böylece Kuantum Kuram’ının epistemolojiye olan farklı bakışını ortaya koymuş oluyoruz. Bir bilgiyi ne şekilde elde ettiğimizi sorgulamak ve bilginin kaynağını araştırmak epistemoloji olduğuna göre, farklı bir epistemoloji ile karşı karşıya bulunuyoruz. Kuantum Kuram’ına göre bilgi bir enerji türüdür ve ışık hızından daha hızlı bir şekilde aktarılabilir. Birbirleriyle korole olan (yakın bir bağ kurmuş olan) insanlar arasında bu tür anlık etkileşimler ve bilgi aktarımları gerçekleşebilir. Çünkü korole varlıkların oluşturduğu ortak enerji alanı her bir üyenin enerjisinden fazladır. Yani, nesneler arasında bütünsel bir enerji alanı oluşabilir. Eğer bu enerji alanına uyumlu ise, insanın anında bilgi edinmesi mümkündür. Eskiden beri sözü edilen “sezgisel bilgi” veya “beş duyu ötesi bilgi” Kuantum Kuramı tarafından desteklenen bilgi türüdür. 

İnsan istediği taktirde evrensel enerjiyi harekete geçirip yerel olmayan bir iletişim kurabilir. Buna ‘İstek Yasası’ diyebiliriz. Bu yetenek her insanda vardır, ama istek olmadıkça yetenek harekete geçmez. İnsan kendini beş duyu ile kısıtlamadığı taktirde istek yasasını harekete geçirerek birçok açıklanması zor olan işler başarabilir. İşte, bilginin kaynağını bu şekilde açıklamak yeni bir epistemoloji üretmek anlamına gelir ve felsefenin konusu olur.

Kuantum Kuramı aydınlanma dönemine ait tüm varsayımları yıkmış yepyeni bir dünya görüşüne kapı açmıştır. Aydınlanma çağı denen 18 ve 19. Yüzyıl düşünce şekline göre Nesnellik, İndirgeyicilik, Nedensellik ve Pozitiflik batı felsefesinde yerleşmiş olan bir varsayımlardır. Günümüzün modern bilimi olan Kuantum Kuramı tüm bu varsayımların geçerli olmadığını ve gözlenen ile gözleyenin birbirlerinden ayrılmaz bir bütün oluşturduklarını iddia etmektedir. Modern bilim hem indirgeyiciliği, hem nedenselliği hem de nesnelliği temelinden sarsmıştır. Özellikle mutlak uzay ve mutlak zaman kavramları 20. yüzyılda gelişmiş olan Görelilik ve Kuantum kuramları ile yerlerini göreli uzay ve göreli zaman kavramlarına terk etmişlerdir.

Bu ifadenin anlamı; her gözlemde gözlemcinin payı olduğudur. Yani gözlenen varlık bir miktar gözlemcinin ürünüdür. Varlık sadece nesnelere indirgenemez. Ama “gerçek hayal ürünüdür” şeklinde bir ifade de diğer uca kaçmak demektir. Doğru yaklaşım “varlık hem nesneldir hem de düşünce  ürünüdür” demektir. Sonuç olarak ontolojinin epistemolojiden bağımsız olmadığını ve birbirlerini etkileyerek dönüştürdüklerini söyleyebiliriz.

Başa Dön

SORU: Kuantum teorisinde Özgür İrade kavramı nasıl yer tutar?

Tüm nesnelerin hem dalga hem parçacık özelliğine sahip oldukları görüşü Kuantum kuramı tarafından ileri sürülmüş ve deneysel olarak da kanıtlanmıştır. Nesnel parçacıklar olan elektronlarla yapılan deneyler onların da dalgasal bir yapı sergilediklerini açıkça göstermiştir. Şu halde her varlığın iki farklı fakat tamamlayıcı yönü bulunmaktadır. Bu iki yönden biri dalgasal yapının gereği olan süreklilik ve uzam içinde sınırsızlık, diğeri ise kesiklilik ve parçacık yapısının gereği olan sınırlılık ile sonluluk. Her iki özellik de aynı derecede temel ve önemlidir. İki özelliği ayırmak yerine birleştirmenin önemli ve gerekli olduğu kanısındayım. Çünkü bu iki özellik sadece cansız nesnelere ait olmayıp, tüm var olan canlı ve cansızların temel yapısında bulunmaktadırlar. Bu bakımdan bu iki özellik insan yapısında da bulunurlar. Süreklilik ve sınırsızlık bizim tin boyutumuzu, sonluluk ve sınırlılık ise bizim beden boyutumuzu oluşturur.

Tin boyutunda, bizim kendi yetimiz olan düşünce boyutu olduğu kadar çevrenin bize vermiş olduğu varsayımlar ve önkabuller de bulunur. Düşüncemizde özgür olduğumuzu sansak da çevrenin ve yaşadığımız toplumun kültürel baskıları özgür düşünmemizi engeller veya en azından bazı kısıtlamalar getirir.

Beden boyutunda ise genetik ve kalıtımsal özellikler olduğu kadar, doğuştan itibaren taşıdığımız bazı psikolojik bozukluklar da bulunabilir. Bu bakımdan bedenimiz de bizim özgür irademizi kısıtlar.

Tüm bu baskılar ve yönlendirmeler çerçevesinde insanın özgür iradesi ancak belli bir oranda kendini tam olarak ifade edebilir. Bu durumda yapılacak şey özgür irademizi anlamlı bir yaşam tarzı oluşturmak için yönlendirmektir. Anlamlı yaşam, mümkün olduğunca orta yolu izleyerek ve hem kendisine hem de çevresine yararlı bir kişi olmayı başarabilmekten geçer."

Başa Dön

Soru: Tum Kuantum fizikçileri spiritualist olmak zorunda mıdır? Kuantum fiziğini anlayıp kabul etmek bunu mu gerektiriyor? Tum kuantum fizikçileri düşüncelerimizle hayatımızı oluşturduğumuz fikrine mi sahip? Fiziğin bu dalı bizi doğal olarak bu noktalara mı götürüyor, yoksa bu fikir, bazi Kuantum fizikçilerinin subjektif görüşü müdür?

Yirminci yüzyılın başlarında geliştirilmiş olan Kuantum Kuramı nesne ile özne arasındaki farkı ortadan kaldırıyor. Gözlenen dünya gözleyenden bağımsız değildir. Yani bizden bağımsız bir nesnenin varlığı tartışmalıdır. Eğer bizim dışımızda, bizden bağımsız bir dünyanın varlığına inanıyorsak bunun nedeni aynı kültürü paylaşmamız ve aynı mercekten dünyaya bakmamızdır. Günümüzden diyelim 4000 yıl önce yaşamış olan insanların dünyaya bakış açıları ve gerçeği tanımlamaları bugünkünden çok farklıydı. Bugünkü dünya tamamen maddesel değerler etrafında dönmektedir. Oysa ki o dönemde maddeden çok manevi (ruhsal) değerler önemliydiler. Fakat, 21. yüzyılda daha bütünsel düşünmek durumundayız. Artık madde sadece nesne değil aynı zamanda enerjidir. Maddeye yoğun enerji olarak da bakabiliriz. Gerek Kuantum Kuramı gerekse Görelilik (rölativite) kuramları maddenin enerjiye ve enerjinin maddeye dönüşebileceğini hem matematiksel hem de deneysel olarak kanıtlamış durumdadırlar. Şu halde her nesne bir enerji yumağıdır ve dalgasal bir yapıya sahiptir.

 

Bizlerin de 21. yüzyılda bu gerçeği anlayıp gündelik hayatımıza uygulamamız gerekir. Var olmanın mekanizması enerji alış verişidir. Enerji ise tanımı olmayan fakat çeşitli şekilleri ile bilip açıklayabildiğimiz bir kavramdır. Potansiyel enerji, kinetik enerji, elektrik enerjisi, atom enerjisi olabildiği gibi ruhsal enerji de vardır. Günümüzde bu gerçeği bilim kabul etmek istemiyorsa nedeni ruhsal enerjiyi hala deneysel olarak ölçemediği içindir. Fakat uzak doğu kültüründe ki enerjisi olarak tanımlanmış olan ruhsal enerji kabul edilmektedir.

 

Batı bilimi indirgeyici ve pozitivist bir yaklaşım içinde olduğundan bütünsel enerjileri anlamakta zorluk çeker. Reiki enerjisi evrenin bütünsel enerjisidir ve onu da batı bilimi anlayamaz. Kısaca batı görüşü içine saplanıp kalmış olan fizikçiler ruhsallıktan uzak dururlar. Sanki, ruhsal enerjiyi kabul etseler herkes onlarla alay edecekmiş korkusu içinde yaşarlar. Bu da akademik çevrelerin kabul görmüş paradigmasından kaynaklanır. Akademik çevre içinde olan bir bilim adamı o çevrenin etkisi altında belirli bir dünya görüşüne tutunur. "Tutunur" diyorum çünkü o görüş sayesinde varlığını sürdürür ve saygın bir kişi olarak kabul edilir. Aksi taktirde dışlanır. Ben, akademik çevrelerden maaş almadığım için fikrimi serbestçe söylemekten çekinmiyorum. Çünkü beklentim yok.

 

Ruhsallık ayrı bir yaklaşım ve ayrı bir paradigmadır. Analitik düşünce ile, indirgeyici ve yerel bakışla ruhsallık anlaşılamaz. Umarım gelecek nesiller bu konuda daha bütünsel bakmayı kabul edeceklerdir.

Başa Dön

SORU: Trans hali bir kuantum sıçraması mıdır?

 

Trans anına geçiş gerçekten de bir kuantum sıçramasıdır. Yani aniden bilinen 3-boyutlu gerçeklik dünyasından ayrı bir gerçekliğe geçiştir. Hayal veya zan âlemi demiyorum, çünkü o boyutta algilanan bilgiler bu dünyada yararlı şifa olabilir. Bilinçaltı da değildir. Çünkü bilinç altı insanın bu dünyada edindiği tecrübelerden istemediği veya rahatsız olduğu bazı olayları süpürdüğü bir alandır.

 

Trans veya vecd alemi bir temaşa âlemidir. Temaşa ile önce düşüncede imgeler oluşur sonra da şuhud âleminde şahid olunur. İnsanın bir beden boyutu bir de ruhsal boyutu vardır ki bu aynen nesnelerin parçacık ve dalga özelliklerine benzer. Dalga özelliğine sahip olan ruh diğer boyutlara kuvantik sıçramalarla uzanıp yeni durumlara şahid olabilir.

Başa Dön

Soru: Yazılardan birinde; bedenimizdeki tek bir hücrede bile evrenin tüm bilgisini taşıdığımızdan söz ediliyordu... bu ifadeyi biraz açar mısınız?

"bedenimizdeki tek bir hucrede bile evrenin tum bilgisini taşıyoruz". Bu sözün anlamı iki türlü anlaşılabilir.

1. Fiziksel bedenimizi oluşturan genler ve DNA moleküllleri en eski dönemlerden bu yana pek de değişmeden günümüze gelmişler. Hemen her tür canlının genleri arasında büyük benzerlikler var. Örneğin maymun geni ile insan geni % 99 benzelik gösteriyor. Demek ki, molekül düzeyinde tüm canlılar birbirleriyle ortak köklere sahip. Yani, evrenin olmasa da dünyamızın tüm bilgisi hücrelerimizde (bedenimizde) mevcut.

2. Bir de astral bedenimiz var. Bu beden enerji kozası gibi tüm fiziksel bedenimizi kuşatır. Onun algıladığı bilgiler tüm evrenden gelmekte. Çünkü bu bilgiler ışıktan dahi hızlı bir şekilde yayılırlar. Biz insan olarak hem fiziksel hem de astral (veya ruhsal) bir beden sahibi olduğumuza göre evrenin tüm bilgisine sahibiz. Ancak bu bilgiyi pratik olarak kullanmayı unutmuşuz. Batının akıl ve mantık içeren rasyonel bakışı tüm bu kadim bilgileri ret etmemize ve tümüyle göz ardı etmemize neden olmuş. Ama, insanlık tekrar o bilgileri hatırlayacak ve kullanır hale gelecektir.

Başa Dön

Soru: Düşüncelerimizden bile sorumlu olduğumuza göre pozitif düşünmek için ne yapmalıyız ?

Pozitif düşünür duruma gelmek için, pozitif düşünmeyi engelleyen “elemanları/etmenleri” oradan kaldırmak gerek. Bu olumsuz etmenler, bireyi; sadelikten, safiyetten uzak tutan ve bedensel benimizle ilgili sahte benliklerimizin oluşturduğu tortular ve dirençlerdir. Bunlara kısaca ve simge olarak “kabuklar” da diyoruz ki bunlar aynı zamanda astral kirliliğin de elemanlarıdır.

Özellikle şu devre sonu günlerinde, şuurda uyandırıcı (kıyam ettirici) devre sonu etkisine farkındalık hali ve teslimiyeti içinde uyumlanma cehtini göstermek bu yolda başarı sağlamamızı kolaylaştıracaktır. Ama bu uyumlanmanın önündeki en büyük engel bedensel benimizin içeriği ve onun süptilitesidir yani, simgesel ifadesiyle “kabuklar” dan arınmışlığıdır.

Sahte benlikler, duygusallıklar, bencillikler, enaniyet ve bireysellikten dolayı  içsel dengenin kurulmamış ve devre sonunun şuurda uyandırıcı etkisine uyum sağlanamamış olması “direnç” durumunu oluşturur. Bu anlamda “direnç” ise; gelen tesire, farkındalık hali içinde uyumlanmayı engeller. Dolayısıyla birey, erdemli kişilere öz- gü  pozitif yayın odağı olma niteliğini sergileyemez.

Yukarıda değindiğimiz, pozitif düşünceyi engelleyen elemanlar/etmenler; aynı zamanda, içsel gelişim yolunda ilerlememizi, belli mekan ve zamanda belli bir ivme ile yol almamızı engelleyen görünmeyen “zincirlerimiz”dir. Bunlar aynı zamanda dünyasal “örtülerimiz” dir; beşeri ve dünyasal empozisyon ve koşullandırmalarla oluşan “örtüler”: Yaşam planımız gereği olan “asıl/gerçek kişilik örtülerimiz” i  örten, dolayısıyla yaşam planımızı uygulamamızı engelleyen bariyerler…

Dünyasal/beşeri koşullandırmaların, maddesel esaretin ve nefsin zulmünün simgesi olan “zincirlerimiz” in farkına varmak için atalet içinde olmamak yani, yürüyor olmak gerek. Çünkü bu, pozitif düşünmenin, pozitif bir içsel yapıya ve mantaliteye sahip olmanın önündeki en büyük engeldir. Asıl şahsiyetimizin (öz kendimizin) bedensel bende tezahür etmesinin önündeki en büyük engel budur.

Başa Dön

Sorularınız için: editor@astroset.com

© Astroset 2003-2017